tahkim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tahkim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2014 Perşembe

Bir Sempozyumun Ardından

Dün Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeydim. ARTI Hukuk Grubu'nun düzenlediği Spor Hukukunun Güncel Sorunları ve Tahkim Sempozyumu'nu izledim.

Yoğun katılım beni hep şaşırttı hem de sevindirdi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerini ve diğer genç izleyicileri tebrik ederim.

Sempozyumla ilgili uzun bilgi vermek istemiyorum. Dikkat çekmek istediğim hususları paylaşmakla yetineceğim.

I) Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu Başkanı, TFF Tahkim Kurulu Eski Başkanı, Yargıtay Onursal Başkanı Hasan Gerçeker'in görüşlerinin önemli bölümü tartışmaya açıktı.

A) Gerçeker, spor tahkimi ile ilgili Anayasa değişikliğini savundu. Gerçeker, sporun entegre bir sistem olduğunu, uluslararası federasyonların “sporun sorunlarının spor camiası içinde çözümlenmesini" istediğini, Türkiye'nin yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalması nedeniyle Anayasa'nın değiştiğini ileri sürdü.

Gerçeker, TFF için yapılan iptal başvurusunda Anayasa Mahkemesi'nin GSGM Spor Tahkim Kurulu ile ilgili de iptal kararı verdiğini söyledi.

Bu görüşlere katılmak mümkün değil.

1) Uluslararası spor federasyonları sporla ilgili uyuşmazlıkların sporun içinde çözümlenmesini istiyor. Ancak hiçbiri ulusal federasyonları ve devletleri devlet yargısından bağımsız spor yargılaması sistemi kurmaya zorlamıyor. Zorlayamaz da. Uluslararası federasyonlar da, merkezlerinin bulunduğu devletin yargısına tabidir ve kararları devlet yargısı tarafından denetlenmektedir.

Türkiye'deki spor hukukçuları UEFA ve FIFA'nın baskısıyla Anayasa'nın değiştiğini iddia etmektedir. Bu büyük bir yalandır. UEFA ve FIFA'nın kararları ya merkezlerinin bulunduğu kantonun mahkemeleri veya İsviçre Federal Mahkemesi tarafından denetlenmektedir.

UEFA ve FIFA, Avrupa Komisyonu ile pazarlığa girişmişler; "sporun özel yapısı"nı ileri sürerek spor yargısının bağımsız olduğunu kabul ettirmeye çalışmışlardır. Avrupa Komisyonu ise spor tahkiminin gerekliliğini kabul etmiş ancak sporcuların devlet yargısına başvurmaktan mahrum etmenin insan haklarına ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtmiştir.

2) Anayasa Mahkemesi, bir başvuruda iki ayrı karar vermedi. GSGM Tahkim Kurulu ve TFF Tahkim Kurulu için iki ayrı başvuru yapılmıştı. Anayasa Mahkemesi farklı gerekçelerle kurul kararlarına karşı devlet yargısına başvuruyu yasaklayan hükümleri iptal etti ve yasa koyucuya boşluğu doldurması için süre verdi.

TBMM süre sonuna kadar bekledi ve bir hukuk devletinde asla mümkün olmayacak uygulamaya imza attı. Kanunları Anayasa'ya uygun hale getirmek yerine Anayasa'yı değiştirdi. Anayasa değişikliğinin gerekçesinde ise uluslararası anlaşmalara, uluslararası federasyon kurallarının bağlayıcılığına değinildi. Oysa ki devlet UEFA'ya, FIFA'ya üye değildi. Bu kurumlara üyelik uluslararası anlaşmalarla gerçekleşmemişti. UEFA ve FIFA'nın mevzuatın değiştirilmesi yönünde bir isteği bulunmadığı gibi, devletin üstünde böyle bir güçleri yoktu.

Yıllardan beri süregelen "FIFA böyle istiyor" yalanı ile Anayasa değiştirildi. Artık Anayasa'da Anayasa'ya aykırı bir hüküm bulunuyor.

B) Gerçeker, 6222 sayılı Kanun ile şike ve teşvik priminin suç olarak düzenlendiğini hatırlattı. Gerçeker, ceza mahkemesinin kararları ile spor kurullarının kararları çeliştiğinde kamuoyunda şüphe oluştuğunu iddia etti.

6222 sayılı Kanunda düzenlenen şike ve teşvik primi suçları ile TFF talimatında öngörülen şike ve teşvik primi suçlarının unsurları farklıdır. 6222'de bir menfaat karşılığında faaliyetin yapılması öngörülmüşken, TFF talimatında menfaat karşılığı aranmamaktadır. Talimata göre şike teşkil eden bir davranış, 6222 sayılı Kanun uyarınca suç olmayabilir.

Üstelik 6222 sayılı Kanun, Nisan 2011'den sonra gerçekleşen faaliyetlere uygulanabilecektir. Ağır ceza mahkemesi de bu hususa dikkat çekmiş; Nisan 2011'den önce gerçekleşen bazı faaliyetlerin aslında şike ve teşvik primi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ancak kanunun yürürlüğü sebebiyle bu faaliyetlere ceza verilemeyeceğini açıklamıştır. Oysa bu fiiller TFF talimatı uyarınca cezalandırılmalıydı.

C) Gerçeker, CAS'a başvurunun bireysel başvuru gibi bir başvuru olduğunu iddia etmiştir. Bu iddia doğru değildir. Sistem ve şartları oldukça farklıdır.

D) Gerçeker, sempozyumun birinci ve ikinci oturumunda birkaç kez İsviçre Federal Mahkemesi'nin "ben CAS'ın işine karışmam" dediğini ve CAS aleyhine yapılan itirazları reddettiğini iddia etti.

Bu iddia doğru değil. Hukuki yönden kabul edilmesi mümkün değil.

İsviçre Federal Mahkemesi, CAS kararlarına karşı yapılan başvuruları ciddi şekilde değerlendirmektedir. Eğer iptal şartlarından biri gerçekleşmiş ise, CAS'ın kararlarını hiç tereddüt etmeden iptal etmektedir. İFM CAS'ın birçok kararını iptal etmiştir.

E) Gerçeker'e SGM Tahkim Kurulu'nun itiraz halinde sadece itirazın reddine, kabulüne veya itiraz konusu kararın değiştirilerek karara bağlanmasına karar verebileceğini ancak uygulamada Kurul'un bozma kararı vererek kararı ilgili federasyona geri gönderdiğini hatırlattım. Bunun sebebini sorduğumda, Gerçeker "savunma alınmadan karar verilmiş oluyor. Savunma alınması için kararı iade ediyoruz" dedi.

Mevzuatta kararın federasyon disiplin kuruluna iadesine izin veren bir hüküm bulunmuyor. Gerçeker'in iddia ettiği gibi, eğer savunma alınmadan karar verilmişse, savunmayı SGM Tahkim Kurulu'nun alması gerekiyor. SGM Tahkim Kurulu, kanunda yer almayan bir yetki yaratıp boşu boşuna yargılama süresini uzatıyor.

F) Gerçeker, SGM Tahkim Kurulu kararlarının yayınlanmamasının sebebi sorulduğunda, bu yönde bir çalışmalarının olduğunu ve en kısa zamanda kararların yayınlanacağını söyledi. Uzun zamandan beri her toplantıda bu cevabı alıyoruz. Çalışma bir türlü sonuçlandırılamadı.

G) Konuşmacılardan Emir Güney, UEFA'nın hukuka aykırı delilleri de temel alarak karar verdiğini söyledi. Bir dinleyici UEFA'nın polis fezlekesini, hukuka aykırı tapeleri dikkate alarak karar verdiğini; CAS sürecinde UEFA'nın Fenerbahçe ile pazarlık yaptığını iddia etti. Gerçeker, hukuka aykırı delillerin dikkate alınamayacağını, uygulamanın Anayasa'ya aykırı olacağını, spor yargısının da aynı ilkelerle bağlı olduğunu söyledi.

Türk hukuku açısından bu görüşler kabul edilebilir ancak UEFA ve CAS sürecinde değerlendirilen delillerin hukuka aykırılığı tartışmalıdır. Aşağıda bu konuya ilişkin tartışmaya değineceğim. Ancak bir noktaya açıklık getireyim. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da atıf yaparak, şike gibi büyük suçlarda hukuka aykırı elde edilen ve insanlık onurunu yaralamayan delillerin temel alınabileceğini açıklamıştır: http://goo.gl/kRJah7. İsviçre Federal Mahkemesi, Mart ayında CAS'ın FC Karpaty kararına karşı yapılan iki itiraz üzerine verdiği kararlarda, bir futbolcunun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak değerlendirilmesini kabul etmiştir: http://goo.gl/UH09Wn, http://goo.gl/nVM1At.

UEFA, FIFA, CAS, İFM önündeki süreçleri değerlendirirken Türk hukukunu değil, İsviçre hukukunu dikkate almak gerekir. Türk hukukuna göre yapılacak değerlendirme fahiş hata olur.

II) Yrd. Doç. Dr. Yusuf Yaşar'ın tebliğ konusu "6222 Sayılı Kanunda Yer Alan Önleme ve Koruma Tedbirleri" idi.

Sayın Yaşar, tebliğ konusunun dışına çıkarak kendisine ayrılan zamanın önemli bölümünü 3 Temmuz sürecine ve uluslararası spor tahkim kurullarına ayırdı.

A) Yaşar, şike davasında temel alınan dinleme kayıtlarının hukuka aykırı olduğunu iddia etti. Yaşar, dinleme kararının 6222 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce alındığını, dinleme kararı alınırken henüz ortada bir suç olmadığını belirtti. Yaşar, ceza mahkemesinin kararının hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay'ın ise bu hukuka aykırılığı görmek istemediğini, gözüne kalın bir siyah bant çektiğini açıkladı.

Yaşar'a, "bazı akademisyenlerin dinleme kararının örgüt suçu için alındığını ve şikenin örgüt kapsamında gerçekleşmesi sebebiyle dinleme kayıtlarının hukuka uygun olduğunu düşündüklerini" söyleyerek, bu görüşe ilişkin düşüncelerini sordum. Yaşar'ın cevabı, "örgüt olduğunu iddia ediyorlar. Ne örgütü? Bir futbolcuyu bir büyüğü arıyor. O da büyüğünü kırmıyor. Gidip konuşacağını söylüyor. Birkaç gün sonra ayarlayamadığını ve kendisinin de oynayamayacağını söylüyor. Burada örgüt yok" şeklinde oldu.

CAS kararında grup halinde ve birçok koldan şike faaliyetinde bulunulduğu belirtildi. Bu grubun örgüt olup olmadığını ceza hukukçuları değerlendirmeli!

B) Yaşar, öğrencilere uluslararası tahkim mahkemelerini gözlerinde büyütmemelerini önerdi. O kurumlarda tekel oluştuğunu, hep aynı hakemlerin davaları aldığını söyledi.

Yaşar, yanında SGM Tahkim Kurulu başkanının oturduğunu hatırlamış olacak ki, yukarıdaki görüşü paylaştıktan birkaç dakika sonra tekrar söz aldı ve "Hasan Gerçeker gibi bir hukukçunun kurulda olmasından ötürü ne kadar şanslı olduğumuzu; Hasan Gerçeker'in yer aldığı bir kurulun kararlarından şüphe edilemeyeceğini" söyledi.

Yaşar'ın görüşlerinin bir açıdan doğru bir açıdan yanlış olduğunu belirtmek gerekir.

CAS'ın içinde bir yapılanma olduğu, belli kurumların hep aynı hakemleri seçtiği, bazı kararların şüpheli olduğu uluslararası camiada da dile getirilmektedir. Ancak bu durum, hakemlerin meslekî geçmişini ve kalitesini göz ardı etmeyi gerektirmez. Spor tahkimi ile sınırlı açıklama yapmak gerekirse, CAS, DIS, CBAS, Chambre Arbitrale du Sport, SDRCC gibi kurumlara kariyerinde belli seviyeye gelmiş hukukçular alınmaktadır. Spor tahkimi dışında faaliyet gösteren tahkim kurumlarındaki hakemler de meslekî açıdan önemli mevkiler işgal etmiş/eden hukukçulardır.

Hasan Gerçeker'in içinde bulunduğu tahkim kurulunun kararlarından şüphe edilemeyeceğine dair görüş de hukukî değildir. Duygusal bir söylemdir. Her kurumun kararları tartışmaya açıktır. Tartışılmalıdır. Yargıtay Onursal Başkanı'nın varlığı bir kurulu dokunulmaz kılmaz. Üstelik bu kurul bugüne kadar birçok tartışmalı karara imza atmıştır. Özellikle dopingle ilgili kararları ciddi biçimde ele alınmalıdır. Kurulun kararları yayınlanınca tartışmalar başlayacaktır.

III) Toplantı başkanı Av. Emin Özkurt'a elektronik biletle ilgili görüşleri soruldu. Özkurt, İngiltere'ye gittiğinde arkadaşının ona bilet aldığını ve sadece biletini göstererek stadyuma girdiğini; Türkiye'de olsa pasaport bilgilerini vermesi gerektiğini söyledi. Özkurt, fanatizmle mücadelede lider durumda olan İngiltere'nin ekstra önlemler almadığını hatırlattı.

SONUÇ

Sempozyum, bir öğrenci topluluğundan beklenenin üzerine kaliteli düzenlendi. Umarım ARTI Hukuk Grubu farklı görüşleri de dile getirecek konuklar çağırarak daha kapsamlı toplantılar düzenler. Bu grubu takip etmek lazım!

28 Ağustos 2012 Salı

Süreyya Ayhan Olayı'nın Kronolojik Hikayesi


2012 Londra Olimpiyatları süresince sadece Olimpiyat takımını tartışmadık. Tartışamadık. Doping cezası almış ve spora veda etmiş sporcuları da izlemek, dinlemek, okumak zorunda kaldık.

Halil Mutlu, doping cezası aldı ama halterdeki başarısızlıklardan sonra federasyonu suçladı. Federasyona rakip olacağını belirtti.

Halil Mutlu’nun röportajı o kadar yankı uyandırmadı. İkna edici değildi.

Ancak Süreyya Ayhan Kop, Oyunlar’dan önce başladığı halkla ilişkiler çalışmasına Oyunlar süresince ve Oyunlar’dan sonra da devam etti. Her gün kendisinden bahsettirdi. Medyada geniş yer buldu. Röportajları yayınlandı. Köşe yazarları ona kol kanat gerdiler. Süreç o kadar güzel idare edildi ki, Türkiye Atletizm Federasyonu bile “değerli sporcumuz” demek zorunda kaldı.

Süreyya Ayhan Kop’un iddiaları kamuoyu tarafından kabul edildi. Herkes onun mağdur olduğuna, haksızlığa uğradığına inanıyor. Devletin, federasyonun ona destek vermediğini düşünüyor.

Süreyya Ayhan Kop hala koşabileceğine inanıyor. Kariyeri önündeki tek engel ise federasyonmuş. Devlet isterse CAS’ın kararı kalkarmış!

Süreyya Ayhan’ın iddialarının hiçbiri doğru değil.

Süreyya Ayhan’ın ömür boyu men cezası almasına kadar geçen süreci hatırlamakta fayda var. Toplumun bilmediği, medyanın haberdar bile olmadığı ya da sakladığı bazı detayları ortaya koymak gerek.

Aşağıda Süreyya Ayhan’ın doping hikayesini okuyacaksınız. Ayhan'ın diğer iddialarını, Spor Tahkim Mahkemesi ve İsviçre Federal Mahkemesi'nin bu iddialara yanıtlarını ve son günlerde yapılan tartışmalarla ilgili görüşlerimi diğer yazılarda paylaşacağım.

İşte kronolojik açıklama:
  • Süreyya Ayhan 2004 yılında müsabaka dışı yapılmak istenen doping kontrolüne karşı gelir. Yasak metot kullanır. Doping kurallarını ihlal eder.
  • 14 Mart 2005’te GSGM Merkez Ceza Kurulu, Ayhan’a bir yıl hak mahrumiyeti cezası verir. IAAF bu karara karşı çıkar.
  • GSGM Merkez Ceza Kurulu dosyayı tekrar inceler ve 15 Haziran 2005’te Ayhan’a iki yıl hak mahrumiyeti verir. Ayhan, hakkı olmasına rağmen Spor Tahkim Mahkemesi’ne (CAS) başvurmaz.
  • Ayhan’ın avukatı 11 Temmuz 2005’te IAAF’e gönderdiği yazı ile mahrumiyet süresinin başlangıcına itiraz eder.
  • IAAF, 19 Temmuz 2005’te gönderdiği mektupta Ayhan’ın gönüllü mahrumiyeti kabul etmesi durumunda talebi değerlendirebileceğini iletir.
  • 16 Ağustos 2005’te Ayhan’ın avukatı, Ayhan’ın gönüllü mahrumiyeti kabul ettiğini IAAF’e iletir. Böylece Ayhan doping suçunu kabul etmiş olur.
  • Ayhan’ın avukatı, IAAF ile pazarlık yaptıktan ve müvekkilinin suçu kabul ettiğini yazı ile bildirdikten sonra ilginç bir yol izler. Ayhan’ın avukatı bu sefer 12 Eylül 2005 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurur. Bu davada, GSGM Merkez Ceza Kurulu’nun yetkili olmadığını ve aynı olayla ilgili iki farklı karar veremeyeceğini ileri sürer.
  • Ayhan’ın avukatının İdare Mahkemesi’nde dava açmasından bir hafta sonra, 19 Eylül 2005 tarihinde, gelişmelerden habersiz olan IAAF, Türkiye Atletizm Federasyonu’na gönderdiği yazı ile mahrumiyet süresi konusunda anlaşma sağlandığını açıklar. Oysa Ayhan’ın avukatı bu anlaşmaya uymamış ve devlet mahkemesinde dava açmıştı.
  • Davanın açılmasından iki yıl sonra, 4 Nisan 2007 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi davayı reddeder. Ayhan’ın avukatı, kararı 24 Temmuz 2007 tarihinde temyiz eder. Aradan 5 yıl geçmesine rağmen Danıştay hala dosya hakkında karar vermedi.
  • Süreyya Ayhan Kop’un mahrumiyet cezası Temmuz 2007’de sona erer. Ayhan, kayıtlı test havuzuna dahil edilir. Bu havuza dahil edilen Ayhan, tekrar yarışma dışı doping kontrollerine muhatap olacağını biliyordu. Bilmesi gerekirdi.
  • ABD’de kamp yapan Ayhan’a 8 Eylül 2007’de müsabaka dışı doping testi uygulanır. Bu test sonucunda Ayhan’ın numunesinde doping maddesi tespit edilir. Ayhan (A) numunesine karşı çıkınca (B) numunesi test edilir. Bu numunede de doping maddesi bulunur.
  • Doping testinin pozitif çıkması üzerine, IAAF 18 Ekim 2007 tarihinde Ayhan’ı doping mevzuatına aykırı davranmakla suçlar.
  • Türkiye Atletizm Federasyonu Disiplin Komisyonu, 25 Ocak 2008 tarihinde aldığı kararla, Ayhan’a ikinci doping ihlali sebebiyle ömür boyu men cezası verir.
  • Ayhan’ın itirazı üzerine, GSGM Tahkim Kurulu, mevzuatında o yönde bir yetkisi olmamasına rağmen, 14 Mart 2008‘de aldığı kararla, dosyayı tekrar incelenmesi için Atletizm Federasyonu’na gönderir.
  • 2 Nisan 2008 tarihinde yeniden toplanan Atletizm Federasyonu Disiplin Komisyonu, kararının arkasında durur ve ömür boyu men cezasında ısrar eder.
  • Ayhan’ın itirazı sonucu dosyayı tekrar önünde bulan GSGM Tahkim Kurulu, ömür boyu men cezasını kabul etmez. Kurul 30 Mayıs 2008 tarihinde verdiği kararla, dört yıl hak mahrumiyeti cezasını uygun bulur.
  • Ayhan, GSGM Tahkim Kurulu kararına itiraz eder ve merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan Spor Tahkim Mahkemesi’ne 20 Haziran 2008 tarihinde başvurur.
  • IAAF, 29 Ağustos 2008’de gönderdiği cevap dilekçesi ile karşı dava açar ve Ayhan’ın ömür boyu ceza verilmesini talep eder.
  • CAS, 2 Nisan 2009 tarihinde duruşma düzenler. Bu duruşmaya Süreyya Ayhan Kop, Yücel Kop ve onların avukatı katılırlar. IAAF kendi temsilcilerini gönderir. Türkiye Atletizm Federasyonu ise genel sekreter Nihat Doker tarafından temsil edilir. Bu duruşmada Ayhan’ın avukatı ve IAAF temsilcileri iddia ve savunmalarını ortaya koyarlar. Kararda, Atletizm Federasyonu’nun hiçbir gerekçe ileri sürmediği belirtiliyor. Federasyon sadece Yücel Kop ile ilgili kararının onanmasını talep etmiş. Karardan anlaşıldığı kadarıyla, Nihat Doker’in Süreyya Ayhan hakkında herhangi bir iddiası ve ceza istemi olmamış. CAS kararında özellikle Atletizm Federasyonu’nun hiçbir katkısı olmadığı açıklanmış.
  • CAS, 10 Kasım 2009 tarihinde Süreyya Ayhan Kop’a ömür boyu men cezası verir.
  • Süreyya Ayhan, CAS'ın kararına karşı İsviçre Federal Mahkemesi'ne başvurur. Federal Mahkeme 12 Mayıs 2010'da davayı reddeder ve CAS'ın kararı kesinleşir.

Sadece kronolojik gelişime ve CAS kararına bakıldığı zaman bile Süreyya Ayhan’ın bazı gelişmeleri sakladığı ve yine bazı iddialarının asılsız olduğu anlaşılıyor.

1. Süreyya Ayhan, mahrumiyet cezasının başlama süresi ile ilgili IAAF’e başvurduğunu ve gönüllü mahrumiyeti, diğer bir deyişle ilk doping ihlalini kabul ettiğini kamuoyundan sakladı.

2. Süreyya Ayhan, mahrumiyet cezasını kabul ettikten sonra Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Bu çelişkili davranıştı. Danıştay’ın 5 yıl geçmesine rağmen karar vermemesi ise düşündürücüdür.

3. Ayhan, CAS’a sadece kendisinin başvurduğunu, CAS’ın GSGM Tahkim Kurulu’nun dört yıl men cezasını onaylama veya bozma yetkisi olduğunu; CAS’ın cezayı arttıramayacağını iddia etti. Oysa IAAF de CAS’a başvurdu ve Ayhan’a ömür boyu men cezası verilmesini istedi. CAS, yeniden yargılama yetkisi olduğunu belirtirken, IAAF’in karşı davasını dikkate alarak karar verdi. Ayhan, IAAF’in karşı dava açtığını hiçbir zaman dile getirmedi, IAAF’in davadaki pozisyonunu sakladı.

4. Ayhan, Türkiye Atletizm Federasyonu genel sekreteri Nihat Doker’in, kendisi için ömür boyu men cezası istediğini iddia etti. Oysa CAS kararında, Doker’in Süreyya Ayhan davası ile ilgili hiçbir gerekçe ve talepte bulunmadığı açıkça belirtiliyor. Doker sadece Yücel Kop hakkında söz almış. Süreyya Ayhan’ın bu iddiası anlaşıldığı kadarıyla doğru değil.

Nihat Doker’in CAS duruşmasındaki rolü de tartışılmalıdır. Türkiye Atletizm Federasyonu’nu temsilen duruşmaya katılan Doker, federasyonu temsilen Süreyya Ayhan kararı ile ilgili söz almadı, hiçbir gerekçe ileri sürmedi. Doker, Atletizm Federasyonu’nun Internet sitesinde yayınlattığı basın açıklamasında “Federasyonu temsilen katıldığı (söz konusu) dava duruşmasında, ne federasyon adına, ne de şahsi fikri olarak “Süreyya Ayhan KOP’ a ömür boyu ceza verilsin” şeklinde bir bayanı olmadığını” ifade etti. Peki neden Doker böyle bir ifadede bulunmadı? Süreyya Ayhan Kop ile ilgili hiçbir ifadede bulunmayacaksa, o duruşmadaki işlevi neydi?

Süreyya Ayhan, Nihat Doker’in ömür boyu men talebinde bulunduğunu iddia ederek Başbakan ya da bakanın bilgilendirilip konu üzerine gidilmesini istediğini ifade etmişti. Gerçekten bakanın bilgilendirilmesi gerekir. Doker’in Süreyya Ayhan hakkında söz almaması ve federasyonun kararını savunmaması irdelenmelidir. Süreyya Ayhan Kop hakkında verilen kararı savunmayacaksa, Doker’in o duruşmada hangi amaçla bulunduğu sorgulanmalıdır.

5. Ayhan, CAS’a karşı AİHM’de dava açtığını açıkladı. Oysa bu mümkün değil. AİHM’de ancak devletler davalı olabilir. Ayhan, Türkiye ve İsviçre’ye karşı dava açabilir. CAS’ın AİHM’de yargılanması söz konusu olamaz.

6. Süreyya Ayhan, devletten destek beklediğini, projeleri olduğunu belirtti. Oysa doping sebebiyle ömür boyu men cezası alan sporculara hiçbir şekilde o branşla ilgili altyapılarda, olimpik aday kadrolarında, projelerde ve branşlarla ilgili diğer konularda görev verilmez. Verilmemelidir.

Süreyya Ayhan’ın açıklama ve iddialarını sadece kronolojik açıyla değerlendirmek doğru değil. Ayhan akla hayale gelmeyecek, tutarsız iddialarda bulundu. Sık sık kendisiyle çelişti. Bu iddiaları başka bir yazıda inceleyeceğim.