spor yargısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor yargısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2014 Perşembe

Bir Sempozyumun Ardından

Dün Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeydim. ARTI Hukuk Grubu'nun düzenlediği Spor Hukukunun Güncel Sorunları ve Tahkim Sempozyumu'nu izledim.

Yoğun katılım beni hep şaşırttı hem de sevindirdi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerini ve diğer genç izleyicileri tebrik ederim.

Sempozyumla ilgili uzun bilgi vermek istemiyorum. Dikkat çekmek istediğim hususları paylaşmakla yetineceğim.

I) Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Başkanı, TFF Tahkim Kurulu Eski Başkanı, Yargıtay Onursal Başkanı Hasan Gerçeker'in görüşlerinin önemli bölümü tartışmaya açıktı.

A) Gerçeker, spor tahkimi ile ilgili Anayasa değişikliğini savundu. Gerçeker, sporun entegre bir sistem olduğunu, uluslararası federasyonların sporun sorunlarının spor camiası içinde çözümlenmesini" istediğini, Türkiye'nin yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalması nedeniyle Anayasa'nın değiştiğini ileri sürdü.

Gerçeker, TFF için yapılan iptal başvurusunda Anayasa Mahkemesi'nin GSGM Spor Tahkim Kurulu ile ilgili de iptal kararı verdiğini söyledi.

Bu görüşlere katılmak mümkün değil.

1) Uluslararası spor federasyonları sporla ilgili uyuşmazlıkların sporun içinde çözümlenmesini istiyor. Ancak hiçbiri ulusal federasyonları ve devletleri devlet yargısından bağımsız spor yargılaması sistemi kurmaya zorlamıyor. Zorlayamaz da. Uluslararası federasyonlar da, merkezlerinin bulunduğu devletin yargısına tabidir ve kararları devlet yargısı tarafından denetlenmektedir.

Türkiye'deki spor hukukçuları UEFA ve FIFA'nın baskısıyla Anayasa'nın değiştiğini iddia etmektedir. Bu büyük bir yalandır. UEFA ve FIFA'nın kararları ya merkezlerinin bulunduğu kantonun mahkemeleri veya İsviçre Federal Mahkemesi tarafından denetlenmektedir.

UEFA ve FIFA, Avrupa Komisyonu ile pazarlığa girişmişler; "sporun özel yapısı"nı ileri sürerek spor yargısının bağımsız olduğunu kabul ettirmeye çalışmışlardır. Avrupa Komisyonu ise spor tahkiminin gerekliliğini kabul etmiş ancak sporcuların devlet yargısına başvurmaktan mahrum etmenin insan haklarına ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiştir.

2) Anayasa Mahkemesi, bir başvuruda iki ayrı karar vermedi. GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu için iki ayrı başvuru yapılmıştı. Anayasa Mahkemesi farklı gerekçelerle kurul kararlarına karşı devlet yargısına başvuruyu yasaklayan hükümleri iptal etti ve yasa koyucuya boşluğu doldurması için süre verdi.

TBMM süre sonuna kadar bekledi ve bir hukuk devletinde asla mümkün olmayacak uygulamaya imza attı. Kanunları Anayasa'ya uygun hale getirmek yerine Anayasa'yı değiştirdi. Anayasa değişikliğinin gerekçesinde ise uluslararası anlaşmalara, uluslararası federasyon kurallarının bağlayıcılığına değinildi. Oysa ki devlet UEFA'ya, FIFA'ya üye değildi. Bu kurumlara üyelik uluslararası anlaşmalarla gerçekleşmemişti. UEFA ve FIFA'nın mevzuatın değiştirilmesi yönünde bir isteği bulunmadığı gibi, devletin üstünde böyle bir güçleri yoktu.

Yıllardan beri süregelen "FIFA böyle istiyor" yalanı ile Anayasa değiştirildi. Artık Anayasa'da Anayasa'ya aykırı bir hüküm bulunuyor.

B) Gerçeker, 6222 sayılı Kanun ile şike ve teşvik priminin suç olarak düzenlendiğini hatırlattı. Gerçeker, ceza mahkemesinin kararları ile spor kurullarının kararları çeliştiğinde kamuoyunda şüphe oluştuğunu iddia etti.

6222 sayılı Kanunda düzenlenen şike ve teşvik primi suçları ile TFF talimatında öngörülen şike ve teşvik primi suçlarının unsurları farklıdır. 6222'de bir menfaat karşılığında faaliyetin yapılması öngörülmüşken, TFF talimatında menfaat karşılığı aranmamaktadır. Talimata göre şike teşkil eden bir davranış, 6222 sayılı Kanun uyarınca suç olmayabilir.

Üstelik 6222 sayılı Kanun, Nisan 2011'den sonra gerçekleşen faaliyetlere uygulanabilecektir. Ağır ceza mahkemesi de bu hususa dikkat çekmiş; Nisan 2011'den önce gerçekleşen bazı faaliyetlerin aslında şike ve teşvik primi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ancak kanunun yürürlüğü sebebiyle bu faaliyetlere ceza verilemeyeceğini açıklamıştır. Oysa bu fiiller TFF talimatı uyarınca cezalandırılmalıydı.

C) Gerçeker, CAS'a başvurunun bireysel başvuru gibi bir başvuru olduğunu iddia etmiştir. Bu iddia doğru değildir. Sistem ve şartları oldukça farklıdır.

D) Gerçeker, sempozyumun birinci ve ikinci oturumunda birkaç kez İsviçre Federal Mahkemesi'nin "ben CAS'ın işine karışmam" dediğini ve CAS aleyhine yapılan itirazları reddettiğini iddia etti.

Bu iddia doğru değil. Hukuki yönden kabul edilmesi mümkün değil.

İsviçre Federal Mahkemesi, CAS kararlarına karşı yapılan başvuruları ciddi şekilde değerlendirmektedir. Eğer iptal şartlarından biri gerçekleşmiş ise, CAS'ın kararlarını hiç tereddüt etmeden iptal etmektedir. İFM CAS'ın birçok kararını iptal etmiştir.

E) Gerçeker'e SGM Tahkim Kurulu'nun itiraz halinde sadece itirazın reddine, kabulüne veya itiraz konusu kararın değiştirilerek karara bağlanmasına karar verebileceğini ancak uygulamada Kurul'un bozma kararı vererek kararı ilgili federasyona geri gönderdiğini hatırlattım. Bunun sebebini sorduğumda, Gerçeker "savunma alınmadan karar verilmiş oluyor. Savunma alınması için kararı iade ediyoruz" dedi.

Mevzuatta kararın federasyon disiplin kuruluna iadesine izin veren bir hüküm bulunmuyor. Gerçeker'in iddia ettiği gibi, eğer savunma alınmadan karar verilmişse, savunmayı SGM Tahkim Kurulu'nun alması gerekiyor. SGM Tahkim Kurulu, kanunda yer almayan bir yetki yaratıp boşu boşuna yargılama süresini uzatıyor.

F) Gerçeker, SGM Tahkim Kurulu kararlarının yayınlanmamasının sebebi sorulduğunda, bu yönde bir çalışmalarının olduğunu ve en kısa zamanda kararların yayınlanacağını söyledi. Uzun zamandan beri her toplantıda bu cevabı alıyoruz. Çalışma bir türlü sonuçlandırılamadı.

G) Konuşmacılardan Emir Güney, UEFA'nın hukuka aykırı delilleri de temel alarak karar verdiğini söyledi. Bir dinleyici UEFA'nın polis fezlekesini, hukuka aykırı tapeleri dikkate alarak karar verdiğini; CAS sürecinde UEFA'nın Fenerbahçe ile pazarlık yaptığını iddia etti. Gerçeker, hukuka aykırı delillerin dikkate alınamayacağını, uygulamanın Anayasa'ya aykırı olacağını, spor yargısının da aynı ilkelerle bağlı olduğunu söyledi.

Türk hukuku açısından bu görüşler kabul edilebilir ancak UEFA ve CAS sürecinde değerlendirilen delillerin hukuka aykırılığı tartışmalıdır. Aşağıda bu konuya ilişkin tartışmaya değineceğim. Ancak bir noktaya açıklık getireyim. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da atıf yaparak, şike gibi büyük suçlarda hukuka aykırı elde edilen ve insanlık onurunu yaralamayan delillerin temel alınabileceğini açıklamıştır: http://goo.gl/kRJah7. İsviçre Federal Mahkemesi, Mart ayında CAS'ın FC Karpaty kararına karşı yapılan iki itiraz üzerine verdiği kararlarda, bir futbolcunun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak değerlendirilmesini kabul etmiştir: http://goo.gl/UH09Wn, http://goo.gl/nVM1At.

UEFA, FIFA, CAS, İFM önündeki süreçleri değerlendirirken Türk hukukunu değil, İsviçre hukukunu dikkate almak gerekir. Türk hukukuna göre yapılacak değerlendirme fahiş hata olur.

II) Yrd. Doç. Dr. Yusuf Yaşar'ın tebliğ konusu "6222 Sayılı Kanunda Yer Alan Önleme ve Koruma Tedbirleri" idi.

Sayın Yaşar, tebliğ konusunun dışına çıkarak kendisine ayrılan zamanın önemli bölümünü 3 Temmuz sürecine ve uluslararası spor tahkim kurullarına ayırdı.

A) Yaşar, şike davasında temel alınan dinleme kayıtlarının hukuka aykırı olduğunu iddia etti. Yaşar, dinleme kararının 6222 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce alındığını, dinleme kararı alınırken henüz ortada bir suç olmadığını belirtti. Yaşar, ceza mahkemesinin kararının hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay'ın ise bu hukuka aykırılığı görmek istemediğini, gözüne kalın bir siyah bant çektiğini açıkladı.

Yaşar'a, "bazı akademisyenlerin dinleme kararının örgüt suçu için alındığını ve şikenin örgüt kapsamında gerçekleşmesi sebebiyle dinleme kayıtlarının hukuka uygun olduğunu düşündüklerini" söyleyerek, bu görüşe ilişkin düşüncelerini sordum. Yaşar'ın cevabı, "örgüt olduğunu iddia ediyorlar. Ne örgütü? Bir futbolcuyu bir büyüğü arıyor. O da büyüğünü kırmıyor. Gidip konuşacağını söylüyor. Birkaç gün sonra ayarlayamadığını ve kendisinin de oynayamayacağını söylüyor. Burada örgüt yok" şeklinde oldu.

CAS kararında grup halinde ve birçok koldan şike faaliyetinde bulunulduğu belirtildi. Bu grubun örgüt olup olmadığını ceza hukukçuları değerlendirmeli!

B) Yaşar, öğrencilere uluslararası tahkim mahkemelerini gözlerinde büyütmemelerini önerdi. O kurumlarda tekel oluştuğunu, hep aynı hakemlerin davaları aldığını söyledi.

Yaşar, yanında SGM Tahkim Kurulu başkanının oturduğunu hatırlamış olacak ki, yukarıdaki görüşü paylaştıktan birkaç dakika sonra tekrar söz aldı ve "Hasan Gerçeker gibi bir hukukçunun kurulda olmasından ötürü ne kadar şanslı olduğumuzu; Hasan Gerçeker'in yer aldığı bir kurulun kararlarından şüphe edilemeyeceğini" söyledi.

Yaşar'ın görüşlerinin bir açıdan doğru bir açıdan yanlış olduğunu belirtmek gerekir.

CAS'ın içinde bir yapılanma olduğu, belli kurumların hep aynı hakemleri seçtiği, bazı kararların şüpheli olduğu uluslararası camiada da dile getirilmektedir. Ancak bu durum, hakemlerin meslekî geçmişini ve kalitesini göz ardı etmeyi gerektirmez. Spor tahkimi ile sınırlı açıklama yapmak gerekirse, CAS, DIS, CBAS, Chambre Arbitrale du SportSDRCC gibi kurumlara kariyerinde belli seviyeye gelmiş hukukçular alınmaktadır. Spor tahkimi dışında faaliyet gösteren tahkim kurumlarındaki hakemler de meslekî açıdan önemli mevkiler işgal etmiş/eden hukukçulardır.

Hasan Gerçeker'in içinde bulunduğu tahkim kurulunun kararlarından şüphe edilemeyeceğine dair görüş de hukukî değildir. Duygusal bir söylemdir. Her kurumun kararları tartışmaya açıktır. Tartışılmalıdır. Yargıtay Onursal Başkanı'nın varlığı bir kurulu dokunulmaz kılmaz. Üstelik bu kurul bugüne kadar birçok tartışmalı karara imza atmıştır. Özellikle dopingle ilgili kararları ciddi biçimde ele alınmalıdır. Kurulun kararları yayınlanınca tartışmalar başlayacaktır.

III) Toplantı başkanı Av. Emin Özkurt'a elektronik biletle ilgili görüşleri soruldu. Özkurt, İngiltere'ye gittiğinde arkadaşının ona bilet aldığını ve sadece biletini göstererek stadyuma girdiğini; Türkiye'de olsa pasaport bilgilerini vermesi gerektiğini söyledi. Özkurt, fanatizmle mücadelede lider durumda olan İngiltere'nin ekstra önlemler almadığını hatırlattı.

SONUÇ

Sempozyum, bir öğrenci topluluğundan beklenenin üzerine kaliteli düzenlendi. Umarım ARTI Hukuk Grubu farklı görüşleri de dile getirecek konuklar çağırarak daha kapsamlı toplantılar düzenler. Bu grubu takip etmek lazım!

29 Ocak 2014 Çarşamba

IAAF'in Dopingli Sporcular Listesinde 32 Türk Atlet Yer Aldı

Az önce Anadolu Ajansı, IAAF'in doping cezalısı sporcular listesinde 32 sporcu olduğunu duyurdu. IAAF, 149 numaralı bülteni ile listeyi açıkladı. IAAF, bu listeyi Türkiye Atletizm Federasyonu'ndan aldığı bilgilere göre oluşturdu.

Anadolu Ajansı'nın haberinde sadece doping cezası alan atletlerin isimleri paylaşılmış. Bu sporcuların hangi ihlalden ötürü kaç sene ceza aldıkları belirtilmemiş. Cezaların sona ereceği tarihler de haberde yer almamış.

Anadolu Ajansı'nın haberindeki eksikleri tamamlamak amacıyla sporcuların listesini ihlal sebebi ve cezanın biteceği tarihleri belirterek açıklayacağım.

149 numaral bültene baktığımızda, İzmir Türkiye Şampiyonası ve Gençler Türkiye Şampiyonası'nda birçok sporcunun doping maddesi kullandığını görüyoruz. Yarışma dışı doping kontrollerinde yakalanan sporcuların sayısı da dikkat çekici.

Listede hesaplama yanlışları göze çarpıyor. Dilek Esmer, Emel Güngör, Kaan Sencan ve Fatih Eryıldırım 2 sene 6 ay ceza aldılar. Ancak IAAF sitesinde sadece 6 aylık ceza verilmiş gibi hesaplama yapılmış. Bu yanlış IAAF tarafından düzeltilecektir.

Bu liste, Atletizm Federasyonu'nun dopingten sınıfta kaldığını gösteriyor. Her ne kadar federasyon yetkilileri bu kadar çok sayıda sporcunun yakalanmasını dopingle mücadele gösterdikleri başarı olarak yansıtsalar da, ilgili herkes bu testlerin federasyon yetkililerinin şiddetli muhalefetine rağmen yapıldığını biliyor. Doping kontrol görevlilerine yer gösterilmediği, alana alınmadıkları; bazı sporcuların testlerden kaçırıldığı medyada haber olmuştu.

Federasyonun yeni yönetiminin doping konusunda nasıl bir politika izleyeceğini göreceğiz.

Bir konuyu daha gündeme getirmek gerekiyor. Bu listede yer alan sporcuların hangi kulüplerin bünyesinde yarıştıklarını biz biliyoruz. Kamuoyu bilmiyor. Özellikle iki kulübün ön plana çıktığını görüyoruz. Spor Bakanlığı bu kulüpler hakkında soruşturma açacak mı? Sadece antrenörlere ceza verilerek skandalın unutturulması düşünülmesin! Bu kulüpler sistematik dopinge imza atıyor. Gerekirse bu kulüplerin Atletizm Federasyonu'na tescillerinin iptal edilmesi gerekiyor.

Atletizm Federasyonu bu sporcuların listesini, kulüplerini beliterek kamuoyu ile paylaşmalıdır. Belli kulüplerin sporcuların zehirlediği kamuoyu tarafından bilinmelidir. Ancak federasyonun güçlü kulüpleri karşısına alabileceğine inanmak zor. Şikede olduğu gibi, "paralel devlet", "paralel federasyon" saçmalıklarını duyma ihtimali de çok yüksek.

Aşağıda IAAF'in genel listesinde ve son bülteninde yer alan Türk sporcuların listesini bulacaksınız.

Umut Aday - 24 Haziran 2015

Elif Akbaş (Stanozolol) - 13 Haziran 2015

Burcu Akmazoğlu (Stanozolol & Dehydrochloromethyltestosterone) - 13 Haziran 2015

Emrah Altunkalem - 25 Haziran 2015

Eşref Apak - 25 Haziran 2015

Çağdaş Arslan - 25 Haziran 2015

Veysi Aslan (Metenolone) - 13 Şubat 2015

Mazlum Aydemir (Metenolone) - 10 Eylül 2014

Süreyya Ayhan Kop (Stanozolol) - Ömür boyu men

Adewummi BAMHIHIYBIN - 13 Haziran 2015 (Bu sporcu KKTC vatandaşı)

Büşra Baş - 24 Haziran 2015

Alemitu Bekele (yasak madde/metot kullanmak, kullanmaya teşebbüs etmek) - 14 Şubat 2016

Sarık Bilgin (Stanozolol) - 13 Haziran 2015

Hasan Birinci - 24 Haziran 2015

İsa Can - 25 Aralık 2013 (Cezanın 2 yıl 6 ay olduğu yazılmış. Doğrusu 25 Aralık 2015 olmalı)

Gökçe Çelenk (Stanozolol & Dehydrochloromethyltestosterone) - 13 Haziran 2015

Recep Çelik (Metenolone) - 29 Mayıs 2014

Emrah Çoban (Doping kontrolüne girmeyi reddetmek) - 8 Mayıs 2015

Kübra Danış (Stanozolol & Dehydrochloromethyltestosterone) - 13 Haziran 2015

Burak Demir - 25 Haziran 2015

Oğuzhan Demir - 24 Haziran 2015

Meryem Erdoğan (yasak madde/metot kullanmak, kullanmaya teşebbüs etmek) - 14 Şubat 2014

Batuhan Buğra Eruygun - 25 Haziran 2015

Fatih Eryıldırım - 25 Aralık 2013 (Cezanın 2 yıl 6 ay olduğu yazılmış. Doğrusu 25 Aralık 2015 olmalı

Dilek Esmer - 24 Aralık 2013 (Cezanın 2 yıl 6 ay olduğu yazılmış. Doğrusu 24 Aralık 2015 olmalı)

Emel Güngör - 26 Aralık 2013 (Cezanın 2 yıl 6 ay olduğu yazılmış. Doğrusu 26 Aralık 2015 olmalı)

Ümmühani Karaçadır - 24 Haziran 2015

Kıvılcım Kaya Salman - 24 Haziran 2015

Ali Ekber Kayas (Oxandrolone) - 2 Mayıs 2014

Esen Kızıldağ Kale - 25.06.2015

Handan Koçyiğit (Metenolone) - 29 Mayıs 2014

Cansu Korur - 25 Haziran 2015

Özge Kurteş - 25 Haziran 2015

Serkan Lapçin - 26 Haziran 2015

Karin Melis Mey (Testosterone) - 7 Ağustos 2014

Simge Olçun - 26 Haziran 2015

Gülsüm Özdemir Güneş (Stanozolol) - 7 Haziran 2015

Urfan Özolan - 26 Haziran 2015

Nilgün Öztürk (Methandienone) - 2 Haziran 2014

Narin Sağlam - 25 Haziran 2015

Pınar Saka (Biyolojik Pasaport) - 2 Haziran 2016

Serhat Soyer - 26 Haziran 2015

Tuğçe Şahutoğlu (Müsabaka dışı test) - 7 Haziran 2015

Furkan Şen - 25 Haziran 2015

Kaan Şencan - 26 Aralık 2013 (Cezanın 2 yıl 6 ay olduğu yazılmış. Doğrusu 26 Aralık 2015 olmalı)

Serdar Tamaç - 25 Haziran 2015

Berkay Tolun (Stanozolol) - 6 Haziran 2015

Semra Türk Akdoğan - 25 Haziran 2015

Elif Yıldırım - 25 Haziran 2015

Ebru Yurddaş - 25 Haziran 2015

18 Temmuz 2013 Perşembe

Galatasaray Sportif A.Ş.’den Açıklama

Galatasaray Sportif A.Ş., TFF Tahkim Kurulu'nun yabancı oyuncu sınırının kaldırılması talebini reddetmesinden sonra açıklama yayınladı.

"Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu 18 Temmuz 2013 Perşembe günü itibarı ile Kulübümüzde forma giyen Avrupa Birliği (AB) vatandaşı yedi futbolcumuzun Türkiye Futbol Federasyonu’nun AB vatandaşı futbolculara yönelik getirdiği sınırlamaya karşı yaptıkları başvuruya ilişkin kısa kararını açıklamıştır. 


Her ne kadar basın organlarında başvuruların başvuru süresine ilişkin bir gerekçe ile reddedildiği belirtilse de –ve bu Tahkim Kurulu’nun başvuru müddetini başlattığı tarihe ilişkin itirazlarımız saklı kalmak üzere- asıl altı çizilmesi gereken Tahkim Kurulu’nun yargı yetkisine dair yaptığı değerlendirmedir. Tahkim Kurulu açık bir şekilde AB yurttaşı futbolcuların hangi statüde forma giymeleri gerektiği hususunun Tahkim Kurulu talimatının 2. Maddesi kapsamında olmadığını ve kendi yargı yetkisi içine girmediğini belirtmiştir. Dolayısıyla Tahkim Kurulu bu konuda asıl yargı yetkisinin Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde olduğunu kabul etmiştir. Yetkili yargı makamının tespitine yönelik bu tespit sürecin devamı açısından büyük önem taşımaktadır.

Tahkim Kurulu’nun bu tespitinin akabinde Kulübümüzde forma giyen AB vatandaşı futbolcularımız ve Kulübümüz, verilen kararın doğal bir sonu olarak, hukuki mücadelelerini yetkili Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri önünde devam ettireceklerdir. Mezkur şahıslar en kısa süre içinde konuya ilişkin başvurularını yetkili Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine ileteceklerdir. Tahkim Kurulu’nun bu kararı diğer spor kulüplerinde forma giyen tüm AB yurttaşı futbolcular için de Türk mahkemelerine benzer başvurular yapılmasının da kapısını aralamıştır.

Bu vesile ile hatırlatmak isteriz ki Galatasaray camiası olarak tek talebimiz hukukun gereğinin yerine getirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin akdettiği, anayasamız gereği kanun hükmünde olan uluslararası andlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerimize riayet edilmesidir. Talebimiz 1963 tarihli Türkiye-AB Ortaklık Andlaşması’nın ve 1970 tarihli Katma Protokol’ün hukuka uygun şekilde uygulanmasıdır. 

Unutulmamalıdır ki bu talep hem hukukun, hem de devletimizin uzunca süredir takip ettiği resmi dış politikasının bir gereğidir. Türkiye Cumhuriyeti uzunca yıllardır bu andlaşmaların gereği gibi uygulanması için Avrupa çapında önemli mücadeleler vermiş ve Nihat Kahveci kararı örneğinde görüldüğü üzere önemli başarılar da elde edilmiştir. Eğer başvurumuz yönünde karar verilmezse elde edilen bu başvurular tehlikeye atılacak, Avrupa’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının hakları riske edilecek, resmi dış politikamıza halel gelecek ve başta Türkiye Futbol Federasyonu gibi kurumlarımız yol açtıkları maddi zararlardan ötürü uzun sürecek ulusal ve uluslararası hukuki mücadelelere maruz kalacaklardır. 

Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin hukukun gereğini yerine getireceğine, belirttiğimiz zararları engelleyecek ve ülkemizin uluslararası plandaki itibarını koruyacak kararlara imza atacaklarına ilişkin güvenimiz tamdır.

Galatasaray Sportif A.Ş."

13 Temmuz 2013 Cumartesi

UEFA'dan Kurtuldular. Ya FIFA?

Bugün spor medyası müjdeli haberi verdi.

UEFA Temyiz Kurulu, UEFA Disiplin Kodu'nun 2013 versiyonunu uygulamayacak. Böylece olası ceza kararlarından sonra UEFA'nın TFF'ye ceza vermesine izin veren yeni disiplin kuralı işletilemeyecek. TFF'nin Fenerbahçe ve BJK'ye ceza verip veremeyeceği tartışılmayacak. UEFA, TFF'yi ve TFF üzerinden Türk futboluna yaptırım uygulayamayacak.

Geçen günlerde UEFA'nın ilgili kuralının uygulanamayacağını yazmıştım. Teknik açıklamalarla vakit almamak için detaya girmemiştim. Yeni bir ceza hükmü, sanık lehine düzenleme getirmediği müddetçe geçmişe etkili uygulanamaz. UEFA Disiplin Kodu'nun 2013 versiyonunda getirilen çoğu düzenleme ceza hükmüdür. Bu hükümlerin geçmişe etkili uygulanması söz konusu olamaz.

Türk medyası şike yapanların korunmasını müjdeli haber olarak sunabilir. Bununla birlikte, FIFA'nın yaptırım yetkisi devam ediyor.

FIFA Disiplin Talimatı'nda FIFA'nın ciddi ihlalleri soruşturmayan ulusal federasyonlara yaptırım uygulayabileceği öngörülmüştür. PFDK'nın ihalleri soruşturduğu ancak suç tespit etmediği iddia edilebilir. Bu iddiaya karşı ise ceza mahkemesinin mahkumiyet kararları ile UEFA Temyiz Kurulu'nun olası ihlal kararları ortaya konarak PFDK'nın görevini ihmal ettiği ileri sürülebilir. TFF kurullarının gereği gibi soruşturma yapmadığı kabul edilebilir.

Bu durumda FIFA, yeniden yargılama talep etmeksizin TFF'ye ceza verebilir. UEFA TFF'ye uluslararası faaliyetlerden menden Türkiye'de futbol faaliyetlerinin durdurulmasına kadar geniş bir yelpaze içinde yaptırım uygulayabilir.

UEFA Temyiz Kurulu'nun olası ihlal kararları bir sürecin sonu olacak. Kulüpler için CAS süreci başlayacak. Trabzonspor ve adalet arayan diğer gruplar ise FIFA'nın kapısını çalabilecek.

Türk medyası dereyi görmeden paçaları sıvamasın! Önümüzde çok uzun bir yol var.

27 Haziran 2013 Perşembe

TFF Yeniden Yargılama Yapabilir mi?

UEFA Disiplin Kurulu'nun BJK ve Fenerbahçe SK'ya verdiği cezanın ardından TFF'nin şikeden ceza alan isimleri tekrar yargılayıp yargılayamayacağı tartışılmaya başlandı. Olası yargılamanın sonucunda iki kulübe küme düşme cezası verilmesi söz konusu olacak.

İki gündür bu konuda çeşitli senaryoları izliyor, okuyorum. Görüşümü paylaşmak isterim.

Yazıyı okumaya üşenenler için hemen açıklayayım: TFF'nin yeniden yargılama yapamayacağını düşünüyorum. TFF ancak hukuk kurallarını zorlayarak, amacından saptırarak yeniden yargılama yapabilir. UEFA'nın yetkisi tartışmalı olmakla birlikte, UEFA ve FIFA TFF'nin gereği gibi soruşturma yapmaması sebebiyle TFF'ye yaptırım uygulayabilir.

YARGILAMANIN İADESİ MÜMKÜN MÜ?

TFF'nin yeniden yargılama yapabileceğini iddia eden hukukçular bu görüşlerini öncelikle TFF Futbol Disiplin Talimatı'nın 92'nci (not: Temmuz 2014 tarihli talimatın 91'inci) maddesine dayandırıyorlar. "Disiplin Yargılamasının İadesi" başlıklı maddeye göre "Disiplin Kurullarının, (...) kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı (...) takdirde; ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu’ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler. Bu talep üzerine ilgili Disiplin Kurulu, inceleme sonucuna göre, önceki kararın değiştirilmesine yer olmadığına karar verebileceği gibi yeni bir karar da verebilir."

Bazı hukukçular, UEFA Disiplin Kurulu kararının yeni bir delil niteliğinde olacağını iddia ediyorlar. Bu hukukçular UEFA Disiplin Kurulu'nun ceza mahkemesi kararını temel alarak verdiği kararların TFF'yi bağlaması gerektiğini belirtiyorlar. PFDK, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmasa bile, mahkemenin şikenin varlığının tespitine yönelik kararı ile bağlıdır. UEFA mevzuatı, TFF mevzuatının temeli olduğu için, UEFA Disiplin Kurulu'nun şikenin tespitine yönelik kararı TFF'yi bağlar. Hiyerarşik ilişki gözardı edilse bile, UEFA Disiplin Kurulu kararı muhakkak yeni bir delil olarak kabul edilmelidir.

Bu görüşe tam anlamıyla katılmak mümkün değil.

Kanımca UEFA Disiplin Kurulu kararının dayanağı olan mahkeme kararının hangi delilleri dikkate alarak karar verdiği incelenmelidir. Ceza mahkemesi, PFDK ile aynı delilleri temel alarak ceza kararı vermişse, UEFA Disiplin Kurulu kararı yeni delil olarak kabul edilemez. Kurumların delilleri farklı nitelendirmesi söz konusudur.

Bununla birlikte, mahkeme iddianamede yer almayan, duruşmalar boyunca elde ettiği ve PFDK tarafından dikkate alınması mümkün olmayan olgulara dayanarak karar vermişse, bu kararı temel alan UEFA Disiplin Kurulu kararları yeni bir delil olarak nitelendirilebilir.

UEFA ve FIFA'DAN KAÇIK YOK

Bazı hukukçular ise yargılamanın iadesinin kesinlikle mümkün olmadığını iddia ediyorlar. Bu iddiayı kabul edersek, TFF'nin kişilere ve kulüplere ceza vermesi mümkün olmaz. Bu ihtimalde TFF'nin başı ciddi anlamda derde girer. UEFA ve FIFA TFF'ye yaptırım uygulayabilir.

Önce UEFA'nın yetkisini anlatayım.

UEFA, şikeyle mücadele etmek için Disiplin Yönetmeliği'nde önemli değişiklikler yaptı. En çarpıcı değişikliklerden biri, UEFA Disiplin Talimatı'nın 23'üncü maddesinde karşımıza çıkıyor. UEFA Disiplin Kurulu, UEFA'nun kuruluş amaçlarının ciddi ihlali hakkında soruşturma yapmaktan imtina eden ya da uygunsuz şekilde soruşturma yapan ulusal federasyonlara ceza verebilir.

UEFA Disiplin Kurulu, kararının kesinleşmesinin ardından TFF'nin hemen ceza vermesini bekleyecek. TFF bundan imtina ederse, UEFA Disiplin Kurulu şike cezası alan şahıslara ve kulüplere ceza vermeyen TFF'ye yaptırım uygulayabilecek.

Bazı hukukçular UEFA Disiplin Talimatı'ndaki yeni hükmün ceza hükmü olduğunu ve geçmişe etkili uygulanamayacağını iddia ediyorlar. Diğer bazı hukukçular ise bunun usul hükmü olduğunu, geçmişe etkili uygulanabileceğini, TFF disiplin kurullarının kesinleşmiş kararları açısından da nazara alınabileceğini ve ceza vermekten kaçınan TFF'ye yaptırımın söz konusu olabileceğini belirtiyorlar.

UEFA Disiplin Kurulu'nun TFF'ye yaptırım uygulayamayacağını kabul edelim. Bu durumda FIFA'nın devreye girmesi söz konusu olabilir. FIFA'nın 2011 yılında yürürlüğe giren Disiplin Talimatı'nın 70'nci maddesinde FIFA'nın ciddi ihlalleri soruşturmayan ulusal federasyonlara yaptırım uygulayabileceği öngörülmüştür.

SONUÇ

UEFA Disiplin Kurulu'nun Fenerbahçe SK ve BJK ile ilgili kararları kesinleştikten sonra TFF'nin yeniden yargılama yapıp yapamayacağı tartışmalıdır. Kanımca UEFA Disiplin Kurulu'nun kararı yeni bir delil değildir. Bu sebeple TFF Disiplin Talimatı'ndaki yargılamanın iadesi mekanizması işletilemez. 

Bununla birlikte, TFF hukuki yolları zorlayarak kulüpleri yeniden yargılama ve onlara ceza verme yoluna gidecektir. Federasyonun elindeki imkan, zorlama ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan yargılamanın iadesi sebeplerinden "bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması"na dayanmak isteyecektir. Belirtmek gerekir ki, bu ihtimal kesinleşen ikinci karar için öngörülmüştür. İkinci karar için yargılamanın yenilenmesine gidilebilir. Aksini kabul etsek bile, TFF bu yola ancak PFDK ve UEFA Disiplin Kurulu kararlarının yargı kararları olduğunu iddia ederek başvurabilir. Bu iddianın kabul edilmesi mümkün değildir.

Bazı hukukçular TFF Tahkim Kurulu'na atıf yapacak ve Tahkim Kurulu kararlarının Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca yargı kararı olduğunu iddia edeceklerdir. Bu hukukçular TFF Tahkim Kurulu kararları açısından yargılamanın iadesini iddia edebilirler. Doğrudur. Anayasa Mahkemesi'ne göre TFF Tahkim Kurulu kararları yargı kararlarıdır. Ancak PFDK kararları yargı kararı değildir.

Hatırlatmak gereki ki, Aziz Yıldırım ve kulüpler hakkında herhangi bir Tahkim Kurulu kararı bulunmamaktadır. Bunların cezalandırılması Trabzonspor ve Bursaspor' un yaptığı itirazlar bu iki kulübün PFDK kararına karşı itiraz hakkı bulunmadığı gerekçesiyle usul yönünden reddedilmiştir. Aziz Yıldırım ve kulüpler hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından yargı kararı olarak nitelendirilen herhangi bir spor yargısı kararı yoktur.

PFDK kararlarının yargı kararı olduğu kabul etsek bile, İsviçre Federal Mahkemesi'nin yerleşik içtihadı uyarınca, spor federasyonlarının disiplin kurullarının kararları (olayımızda UEFA Disiplin Kurulu ve UEFA Temyiz Makamı'nın kararları) yargı kararları olarak kabul edilemez. Bu durumda UEFA Disiplin Kurulu'nun kararları yargılamanın iadesi sebebi olamaz.

Kısacası, TFF yeniden yargılama yapamaz.

TFF'nin yeniden yargılama yapamaması, TFF'nin başını büyük derde sokacak. UEFA ve FIFA TFF'yi uluslararası turnuvalara katılmaktan men etmekten TFF'nin FIFA ve UEFA üyeliğini askıya almaya,Türkiye'deki futbol faaliyetlerini durdurmaya kadar varacak yaptırımlar uygulayabilecektir.

PFDK ve TAHKİM KURULU ÜYELERİ İSTİFA ETMELİDİR

PFDK ve Tahkim Kurulu üyeleri Türk futbolunu ateşe atmıştır. Kimse Yıldırım Demirören'i ve onun yönetim kurulunu, sürece müdahil olan siyasi partileri suçlamasın! Disiplin makamlarına getirilen hukukçular, özellikle akademisyenler sadece hukuku uygulamak zorundaydılar. Bu üyeler baskı görmüşlerse ya hukukun gereğini yapmak için mücadele edecek ya da istifa edeceklerdi.

PFDK ve Tahkim Kurulu üyeleri hukuku ayaklar altına aldılar. Dünyada örneği olmayan teoriler ürettiler. Bir amaca ulaşmak için mevzuatı, CAS kararlarını eğip büktüler.

Bu üyelerin kulüplerle, belli menfaat grupları ile ilişkilerini incelenmeli. Ceza tehdidi altındaki kulüplerin üyelerinin disiplin kurullarında ne amaçla görevlendirildikleri tartışılmalı.

Federasyon başkanının atadığı, TFF bünyesinde yer alan TFF Tahkim Kurulu'nun asla hukuki anlamda tahkim kurulu olarak nitelendirilemeyeceği artık kabul edilmeli.

En önemlisi, Dünyada örneği olmayan bir hukuk rezaleti ortadan kaldırılmalı. Anayasa'nın 59'uncu maddesine eklenen madde kaldırılmalıdır. TBMM Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği kanun maddelerini Anayasa'ya uygun hale getirmek yerine, Anayasa'yı değiştirmeyi tercih etti. Spor tahkimi kararları artık yargı denetimine bağlı değil. Bu hüküm ile  PFDK ve Tahkim Kurulu Türk hukuk sistemine, Türk kamu düzenine bağlı olmaktan kurtarıldı. TFF kurtarılmış bölge haline getirildi. TFF, yargı denetimine tabi olmadan kendi yasaması, yürütmesi ve yargısı ile adeta Türkiye Cumhuriyeti içinde yeni bir cumhuriyet kurdu. Bu mutlak, denetimsiz güç PFDK ve Tahkim Kurulu'nun duruma, adamına göre çelişkili kararlar vermesini sağladı.

TFF'nin derebeyliği sona erdirilmeli. Mücadele PFDK ve Tahkim Kurulu'ndan başlamalı. 

26 Haziran 2013 Çarşamba

BJK'den UEFA Disiplin Kurulu Kararı Hakkında Açıklama

BJK, UEFA Disiplin Kurulu Kararı hakkında bir açıklama yayınladı.

Açıklama aşağıdadır:

"UEFA Disiplin ve Düzenleme Kurulu'nun Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ilgili açıkladığı kararı hakkında, bazı medya organlarında yanlış bilgilere dayalı yazı ve yorumların yer aldığı görülmektedir.

Anılan karar ile ilgili yanlış yazı ve yorumlarla spekülasyonların önlenmesi açısından açıklama yapılması ihtiyacı doğmuştur:

1- Şirketimize 10 Haziran 2013 tarihinde UEFA Disiplin ve Düzenleme Sorumlusu Sayın Emilio Garcia tarafından saat 11.17'de bir fax çekilmiştir. Bu fax ile birlikte 15 sayfadan oluşan ve UEFA Disiplin Müffettişi Sayın Joao Leal tarafından düzenlenmiş, 10 Haziran 2013 tarihinde UEFA Kontrol ve Disiplin Kurulu'na gönderilen rapor tarafımıza iletilmiştir.

2- 10 Haziran 2013 tarihinde saat 11.18'de, UEFA Disiplin ve Düzenleme Sorumlusu Sayın Emilio Garcia imzasıyla Sayın Serdal Adalı ve Sayın Tayfur Havutçu'nun dikkatine bir fax daha tarafımıza iletilmiş, bu fax iletisi Sayın Serdal Adalı ve Sayın Tayfur Havutçu'ya bildirilmiştir.

3- Şirketimiz, gelen fax mesajı ile ilgili olarak Kamuyu Aydınlatma Platformu'na 10 Haziran 2013 tarihinde açıklamada bulunmuştur.

4- 14 Haziran 2013 tarihinde saat 15.45'te UEFA Disiplin ve Düzenleme Komitesi'nden tarafımıza ek süre verilmesi talep edilmiş, ancak bu isteğimiz 17 Haziran 2013'te saat 11.49'da gönderilen fax mesajı ile reddedilmiştir.

5- Şirketimiz, İsviçre merkezli C'M'S' isimli hukuk bürosu aracılığı ile savunmasını 19 Haziran 2013 tarihinde TSİ 10.32'de UEFA Disiplin ve Düzenleme Kurulu'na fax ve e-mail yoluyla göndermiştir.

6- 21 Haziran 2013 Cuma günü Başkanımız Sayın Fikret Orman, Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Melih Sami Esen ile C'M'S' avukatlık şirketinin temsilcilerinin yanı sıra; Sayın Serdal Adalı ve temsilcileri ile Sayın Tayfur Havutçu ve temsilcilerinin de katıldığı, UEFA'nın merkezi Nyon'da, İsviçre saati ile 15.30'da yaklaşık 2,5 saat süren bir duruşma yapılmıştır. 

7- Bu duruşmada raporu hazırlayan müffettiş iddialarını içeren raporunu savunmuş, taraflar da karşı görüşlerini belirten savunmalarını yapmıştır. 

8- Duruşmayı yöneten başkan tarafından, kararın 24 Haziran Pazartesi günü akşam saatlerinde ilgili kişilere fax ve e-mail yoluyla gönderileceği bildirilmiştir.

9- UEFA Kontrol ve Disiplin Komitesi'nin sadece kulübümüze hitaben yazılan 12 sayfalık ilgili raporu, 25 Haziran Salı günü saat 19.29'da fax mesajı ile iletilmiştir. Raporun sonucu da kısa bir süre sonra Kamuyu Aydınlatma Platformu'na açıklama yapılarak bildirilmiş ve resmi internet sitemizde de yayınlanmıştır.

10- Soruşturmanın ve iddiaların temel ve tartışmasız unsuru-dayanağı, ülkemizde 3 Temmuz 2011 tarihinde başlatılan soruşturma süreci ve sonrasında yaşanan gelişmelerdir.

Şu hususları özellikle belirtmek isteriz ki;

- Kulübümüz, verilen karara süresi içerisinde itirazını yapacaktır.

- Sayın Serdal Adalı ve Sayın Tayfur Havutçu'nun suçlu veya suçsuz bulundukları yönündeki yorumlar gerçeği yansıtmamaktadır.

- UEFA Kontrol ve Disiplin Komitesi, Sayın Serdal Adalı ve Sayın Tayfur Havutçu ile ilgili kararını açıklamak için raporu hazırlayan müffettişten ek rapor talep edildiği bilgisi alınmıştır.

- UEFA Kontrol ve Disiplin Komitesi'nin yürüttüğü soruşturmanın ve aldığı kararın tek gerekçesi; ülkemizde 3 Temmuz 2011 süreci ile başlayan ve futbol takımımızın 11 Mayıs 2011 tarihinde İ.B.B. Spor ile Kayseri'de oynadığı 49'uncu Türkiye Ziraat Kupası final maçının sonucuna, Sayın Serdal Adalı ve Sayın Tayfur Havutçu'nun fiil ve davranışlarıyla etki ettikleri iddiasına ve sonrasında yaşanan sürece bağlı olaylara dayanmaktadır.

- Bu süreçte kulübümüz ile ilgili iddialar hakkında Başkanımız ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz ile İsviçre merkezli C'M'S' avukatlık bürosu yetkililerinden Sayın Philipp J. Dickenmann ile Sayın Amr Abdelaziz dışındaki kişi ve kurumların beyanlarının dikkate alınmamasını önemle rica ederiz.

Konu ile ilgili gelişmeler hakkında, gerekli bilgilendirmeler resmi yayın organlarımızdan yapılmaya devam edilecektir.

Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.

Beşiktaş JK"

24 Haziran 2013 Pazartesi

CAS'ın Duruşma Takvimi Açıklandı

CAS, önümüzdeki günlerde yapılacak duruşmaların tarihlerini açıkladı.

Türk kulüplerinin taraf olduğu davaların duruşmaları aşağıda belirtilen tarihlerde gerçekleşecek:

26 Haziran 2013 - Carlos Alberto Cardoso v. Fenerbahçe Spor Kulübü & FIFA

20 Eylül 2013 - Fenerbahçe SK v. UEFA

4 Ekim 2013 - Trabzonspor v. Christian Brüls

15 Haziran 2013 Cumartesi

Doğru Bilinen Yanlışlar

UEFA disiplin müfettişinin Fenerbahçe ve Beşiktaş JK hakkında hazırladığı raporun ardından gözler gelecek hafta gerçekleşecek duruşmalara kilitlendi.

Fenerbahçe'nin resmi sitesinde yaptığı açıklama ise kamuoyunu hareketlendirdi. Fenerbahçe'nin sıcağı sıcağına paylaştığı itirazlar sanki doğruymuş gibi bir izlenim yaratıldı.

Fenerbahçe'nin itirazlarının yanında başka itirazlar ve komplo teorileri paylaşılıyor.

Sözü uzatmadan itirazları tek tek inceleyelim.

1) UEFA, TFF hukuk kurullarının kararlarını dikkate almadı.

UEFA dün yaptığı açıklama ile TFF kurullarının verdiği kararların varlığını ve içeriğini dikkate aldığını açıkladı.

Fenerbahçe'nin iddiasının doğru olduğunu düşünelim. UEFA, TFF kurullarının kararlarını mı yoksa yerel mahkeme kararlarını mı dikkate almakta haklıdır?

Ceza mahkemesi mutlak gerçeği aramak zorundadır. Ceza mahkemesinin bir fiilin gerçekleştiğine dair kararı hukuk mahkemesi ve tahkim mahkemesi için bağlayıcıdır. UEFA'nın da ceza mahkemesinin kararını dikkate alması yerindedir.

2) Raporda savunmalara yer verilmedi.

Disiplin müfettişi rapor hazırlarken savunma almak zorunda değil. Müfettiş delillere, belgelere bakar ve görüşünü açıklar. Savunma alacak makam disiplin kuruludur. UEFA Disiplin Kurulu gelecek hafta savunmaları alacak.

3) TFF Tahkim Kurulu'nun kararları hiçbir şekilde değiştirilemez nitelikteki kararlardır.

Spor tahkimi kurullarının kararlarının kesin olması ve bunlara karşı yargı yoluna gidilememesi Anayasa'ya eklenen yeni bir hükümdür. Bu hükmün nasıl getirildiğini hatırlamak gerekir.

Anayasa Mahkemesi GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargı yolunu kapatan kanun maddelerini iptal etti. Anayasa Mahkemesi "Doğal hakim" ilkesi gereği, herkesin devlet mahkemelerine başvurma hakkı olduğunu belirtti. Mahkeme ayrıca GSGM Tahkim Kurulu kararlarının idari kararlar olduğunu ve idari işlemlere karşı yargıya başvurma hakkının Anayasa ile korunduğunu açıkladı.

Hukuk devletlerinde Anayasa Mahkemesi ve benzerlerinin iptal kararlarından sonra yasama organı Anayasa'ya uygun bir kanun hazırlar.

Türkiye'de ise futbol lobisi TBMM'yi ablukaya aldı. TBMM, kanunları Anayasa'ya uygun hale getirmek yerine Anayasa'yı değiştirdi. Bugün Anayasa'da Anayasa'ya aykırı bir hüküm bulunmaktadır.

Anayasa'nın yeni hükmü sadece iç hukuk açısından sonuç doğurur. Tahkim Kurulu kararlarına karşı iç hukuk yollarına başvurulamaz. Yargıtay, Danıştay gibi makamlara başvurulamaz. Bu düzenleme Anayasa'da yer aldığı için, Anayasa'ya aykırılık iddiasında da bulunulamaz. Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu kapalıdır.

Tahkim kararlarına karşı iç hukuk yollarına başvurulamayabilir ancak uluslararası hukuk makamlarına başvurulabilir. Bu kararlara karşı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne gidilebilir.

Fenerbahçe bu kararların hiçbir makam tarafından değiştirilemeyeceğini iddia etmekle birlikte takip eden cümlesinde söz konusu kararların sadece iç hukuk açısından kesin olduğunu belirtti.

Fenerbahçe'nin de belirttiği gibi, bu kararlar sadece iç hukuk açısından kesindir. Türk mahkemelerine başvuruyu engellemektedir. UEFA ise uluslararası kuruluştur. Üstelik UEFA herhangi bir itiraz üzerine değil, kendi yargı yetkisine dayanarak silbaştan bir süreç başlatmıştır. Türk Anayasası'nın UEFA'nın yargı yetkisine hiçbir etkisi bulunmamaktadır. TFF Tahkim Kurulu kararları da UEFA açısından bağlayıcı değildir.

4) Futbol yargısı özerktir. UEFA bunun için uzun mücadele vermiştir.

Futbolun devlet yargısından bağımsız olması sadece Türkiye'ye özgüdür.

Bu yazıda uzun açıklama yapmayacağım. Birkaç örnek verip bu iddianın doğru olmadığını göstereceğim.

UEFA, İsviçre hukukuna tabi bir dernektir. UEFA'nın kararları son tahlilde İsviçre Federal Mahkemesi tarafından denetlenmektedir. UEFA'nın yerel kararları ise kanton mahkemeleri tarafından denetlenmektedir.

Avrupa Komisyonu ve Avrupa Topluluğu Adalet Divanı'nın futbolla ilgili birçok kararı bulunmaktadır.

UEFA hiçbir zaman "spor yargısı özerk, devlet mahkemelerinin denetiminden uzak olmalıdır" tezini öne sürmemiştir. Bu tez Türk futbol camiası tarafından yaratılmış ve TBMM bu yönde lobi faaliyetlerine kurban edilmiştir.

Birileri çıkıp CAS'tan bahsedeceklerdir. CAS'ın ulusal ve uluslararası tahkim kararları da İsviçre mahkemelerinin denetimine tabidir. CAS'ın yargı denetimine tabi olmayan tek bir kararı olmamıştır. Olmayacaktır.

Bu konuyla ilgili kapsamlı bir yazıyı daha sonra yazacağım.

5) UEFA, ceza mahkemesinin kararını dikkate alamaz.

UEFA, şike konusunda devlet mahkemelerinin mahkumiyet kararını dikkate alır. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi statülerinde bu konuya ilişkin hükümler bulunmaktadır.

6) Telefon dinlemeleri hukuk aykırıdır. Hukuka aykırı deliller yargılamaya esas alınamaz.

Fenerbahçe disiplin müfettişinin raporuna dayanak olan telefon konuşmalarının “yasak ağacın meyvesi de yasaktır” kuralı gereğince hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu ileri sürdü. Kulüp, Yargıtay'ın bu konudaki itirazlara ilişkin henüz kararını vermediğini açıkladı.

Telefon kayıtlarının hukuka aykırı olup olmadığını hukukçular tartışıyorlar. Yargıtay'ın kararını merakla bekliyoruz. Telefon kayıtları hukuka aykırı ise ceza mahkemesinin kararı bozulacak.

Peki bu kayıtların hukuka aykırı olmasının UEFA ve CAS açısından önemi var mı? YOK.

CAS, şike gibi ağır suçlarda gerçeğe ulaşmanın çok önemli olduğunu ve hukuka aykırı elde edilmiş olsa bile telefon kayıtlarını dikkate alacağını açıkladı. CAS, tahkim mahkemelerinin devletlerin usul hukukuyla bağlı olmadığını ve hukuka aykırı delillerin kullanılmasının tek başına İsviçre kamu düzenine aykırılık teşkil etmediğini kabu etti.

CAS'ın bu konudaki kararı için dünkü yazıma bakabilirsiniz: http://sporvehukuk.blogspot.com/2013/06/cas-hukuka-aykr-delilleri-dikkate.html

7) UEFA, TFF kurullarının kararına etki edemez.

Türkiye'de ısrarla UEFA'nın TFF kurullarının kararlarına etki edemeyeceği, sürecin sona erdiği iddia ediliyor. Türk medyası da bu iddiayı allayıp pullayıp kamuoyunu etkilemeye çalışıyor.

FIFA ve UEFA mevzuatı ise bunun aksini öngörüyor.

FIFA ve UEFA şikeye ilişkin gerekli adımları atmayan, şikecileri cezalandırmaktan imtina eden federasyonlara yaptırım uygulayabilir. Kulüplerin uluslararası turnuvalara alınmamasından başlayarak, milli takımlara katılım yasağı hatta ülkede futbolun askıya alınmasına kadar varabilecek yaptırımlar söz konusu olabilir.

Türk medyası UEFA yetkililerinin Tahkim Kurulu kararlarının değişmeyeceğini söylediklerini iddia etti. UEFA vakit geçirmeden bu iddiayı yalanladı. UEFA, TFF hukuk kurullarının kararlarının değişip değişmeyeceğinin henüz tartışılmadığını açıkladı.

Sona doğru

UEFA Disiplin Kurulu kararını merakla bekliyoruz. Bütün bu iddialara tek tek cevap verecektir. Belki iddiaları haklı bulacaktır. Bilemeyiz. Disiplin kurulunun ceza vermesi ihtimalinde bu sefer CAS'ı tartışmaya başlayacağız.

Kendi adıma bu sürecin CAS'a ve İsviçre Federal Mahkemesi'ne kadar uzamasını diliyorum. CAS ile Federal Mahkeme'nin Süreyya Ayhan Kop ve Del Bosque ile ilgili kararları çok bilgilendirici idi. İki mahkemenin tüm detaylarıyla gerekçelendirdiği kararları sadece spor hukukçular için değil, herkes için benzersiz arşiv niteliğinde olacak.

14 Haziran 2013 Cuma

UEFA'dan Zorunlu Açıklama

UEFA Disiplin Kurulu'nun Fenerbahçe ve Beşiktaş JK ile yapacağı duruşmalar UEFA'nın gündemini meşgul ediyor. İş öyle bir noktaya geldi ki, UEFA Türk medyasına cevap vermek zorunda kaldı.

UEFA bugün yaptığı açıklama ile bazı konulara açıklık getirdi.

TFF'nin UEFA yetkilileri ile görüştüğü biliniyordu. UEFA bunu doğruladı. Açıklamadan, TFF yetkililerinin şike soruşturması hakkında konuştukları anlaşılıyor.

TFF, kendi verdiği kararları UEFA'ya kabul ettirme telaşında olsa gerek. UEFA, Fenerbahçe'nin iddia ettiğinin tersine, Disiplin Kurulu'nun sadece mahkeme kararını değil, TFF disiplin kurullarının kararlarını da dikkate aldığını açıkladı.

UEFA açıklamasında, Türk medyasını harekete geçiren bir ifadeye de yer verildi. UEFA Disiplin Kurulu'nun kararlarının TFF'nin aldığı kararları etkileyip etkilemeyeceği henüz belli değil.

Bu açıklama sadece UEFA'yı bağlar. UEFA Disiplin Kurulu, Türkiye liginde gerçekleşen şike eylemlerinden ötürü ceza verirse, UEFA TFF'yi ceza vermeye zorlamayabilir. Ancak FIFA'nın her zaman devreye girme yetkisi var. FIFA, yöneticilere ve kulüplere ceza vermeyen ve vermemekte ısrar eden TFF'ye çeşitli yaptırımlar uygulayabilir. Uluslararası futboldan bir süreliğine men edebilir. Bu durumda milli takımlar ve kulüpler uluslararası karşılaşmalara katılamaz.

Anlaşılan, UEFA Disiplin Kurulu karar verene kadar birçok senaryo, iddia, komplo teorisi ile zihinler bulandırılmaya çalışılacak.

Türk medyası içinde şike lobisine destek veren birçok gazete olmadık iddiaları ve bazı hukukçuların kendilerine has teorilerini gerçekmiş gibi manşete taşıyor. Birçok gazeteci ve yazar da bu iddiaları allayıp pullamakla meşgul.

UEFA Türkiye gündemini, kamuoyu ile paylaşılan iddiaları çeşitli kanallardan takip ediyor. UEFA'yı, UEFA Disiplin Kurulu'nu zan altında bırakacak iddiaların şike ile suçlanan yönetici ve kulüplere hiçbir faydası yok. Aksine, bu iddialar davaya (!) zarar veriyor.

Türk medyasının haber yapmadan önce dikkatli olması gerekiyor. 2 seneden beri yaptıkları hatalardan ders almalarını diliyorum.

Aşağıda UEFA'nın bugün Internet sitesinde yayınladığı açıklamayı bulacaksınız.
"For the avoidance of doubt and in view of certain misleading stories that have appeared in the Turkish news media, at a meeting in Nyon yesterday with representatives of the Turkish Football Federation (TFF) (which had been requested by the TFF), UEFA first of all emphasised that the UEFA disciplinary bodies are independent and, consequently, that it is not possible for the UEFA administration to predict what the outcome of the procedure(s) will be.
The UEFA disciplinary bodies will apply the UEFA Disciplinary Regulations and decide the case(s) accordingly. It is therefore not a question of the eventual UEFA decisions "affecting" (or not) any previous decisions taken by the disciplinary bodies of the TFF. In his report, the UEFA disciplinary inspector had taken note of the existence (and content) of the decisions taken by the disciplinary bodies of the TFF as well as of the different ongoing criminal proceedings. 
In addition to the disciplinary procedure against Fenerbahçe SK, there is also one against Beşiktaş JK. UEFA is, of course, fully confident that the hearings before its disciplinary bodies will be fair and equitable, as they always are."

CAS, Hukuka Aykırı Delilleri Dikkate Alabilir

UEFA'nın BJK ve Fenerbahçe ile ilgili soruşturması ilginç hukuki tartışmalara sebep veriyor.

Fenerbahçe, UEFA'ya sunulan rapora dayanak oluşturan telefon konuşmalarının hukuka aykırı delil olduğunu iddia etti. Fenerbahçe'ye göre, söz konusu telefon kayıtları soruşturmaya dayanak olamaz.

Söz konusu telefon kayıtlarının hukuka aykırı delil olup olmadığı tartışılır. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerin hukuka aykırılığını iddia edenler elbette bu iddialarını esaslı gerekçelerle ileri sürmüşlerdir.

Türkiye'de hiç bahsi açılmamış bir hukuki sorun yakın zamanda Türk kamuoyunu meşgul edecek: Söz konusu telefon kayıtlarının hukuka aykırı olmasının UEFA ve CAS yargısı açısından önemi var mı?

Cevabı hemen verelim. UEFA ve itiraz halinde CAS, şike gibi bir konunun önemi ve iddiaların ciddiyetini dikkate alarak hukuka aykırı elde edilip edilmediğine bakmaksızın telefon kayıtlarını değerlendirecektir.

CAS, Ahongalu Fusimalohi v/ FIFA Kararı'nda hukuka aykırı telefon kayıtlarını söz konusu davaya temel aldı. CAS, bir delinin hukuka uygun veya aykırı olarak değerlendirilmesinde ceza hukuku prensiplerini göz önüne almayacağını açıkladı.


CAS'ın söz konusu gerekçesi ceza hukukçularının tepkisini çekebilir. Bununla birlikte, tahkim uzmanları bu gerekçeyi eleştirmediler.


Zamanım olmadığı için CAS'ın kararının ilgili bölümlerini orijinal dilinde paylaşıyorum:
CAS panels have always endeavoured to ensure that fundamental principles of procedural fairness are respected in sports disciplinary proceedings, in accordance with the notion of procedural public policy as determined by the Swiss Federal Tribunal:
«Procedural public policy guarantees the parties the right to an independent ruling on the conclusions and facts submitted to the tribunal in compliance with the applicable procedural law; procedural public policy is violated when fundamental, commonly recognized principles are infringed, resulting in an intolerable contradiction with the sentiment of justice, to the effect that the decision appears incompatible with the values recognized in a State governed by the rule of law». 
In view of the above, the Panel will not be guided by criminal law standards, and will not resort to rules of criminal procedure in order to assess the admissibility or inadmissibility of the Recordings relied on as evidence in this arbitration. However, the Panel will follow principles of procedural fairness and will endeavour to comply with all facets of Swiss procedural public policy. 
(...) 
The Panel notes that the Sunday Times did not look for sensational or lurid aspects of the Appellant’s strictly private life to lure the curiosity of the public. Rather, the Sunday Times tried to expose possible cases of corruption in the FIFA World Cup bidding process, thus acting as “public watchdogs” (to use the European Court’s terminology). The Panel finds it difficult to maintain that the exposure of illegal conduct in relation to important sports events – be it corruption, doping or matchfixing – would not be in the interest of the public. Taking into account the above recent jurisprudence of the European Court of Human Rights, it is not self evident that the Reporter’s conduct, albeit sneaky, was unlawful; if it were, the Appellant would be entitled to seek justice on that count by filing a criminal complaint and/or a civil action against the Sunday Times or its journalists. The fact that at the time of the hearing – about one year after the relevant facts – the Appellant had not started any lawsuit certainly does not lend support to the argument that the journalists illegally obtained the Recordings. 
In any event, the Panel deems it unnecessary to assess whether or not the Recordings were illegally procured and whether or not the evidence remained illegal when it arrived in the hands of FIFA. The Panel is even prepared to assume in the Appellant’s favour that the evidence was illegally obtained, given that an international arbitral tribunal sitting in Switzerland is not necessarily precluded from admitting illegally procured evidence into the proceedings and from taking it into account for its award (see B. BERGER, F. KELLERHALS, op. cit., p. 343). Indeed, an international arbitral tribunal sitting in Switzerland is not bound to follow the rules of procedure, and thus the rules of evidence, applicable before Swiss civil courts, or even less before Swiss criminal courts. As emphasized in the Swiss legal literature on international arbitration: «Arbitral proceedings are not subject to the rules applicable before State tribunals. This is, after all, an often mentioned benefit of arbitration»

Accordingly, with regard to the admissibility of evidence, the Panel endorses the position articulated by a CAS panel in the recent matter CAS 2009/A/1879 Alejandro Valverde Belmonte v. CONI paras. 134 ff (hereinafter “the Valverde case”):

«The internal Swiss legal order does not set forth a general principle according to which illicit evidence would be generally inadmissible in civil proceedings before State courts. On the contrary and according to the longstanding jurisprudence of the Federal Tribunal, whether the evidence is admissible or inadmissible depends on the evaluation of various aspects and legal interests. For example, the nature of the infringement, the interest in getting at the truth, the evidentiary difficulties for the interested party, the behaviour of the victim, the parties’ legitimate interests and the possibility to obtain the (same) evidence in a lawful manner are relevant in this context. The prevailing scholarly writings agree with the jurisprudence of the Swiss Federal Tribunal. The approach taken by the Federal Tribunal and by most of the scholars has actually been codified in the new Swiss Code of Civil Procedure (CCP) (Article 152 paragraph 2), which will come into force on 1 January 2011 […]. 
The above described principles are only a feeble source of inspiration for arbitral tribunals. [...] In particular, the prohibition to rely on illegal evidence in State court proceedings is not binding per se upon an arbitral tribunal. According to international arbitration law, an arbitral tribunal is not bound by the rules of evidence applicable before the civil State courts of the seat of the arbitral tribunal. As seen above, the discretion of the arbitrator to decide on the admissibility of evidence is exclusively limited by procedural public policy. In this respect, the use of illegal evidence does not automatically concern Swiss public policy, which is violated only in the presence of an intolerable contradiction with the sentiment of justice, to the effect that the decision appears incompatible with the values recognized in a State governed by the rule of law. 
(...) 
The Panel remarks that, in the case at hand, not only has there been no judicial court finding that the evidence was unlawfully obtained and prohibiting its use but, as observed (supra at 78), it is open to debate whether the Sunday Times Reporter acted illegally. In light of the foregoing considerations the Panel finds that, even assuming in the Appellant’s favour the illegal acquisition of the Recordings, this does not prevent their use as evidence in disciplinary proceedings conducted within a private association or in related appeal proceedings before an arbitral institution, in this case the CAS."