Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2014 Cumartesi

Trabzonspor, CAS'ın Fenerbahçe ile İlgili Şike Kararının Tercümesini Yayınladı

Trabzonspor, çok sert bir açıklamanın eşliğinde CAS'ın Fenerbahçe ile ilgili şike kararının tercümesini kamuoyu ile paylaştı.
Açıklama aşağıdaki gibidir:

"30 Ağustos 2014 tarihinde, Trabzonspor Kulübü internet sitesinde “Türk Futbolu Kirlidir” başlıklı bir bildiri yayınlanmıştır. Bildiride, şike süreciyle ilgili kamuoyunun malumu olan muhtelif değerlendirmelere yer verilmiş, 29 Ağustos tarihinde UEFA ve FIFA’ya iletilen başvurularımız hakkında kamuoyu bilgilendirilmiştir.

Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 02.09.2014 tarihinde Kulübümüze iletilen yazıda, söz konusu bildiri nedeniyle Kulübümüz ve Başkanımız Sayın İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı bildirilmiştir.

Trabzonspor Kulübü olarak 30 Ağustos 2014 tarihinde yapılan açıklamamız, ekte yayınladığımız Spor Tahkim Mahkemesi'nin (CAS) "Fenerbahçe" kararından da açıkça anlaşılacağı üzere bir durum tespitidir.

Belirtilmelidir ki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri, tüm kurum ve kuruluşları bağlar. Sözleşme’nin 10. maddesinde belirtilen ifade özgürlüğü, Futbol Federasyonu ve onun kurullarınca da saygı duyulması gereken bir hükümdür. Hele hele, UEFA ve CAS kararlarının Federasyon tarafından uygulanmadığı bir ortamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere “kırıcı ve sert” eleştiri getirme hakkı da fikir özgürlüğü kapsamında korunur. Ayrıca bu açıklama Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesindeki “düşünceyi açıklama hürriyeti” kapsamındadır. 

Trabzonspor, şikeye karşı dimdik duran evrensel ahlak cephesinin bir üyesidir.

Trabzonspor camiası, tertemiz tarihindeki nice başarıya, boynunu bükerek değil, mücadele ederek ulaşmıştır. Trabzonspor, şike mücadelesini sonuç alana kadar sürdürecektir.

İsviçre’de bulunan Spor Tahkim Mahkemesi'nin (CAS) Fenerbahçe Kararı’nın Türkçe tercümesi ektedir.


Not:
CAS'ın Fenerbahçe Kararı'nın orijinal metni için bkz. http://www.radikal.com.tr/files/cas_2013_a_3256_fenerbahce_sk.pdf

CAS'ın Beşiktaş ile ilgili şike kararı için bkz. CAS 2013/A/3258 Besiktas Jimnastik Kulübü v. UEFA

15 Temmuz 2014 Salı

TFF'den UEFA'ya Savunma

Dünya Kupası bitti. Ülkenin gündemine yine şike yerleşti.

Herkes UEFA’nın TFF, Fenerbahçe ve Trabzonspor hakkında 17 Temmuz’da vereceği kararları bekliyor.

Fenerbahçe ve Trabzonspor’un savunmalarını bilmiyoruz. TFF’nin savunması ise medyada yayınlandı.

Savunma ile ilgili yorumlarımı paylaşayım:

1) TFF “şike yok” diyememiş. Diyemez de. TFF, PFDK ve Tahkim Kurulu’nun komik “teşebbüs” kararlarını ortaya koymuş. Ceza mahkemesi, Yargıtay, UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulu, UEFA Temyiz Kurulu, CAS tarafından verilen şike kararlarını yok saymış.

2)  TFF, üzerinde siyasi baskı olduğu yönündeki iddialarla ilgili gerekçe ve delillerin gösterilmediğini belirtmiş.

Dolmabahçe görüşmelerini hepimiz duyduk, okuduk. Başbakanın önce Şenes Erzik ile başkanlık için görüşme yaptığını biliyoruz. Kulübüne yalan beyandan Avrupa Kupaları’ndan men cezası aldırmış, kulübünü borç batağına saplamış Yıldırım Demirören’in TFF başkanlığına nasıl getirildiğini UEFA bizden iyi biliyor.

Başbakan, UEFA Kongresi’nde UEFA’ya “kişiler ve kurumlar ayrılmalı” demişti. Platini’nin kibarca “kurallar böyle” diyerek baskıyı savuşturduğunu hepimiz gördük.

3) TFF, siyasilerin baskı yapmaktan öte, şike aleyhinde özel kanun hazırlayan ve bunu kabul eden ilk siyasetçiler olduğunu iddia etmiş.

TBMM’den önce birçok Avrupa Parlamentosu şike ile ilgili özel kanunlar çıkardı. TBMM bu konuda ilk değil. Şike ile ilgili mevzuat raporlarına Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin Internet sitelerinden ulaşılabilir.

TFF, Aziz Yıldırım’ın “konuşursam kötü olur” tehdidinden sonra TBMM’nin apar topar 6222 sayılı Kanun’u değiştirdiğini ve cezaları kuşa çevirdiğini, dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın akıllara zarar savunmasını, Cumhurbaşkanı’nın kanunun yeniden görüşülmesini istemesi üzerine kanunu aynen kabul ettiğini ve şikecilerin uzun cezalar almasının önüne geçtiğini belirtmeyi unutmuş.

TFF kulağının üzerine yatmış olabilir ama UEFA, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği olanların farkında.

4) TFF, “bir hukuk adamının siyasi müdahaleyi destekleyerek acil müdahalede bulunulmasını talep etmesi anlaşılır değildir” demiş.

FIFA ve UEFA, futbolun yönetiminin siyasetin etkisinden uzak tutulmasını ister. Siyasetin futbola müdahalesi, ilgili ülke federasyonunun üyeliğinin dondurulmasına kadar giden yaptırımları gerektirir. Geçen haftalarda FIFA’nın Nijerya Futbol Federasyonu’nun üyeliğini askıya alması çarpıcı bir örnektir.

Trabzonspor da TFF’nin şikeci yönetici ve kulüplere ceza vermemesinin sebeplerinden biri olarak siyasi müdahaleyi göstermektedir. Haklıdır da. BDP hariç tüm siyasi partiler 3 Temmuz sürecinde şikecilere destek vermiş;  yasama faaliyeti kapsamında cezaları indirerek, medyaya yaptıkları yorumlarla yargı üzerinde baskı kurmuş; UEFA’nın verdiği cezaların arkasında kumpas aramış ve gerçekleri saptırarak algı operasyonuna katkıda bulunmuştur. Hiçbir hukuk prensibiyle açıklanamayacak bir kanun çıkararak haklarından mahkumiyet kararı kesinleşmiş yöneticiler için yeniden yargılamanın yolunu açmıştır.

Siyasi partiler suçu ve suçluyu övmeyi artık neredeyse marifet saymaktadır.

UEFA ve FIFA durumun farkındadır ama işine gelmediği için siyasi baskı gerekçesiyle TFF’ye ceza vermekten kaçınmaktadır. FIFA'nın bu yetkisini kullanırken ayırımcılık yaptığı sık sık dile getirilmektedir.

5) TFF, Yargıtay’ın 20 sanık hakkındaki mahkumiyet kararını kaldırdığını iddia etmiş.

TFF göz göre göre yalan söylemiş. Yargıtay, şike kararında bazı isimler hakkında verilen mahkumiyet kararlarını onadı. Bazı isimler hakkında verilen kararları ise esastan kabul etti. Mahkumiyet kararlarını doğru buldu ancak bu isimlerin cezaların ertelenip ertelenmemesinin tartışılması gerektiğini kabul etti. Diğer bir deyişle, o isimlerin şike suçunu işlediğini kabul etti. TFF ise Yargıtay’ın bozma kararlarını sanki beraat kararı gibi ortaya koydu ve UEFA’ya yalan ifade verdi.

Ayrıca TFF, spor hukuku ile ceza hukukunun ayrı olduğunu iddia edip, diğer yandan Yargıtay’ın bozma kararından bahsederek kendisiyle çelişti. Yargıtay’ın bozma kararının gerekçeleri dikkate alındığında ise TFF’nin kendi savunmasını çökerttiği ortaya çıkıyor.

6) TFF, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bazı isimler hakkında yeniden yargılama kararı aldığını ve İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların söz konusu isimler için geçersiz bir hale geldiğini iddia etmiş.

13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeniden yargılama kararı henüz kesinleşmedi. Kararın hukuka aykırılığı ise sanık avukatları dışında herkes tarafından ileri sürülüyor. Trabzonspor da bugün karara itiraz etti.

Ayrıca TFF, spor hukuku ile ceza hukukunun ayrı olduğunu iddia edip, diğer yandan Yargıtay’ın bozma kararından bahsederek kendisiyle çelişti.

7) TFF, Tahkim Kurulu’nun bağımsız yargı organı olduğunu iddia etmiş.

UEFA ve FIFA’nın da bildiği üzere, TFF Tahkim Kurulu bir yargı organı değildir. TFF içinde üst disiplin kuruludur. İdari kuruldur. Anayasa ile tanınan imtiyaz bile bu kurulun hukuki yapısını değiştirmemektedir.

TFF Tahkim Kurulu ne bağımsız ne de tarafsızdır.

Soyut ve genel kurallardan yola çıkarsak, bu kurul TFF başkanının teklifi ve TFF yönetim kurulu kararı ile atanmaktadır. Bir kurulun, kendisini atayan yönetimden bağımsız olduğunu ileri sürmek imkansızdır. Üstelik bu kurulun görev süresi, kendisini atayanlardan bağımsız düzenlenmedi. Tahkim Kurulu’nun görev süresi, TFF başkanının görev süresi ile sınırlı. TFF başkanı gidince, kurul da gidiyor. Böylece bağımlılık katmerleniyor ve üyeler tarafsız kalamıyor. Kaderi kendisini atayan başkana tabi olan bir kurulun bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedilebilir mi?

TFF Tahkim Kurulu’nu 3 Temmuz süreci açısından özel incelersek çok vahim bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Yıldırım Demirören, TFF başkanlığına oturur oturmaz TFF Tahkim Kurulu’nu değiştirdi. Bu kurula 3 Temmuz sürecinde televizyona çıkan ve “sahaya yansıma olmadan şike olmaz”, “teşvik priminde teşebbüs olmaz”, “transfer şikesi olmaz”, “ceza mahkemesinin kararı beklenmelidir” gibi hukukla hiç ilgisi olmayan teoriler üreten; ceza yargılaması esnasında mahkemeye sanıklar lehine mütalaa veren kişilerin de bulunduğu isimler atandı.

Bazı hukukçular ve köşe yazarları “PFDK’nın verdiği cezaları TFF Tahkim Kurulu arttıramazdı ki! Onlar sorumlu tutulamaz” diyorlar. Bir yönden haklılar. Ancak bu kurulun şike ile ilgili verdiği kararların ne kadar çelişik olduğu ortada. Şike konusunda anlaşan iki tarafı ayrı ayrı teşebbüsten mahkum etmeyi beceren Tahkim Kurulu’nun hangi kararına güvenilebilir?

Aynı Tahkim Kurulu, TFF’nin yaptığı talimat değişikliklerini de hiçbir hukuki gerekçe sunmadan UEFA ve FIFA talimatlarına uygun bulmuştu. Oysa söz konusu değişiklikler UEFA ve FIFA talimatlarıyla ciddi biçimde çelişiyor.

Bu kurulun bağımsız ve tarafsız olduğu iddia edilemeyeceği gibi, kararlarının da hukuka uygunluğu artık tartışılabilir olmaktan öte bir hal aldı. UEFA ve CAS hem PFDK’nın hem de Tahkim Kurulu’nun kararlarını adeta yok saydı.

8) TFF, Tahkim Kurulu kararlarına karşı hiçbir yargı makamına başvurulamayacağını iddia etmiş. Bu görüşünü de Anayasa’ya dayandırmış.

Tahkim Kurulu kararlarına karşı yeniden yargılama talebinde bulunulması mümkündür. TFF, ceza mahkemesi kararını ve yeniden yargılama kararını savunmasında kullanıyorsa, bu mahkemenin ve olayla ilgili karar veren UEFA ve CAS kararlarının da şike kararlarına etki ettiğini kabul ediyor olmalıdır. Bu durumda bırakın ceza mahkemesi kararını, CAS kararı bile tek başına yeniden yargılama sebebi olabilecektir.

TFF’nin son iki senede acı bir ders olarak öğrendiği üzere, UEFA ne Anayasa ne de TFF mevzuatı ile bağlıdır. UEFA, kendi kurallarına göre yargılama yapar ve gerekli cezaları verir. Bu ilke CAS tarafından da dile getirilmiştir.

9) TFF, UEFA’nın Türkiye Ligi’ne ilişkin kararlara müdahale edemeyeceğini iddia etmiş. TFF, Türkiye Ligi’ne müdahale için yasal dayanak bulunmadığını, TFF’nin sadece UEFA Tüzüğü ve Disiplin Talimatı’ndaki ilgili maddelerde belirtilen cezaları uygulayabileceğini ileri sürmüş.

Ben de iki seneden beri UEFA’nın Türkiye Ligi’ne, şike ile ilgili kararlara müdahale edemeyeceğini yazıyorum. UEFA Disiplin Talimatı’nda bu konuda bir düzenleme bulunmuyor.

UEFA Disiplin Talimatı’na yeni eklenen madde yanlış yorumlanıyor. UEFA Disiplin Talimatı md. 2/IV’e göre, talimat hükümleri, UEFA’nın kurucu amaçlarından birine esaslı aykırılık teşkil eden ihlallere uygulanabilecek. Talimatın bu ihlallere uygulanması ise sınırlandırıldı. Talimat ancak ilgili ihlalin üye federasyon tarafından gereği gibi, usulüne uygun soruşturulması halinde uygulanmayacak. Diğer bir deyişle, bir federasyon, yetkisi kapsamındaki şike olaylarını gereği gibi soruşturmazsa UEFA, söz konusu şike hareketlerinden ötürü ilgili kişi ve kulüpleri cezalandırabilecek.

TFF’nin 3 Temmuz sürecini iyi idare etmediği, açık söyleyelim, şikeci yönetici ve kulüplere ceza vermemek için yoğun çaba harcadığı malum. UEFA da Avrupa Kupası’na katılacak kulüpleri soruşturdu ve bugüne kadar Beşiktaş, Eskişehir, Fenerbahçe ve Sivasspor’a şikeden ötürü ceza verdi.

Bu saatten sonra UEFA, aynı kulüplere tekrar ceza veremez.

UEFA Disiplin Talimatı, UEFA’ya yerel liglere müdahale etme yetkisi de tanımıyor. Talimatta hangi cezalar öngörülmüşse o cezalar verilebilir. UEFA’nın federasyonun yerine geçip küme düşürme, tescili iptal etme, kupayı geri alma gibi yaptırımlar uygulama yetkisi bulunmuyor.

UEFA’nın yetkisi olmayabilir ancak FIFA’nın benzer ve daha kapsamlı yetkileri var (İlgili yazı için: http://goo.gl/Hi64vL). FIFA'nın kirli geçmişini ve bugüne kadar Türk futbolundaki şike skandalı ile ilgili tek satır açıklama yapmadığını dikkate alınca, FIFA'nın mevzuatını uygulamayacağını tahmin etmek zor olmaz.

10) TFF, Trabzonspor’un 2010-2011 sezonunda şampiyon olmamasından ötürü uğradığı zararların tazmini konusunda UEFA’nın yetkisi olmadığını; üstelik Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katılmakla önemli gelir elde ederek maddi ve manevi zarara uğramadığını iddia etmiş.

UEFA’nın Trabzonspor’un uğradığı zararlar konusunda yetkili olmadığı açıktır. Trabzonspor bu zararlarının tazminini Türk mahkemelerinde dava etmelidir.

TFF’nin pişkinliğine değinmeden geçemeyeceğim. TFF, Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katılarak önemli gelir elde ettiğini ve zararının olmadığını iddia etti. Trabzonspor şampiyon olsaydı zaten Şampiyonlar Ligi’ne katılacaktı. Trabzonspor, hak ettiği bir turnuvaya katıldı. Bu turnuvaya katılım başka bir konu, Trabzonspor’un şampiyon ilan edilmediği için Türkiye’de uğradığı zarar ayrı bir konu.

Trabzonspor şampiyon olsaydı, şampiyonluk primi alacaktı. Kupasını alacaktı. Yayın gelirlerinden önemli kazanç elde edecekti. Doğrudan Şampiyonlar Ligi’ne katılacağı henüz 2010-2011 sezonu bittiğinde belli olacağı için daha iyi sporcular transfer edebilecek ve/veya elindeki futbolcuları tutabilecekti. Avrupa Kupaları başlamadan iyi sponsorluk anlaşmaları yapabilecekti. Tribün hasılatı daha iyi olabilecekti. Ve şu anda aklıma gelmeyen başka kazançlar elde edebilecekti. Bütün bu kayıplar önemli maddi zarar kalemleridir.

TFF, Şampiyonlar Ligi’ne katılım sayesinde elde edilen gelir yüzünden manevi zararın gerçekleşmediğini iddia etmiş. Tek kaygısı maddi menfaatleri, cepleri olanların Trabzonsporlular’ın 3 Temmuz sürecinde yaşadığı  travmayı ve üzüntüyü tahmin etmeleri mümkün değil. Şampiyonlar Ligi’ne katılınca bütün acılar unutuldu zannediyorlar.

UEFA, zararların tazmini konusunda yetkili olmayabilir. TFF er ya da geç PFDK’nın ve Tahkim Kurulu’nun kasten hukuka aykırı verdikleri kararlardan ötürü önemli miktarda tazminat ödeyecek.

11) TFF, Trabzonspor'un "2010-2011 sezonunda gerçekleştirilen şike faaliyetlerinden sorumlu şahıslara ve kulüplere yaptırım uygulanması" yönündeki talebine karşılık "Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın UEFA ve CAS tarafından cezalandırıldığı" şeklinde yanıt vermiş.

TFF Avrupa Kupaları'na gönderdiği Eskişehirspor ve Sivasspor'un UEFA tarafından cezalandırıldığını unutmuş. TFF, yöneticileri ceza mahkemesi tarafından cezalandırılan Giresunspor'u unutmuş.

TFF, UEFA'nın henüz yöneticilere ceza verilmediğini unutmuş.

TFF, "UEFA ve CAS ceza verdi" diyerek, şike suçlarının gerçekleştiğine kanaat getirdiğini itiraf etmiş. Ancak sadece Avrupa Kupaları'na katılan takımların cezalandırılması ise yetinilmesi gerektiğine işaret etmiş. Yönetici, futbolcu ve teknik direktörlere ceza verilmesi konusunda ağzını açmamış.

SONUÇ:

3 Temmuz süreci, 17 Aralık sürecinden daha kötü miras bıraktı. 17 Aralık’ta en azından muhalefetten bahsedebiliyorduk. 3 Temmuz’da ise iktidar partisi ve muhalefet partileri elbirliği ile yolsuzluk yapanı, şike yapanı korudu. TFF ise hükümetin ve muhalefet partilerinin tam desteğini alarak ortalığı temizlemeye koyuldu. TBMM’nin oybirliği ile Anayasa’ya koyduğu Anayasa’ya aykırı hüküm sayesinde TFF’nin akıl almaz kararları denetim dışında kaldı. Ve bugün yeniden yargılama komedisi ile kapılar sonuna kadar açılıyor.

UEFA’nın 17 Temmuz’da dişe dokunur kararlar alacağını sanmıyorum. Bu ise Fenerbahçe ve TFF’nin muhteşem savunmasından değil, UEFA’nın kurallara bağlı olmasından ve mevzuatta var olmayan yetkileri kullanmaya teşebbüs etmemesinden kaynaklanacak.

En azından TFF’nin savunmasını gördük. Mehmet Ali Aydınlar’ın basın toplantısındaki açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtları hatırlayınca bu savunmayı gülümseyerek okudum. Şikeyi kabul ettiğini, şikecileri asla cezalandırmaya yeltenmeyeceğini tekrar gördüm. 

Lig başlıyor. Artık şikeyi unutma zamanı. Hayırlı olsun!

2 Temmuz 2014 Çarşamba

CAS'ın Fenerbahçe Kararı'nda Fenerbahçe ve Şike Hükümlüleri Lehine Bölümler Var

Geçen gün CAS'ın Fenerbahçe Kararı hakkında ilk tespitlerimi paylaşmıştım.

Bu paylaşıma bazı Fenerbahçeliler'den tepki geldi. Bu kişilerin iddialarına göre, kararı istediğim gibi kesip yapıştırmışım; Fenerbahçe lehine olan bölümleri yazmamışım.

O yazımda CAS kararı hakkında başka yazılar da kaleme alacağımı belirtmiştim. 138 sayfalık bir kararın bütün noktalarını tek bir yazıda ortaya sermek mümkün değil.

Beni her şeyi yazmamakla suçlayanlara sormak isterim: Neden siz yazmıyorsunuz? Sadece kararın ilgili bölümünü tercüme edip yayınlayacaktınız. Aranızda hukukçular var. Kararın ilgili paragraflarını bölüşerek, bir gün içinde yazıyı/yazıları bitirebilirdiniz.

Fenerbahçe taraftarlarına ve diğer sporseverlere CAS kararının diğer detaylarını açıklamaya çalışacağım. Eksiklerim olacaktır. 138 sayfanın bir veya birkaç sayfada değerlendirilmesi imkansız. Eklemelerinizi ve yorumlarınızı paylaşmanızı rica ediyorum.

Bu yazımda CAS kararındaki Fenerbahçe ve şike sanıkları lehine olabilecek hususları açıklayacağım. Yazının sonunda ise, bu isimler için avantaj olarak nitelendirilebilecek bir unsurun onlar için büyük bir tehdit olacağını göstereceğim.

Hemen özet vereyim:
1) Karşı oy gerekçesinin karara yazılmasından imtina edilmesi adil yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirilebilir.
2) UEFA'nın ulusal liglerde meydana gelen şike olaylarını cezalandırıp cezalandırmayacağı tartışıldı.
3) Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesi bazı yöneticileri şikeden suçlu bulmuştu. CAS, bu maçla ilgili olarak, ağır ceza mahkemesinin çıkarımlarından ayrıldı ve ceza yargısında mahkum olan bazı isimlerin şike faaliyetlerine karışmadığına kanaat getirdi. Bu kararın ceza yargısında ve TFF disiplin kurulları bünyesinde yeniden yargılama sebebi olup olamayacağı kamuoyunda tartışılacaktır.

Detayları yazmak gerekirse,

1) CAS kararında karşı oyların gerekçeleri belirtilmedi:

CAS hakem heyeti, UEFA'nın ulusal liglerde meydana gelen şike olaylarını cezalandırma yetkisinin olup olmadığını tartıştı.

Kararda iki hakemin "çoğunluk" olarak yazdığı gerekçeleri okuyabildik ancak karşı oy sahibi hakemin gerekçelerini göremedik.

Karşı oyun gerekçelerinin yazılmamasının sebebi, CAS Tüzüğü'nün karşıoyların karara yazılmasını, taraflara bildirilmesini  yasaklaması (Tüzük md. R59).

Karşı oy gerekçelerinin yazılmaması, CAS hakemleri, spor hukuku uygulayıcıları tarafından eleştiriliyor. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülüyor.

İsviçre Federal Mahkemesi bu iddiayı, kendi uygulaması ile karşılaştırarak değerlendirecektir. İsviçre Federal Mahkemesi, kararlarında karşı oyları yayınlamak zorunda değildir. Aynı şekilde, tahkimde de hakemlerin karşı oylarını yayınlaması gerektiğine yönelik bir kural bulunmamaktadır.

CAS Tüzüğü'nde yapılan değişiklikler hakkında yazılan birçok makalede, Tüzüğün R46 ve R59 maddelerinde getirilen yasağın hakemleri karşı oy yazmaktan ve bunları taraflara bildirmekten alıkoymadığı; yasağın sadece bu kararların esas kararda yazılmasını engellendiği belirtilmektedir. Ulrich Haas'ın karşı oy gerekçelerini bildirip bildirmemesi onun kişisel tercihidir. Karşı oy gerekçelerinde çok iddialı ise, eminim gerekçelerini taraflara, özellikle Fenerbahçe'ye bildirmiştir.

CAS'ın kararında oyçokluğundan bahsedilmesi, Ulrich Haas'ın görüşlerinin tartışıldığını ama çoğunluk tarafından kabul edilmediğini göstermektedir. Karara etkili olmayan gerekçelerin kararda yer almaması, kendiliğinden iptal sebebi olmayacaktır.

2) UEFA'nın Fenerbahçe'yi yargılama yetkisi var mıydı?

Hakem heyeti, 2011 yılında gulusal maçlarda meydana gelen şike olaylarının UEFA tarafından cezalandırılıp cezalandırılamayacağını tartıştı.

Sorun, 2011 yılında yürürlükte olan UEFA Disiplin Talimatı'nın 2008 versiyonunun ulusal maçlara ceza verilmesini öngörmemesiydi. UEFA, bu talimatı kullanarak birkaç kulübe, ulusa ligde şike yaptıkları gerekçesiyle Avrupa Kupaları'ndan men cezası vermişti.

UEFA, 2013 yılında talimatlarında yaptığı değişiklikle, üye federasayonların UEFA'nun kurucu ilkelerine aykırı davrananlar hakkında soruşturma açmaması veya soruşturmayı gereği gibi yapmaması halinde ceza verme yetkisini yazıya döktü.

CAS heyeti 2013 değişikliğinin 2011 yılında meydana gelen şike faaliyetlerine uygulanıp uygulanamayacağını tartıştı.

İki üye 2013'te getirilen düzenlemenin yeni bir düzenleme olmadığını, UEFA'nın geçmiş yıllarda uyguladığı ceza verme yetkisinin teyidi olduğunu iddia etti. Bu iki üye, UEFA'nın yerel liglerdeki şike olayları için UEFA'nın "idari tedbir" olarak nitelendirdiği bir yıllık otomatik cezayı verebileceğini ve ciddi ihlaller halinde soruşturma açarak daha ağır cezalar verebileceğini kabul etti. Bu üyeler UEFA'nın basın bülteninin hukuken bağlayıcı niteliği olmadığını, geçmişte verilen cezaların bu yetkinin delili olduğunu ve Beşiktaş'a verilen cezanın da söz konusu yorumu güçlendirdiğini ifade ettiler.

Ne yazık ki karşı oy veren üyenin gerekçelerini okuyamadık. Karardan anlaşılan, o üye 2013 değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağını ve UEFA'nın Fenerbahçe'yi Türkiye liginde meydana gelen şikeden ötürü cezalandıramayacağını savundu.

İsviçre Federal Mahkemesi, karşı oy gerekçelerini değerlendirerek, kamu düzenine aykırı bir hüküm verilip verilmediğini inceleyebilir.

UEFA'nın 2013'ten önce ulusal maçlardan ötürü cezalandırdığı kulüplerin sayısı dikkate alındığında, İsviçre Federal Mahkemesi'nin ilgili itirazı reddeceğini düşünüyorum.

3) Ağır ceza mahkemesinin cezalandırdığı bazı yöneticiler CAS tarafından masum bulundu.

Hatırlanacağı üzere, 16. Ağır Ceza Mahkemesi Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili olarak Sivasspor yöneticileri Mecnun Odyakmaz, Ahmet Çelebi ile Fenerbahçe yöneticileri Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu, Tamer Yelkovan hakkında mahkumiyet kararları vermişti.

CAS heyeti, Sivasspor-Fenerbahçe maçına ilişkin tapeleri tek tek değerlendirdi ve İlhan Ekşioğlu'nun şike faaliyeti içinde olduğunu (par. 527, 531) tespit ettikten sonra; Aziz Yıldırım'ın İlhan Ekşioğlu, Abdullah Başak ve Yusuf Turanlı aracılığıyla şike yapması için Korcan Çelikay'a yaklaştığına kanaat getirdiğini belirtti (par. 537).

CAS, bu kararı verirken, Ağır Ceza Mahkemesi'nin özellikle "siyaha çanta" yüzünden Mecnun Odyakmaz'ı mahkum etmesini eleştirdi (par. 535). Aynı şekilde medyada çok sık gündeme getirilen "İlhan Ekşioğlu'nun şike amacıyla Abdullah Başak'a aldığı otomobil verdiği" iddiası da CAS tarafından reddedildi (par. 536).

CAS, Ağır Ceza Mahkemesi'nden farklı olarak, Sivasspor'dan hiçbir yöneticiyi şikeden sorumlu tutmazken; Fenerbahçe'den sadece Aziz Yıldırım ve İlhan Ekşioğlu'nun şike faaliyetlerinde bulunduğunu açıkladı.

Bu durumda akla bazı sorular geliyor:

a) Sivasspor'un hiçbir yöneticisi Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapmadıysa, neden UEFA Sivasspor'u Avrupa Kupaları'ndan men etti?

UEFA'nın Sivasspor'u Avrupa Kupaları'ndan men etmesinin sebebi, Sivasspor-Fenerbahçe maçı değildir. UEFA bu kanaatinde ısrar ediyorsa, Sivasspor CAS kararını UEFA'nın önüne koyabilir.

Sivasspor'un men edilmesinin sebebi, Sivasspor yöneticilerinden Ahmet Çelebi'nin Fenerbahçe-İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçı için şike faaliyetlerinde bulunmasıdır(par. 427). Sivasspor, yöneticisi Ahmet Çelebi yüzünden Avrupa Kupaları'ndan men edilmiştir.

b) CAS'ın şike yapmadığını belirttiği yöneticiler, bu kararı devlet mahkemesinde ileri sürebilirler mi? CAS'ın ilgili kararı, yeniden yargılama sebebi olur mu?

Ceza Muhakemeleri Kanunu'na göre, yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa, hükümlü lehine yeniden yargılama yapılması gerekmektedir.

CAS kararı yeni bir olay veya delil midir?

CAS ve Ağır Ceza Mahkemesi aynı delilleri farklı şekilde değerlendirdi. CAS önünde yeni deliller ortaya konmadı. Ortada yeni bir delil söz konusu değil.  CAS'ın önüne sunulan delilleri mahkemeden farklı şekilde değerlendirmiş olması, verdiği kararın yeni delil olmasını sağlamaz. Yeniden yargılanacak hükümlüler kanımca CAS kararına dayanamazlar.

c) CAS Kararı, TFF sürecini tekrar başlatır mı?

CAS kararının yeniden yargılama sebebi olduğu kabul edilirse, şike hükümlülerini ve bu hükümlülerden yönetici olanların kulüplerini büyük sorunlar beklemektedir.

CAS kararının PFDK'nın kararları ile ne kadar çeliştiği ortadadır. Futbol Disiplin Talimatı, hiçbir ayırım gözetmeksizin her türlü delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olacağını öngörmüştür (Talimat md. 90). Eğer CAS kararı, disiplin kurullarının kararlarını etkileyecek nitelikte bir delil olarak kabul edilirse, ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu’ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler (Talimat md. 90).

CAS'ın kararının yeni bir delil olduğu kabul edilirse öncelikle Trabzonspor, CAS kararına dayanarak, CAS kararında şike yaptığı belirtilen Fenerbahçe yöneticilerinin yeniden yargılanmasını, bu isimlere ve Fenerbahçe'ye talimatta öngörülen cezaların uygulanmasını talep edebilir. Bu ihtimalde, UEFA'nın 2013 talimat değişikliğinin geçmişe etkili olup olmadığını tartışmaya gerek kalmaksızın, süreç tekrar başlatılır.

Artık hukuk kurallarını tartışacağız. Yorum farkları olabilir. Konuya vakıf olan, konuyla ilgili bilimsel eser ve içtihatlar bulan herkes bilgilerini paylaşmalıdır.

27 Şubat 2014 Perşembe

Trabzonspor Hukuku Kurulu'ndan Çok Sert Açıklama

Trabzonspor Hukuk Kurulu son günlerde şike lobisi tarafından ortaya atılan iddialara sert yanıt verdi.

Açıklama aşağıdaki gibidir:


"Şike ve suç örgütü faaliyetlerinin ortaya çıktığı, futbolumuzun “Utanç Günü 3 Temmuz’dan bu yana, belli bir merkezden yürütülen iftira ve yalan kampanyası, farklı bir boyuta taşınmıştır. 


Finans, iş dünyası, yazılı ve görsel medyanın da destek sağladığı bu kampanyanın; son olarak adaletin tesis edilmesi için faaliyet gösteren Trabzonsporlu hukukçuları hedef alması nedeniyle, bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur.
AVUKATLIK; NAMUS, ONUR VE VİCDAN MESLEĞİDİR:
Avukatlık Kanunu’nun 9. Maddesine göre, avukatlar, mesleğe başlarken şu şekilde yemin ederler:
• “Hukuka, ahlaka, mesleğin onuruna ve kurallarına uygun davranacağıma namusum ve vicdanım üzerine andiçerim.”
Yine Avukatlık Kanunu’nun 34. Maddesine göre:
• “Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”
Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın I/5 maddesinde belirtildiği üzere:
• “Avukat, yazarken de, konuşurken de düşüncelerini olgun ve objektif bir bicimde açıklamalıdır. Mesleki çalışmasında avukat, hukukla ve yasalarla ilgisiz açıklamalardan kaçınmalıdır.”
SUÇ ÖRGÜTÜ FAALİYETLERİNİ ÖVMEK, AVUKATLIK MESLEĞİYLE BAĞDAŞMAZ:
Bu yasal düzenlemeler ışığında değerlendirildiğinde; şike, teşvik ve suç örgütü faaliyetlerine karışanlara destek vermek amacıyla, yalana ve iftiraya başvurmanın avukatlık mesleğiyle bağdaşmayacağı aşikârdır.
MANİSASPOR-TRABZONSPOR MAÇINDA TEŞVİK FİİLİNİN GERÇEKLEŞTİRİLDİĞİ MAHKEME KARARI İLE SABİTTİR:
Şike yapan suç örgütünün taktiklerini kullanarak yalan ve iftira yoluna başvuranlar; Manisaspor-Trabzonspor maçında Fenerbahçeli yöneticilerin teşvik fiilini gerçekleştirmediğini iddia etmektedirler. Oysa Yargıtay tarafından onanan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi kararında durum şu şekilde ifade edilmiştir:

• “Söz konusu Manisaspor-Trabzonspor müsabakasında, iletişim tutanaklarında adları geçen sanıklar tarafından teşvik fiilinin gerçekleştirildiği sabittir.”
Yine, kararda belirtildiği üzere, teşvik fiili 6222 sayılı kanun yürürlüğe girmeden önce işlendiği için, ceza verilememiştir.
Öte yandan, yine onanmış mahkeme kararında belirtildiği üzere, teşvik olarak verilen para 500.000 Dolar’dır:

• “Bir diğer husus Aziz Yıldırım’ın, borç verdiğini söylediği parayı geri istemesi için Tamer’e talimat verdiği tarih 22.02.2011’dir. Sanık Aziz, yakın arkadaşının içinde bulunduğu ekonomik zorluk nedeniyle 10 Şubat tarihinde verdiği 500.000 Dolar borç parayı 12 gün sonra istemesi dahi bu yöndeki savunmanın suçtan kurtulmaya dönük olduğunun açık göstergesidir.”
Kamuoyu; Manisaspor – Trabzonspor müsabakası öncesinde “Manisaspor başkanı olan arkadaşına borç verdiğini” ifade eden şike ve teşvik failinden, şu soruların da cevabını beklemektedir:
• Arkadaşınıza “borç verirken” üçüncü bir kişi üzerinden mi verirsiniz?
• Arkadaşınıza verdiğiniz “borcu” geri alırken, üçüncü bir şahıs üzerinden mi alırsınız?
• Trabzonspor’un Manisaspor’u yenmesi üzerine; Manisaspor başkanına verdiğiniz “borcu” neden maç bittikten sonra 12 saat bile geçmeden geri istediniz?
• Şahsınız adına borç olarak verdiğinizi söylediğiniz bir bedeli niçin Fenerbahçe çalışanları aracılığı ile geri istemektesiniz ve niçin iadesi istenilen bu bedelin kulübün diğer işlerinde kullanılması talimatı vermektesiniz?
• Trabzonspor’un Manisaspor’ u yenmesi üzerine; maç bitiminden 5 dakika sonra yaptığınız telefon konuşmasında, Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin kullandığı şu ifadelerin anlamı nedir?:
İlhan Ekşioğlu: “Bizimki aradı başkanım… bu şey onun var ya orada işçileri bir tane bir iki tane…  dedi ki tarladaki işçilerin dedi eğer bir birşey yaptıysanız bir ekim yaptıysanız dedi hiçbir şeyden haberi yok dedi”
Aziz Yıldırım: “Öğren bir bakayım da çok kötü oynadılar ya… Ömer Aysan o Diksin tamam mı o Kahe”
(…)
İlhan Ekşioğlu: “Bir şey var başkanım bunda normal değil yani, ne zaman böyle dikim yapsak olmuyor.”
Yukarıdaki sorular Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerinin şike ve teşvik faaliyetleri yürüttüğü birçok maçla ilgili olarak tekrarlanabilir. Fakat bu kısımdaki açıklamalardan amacımız, ulusal ve uluslararası tüm bağımsız yargı mercilerince mahkûm edilen şike ve faillerini tekrar tartışmaya açmak değildir. Bilindiği üzere, 2010-2011 sezonunda şike yapıldığı kesinleşmiştir. Bundan sonraki süreç, kesinleşen şikenin hukuki sonuçlarına ilişkin olacaktır.
ŞİKE YAPAN SUÇ ÖRGÜTÜNÜN UEFA ÖNÜNDEKİ SAVUNMALARI HAKKINDA:
Şike yapan suç örgütü, medyadaki hâkimiyetinden faydalanarak birçok yalanı, kamuoyuna doğru olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu yalanlardan bir kısmı da UEFA Kontrol ve Disiplin Komitesi ile UEFA Temyiz Kurulu’na sundukları savunmalara ilişkindir. Şike yaparak; yaşayanların emeğine düşmanlık yapanlardan, vefat edenlerin hatıralarına saygı duyması beklenemez. Bu konudaki ahlaksızlık ortaya çıkınca, somut belgelere yalanla mukabele etmek, şike suçluları ve “uzantıları”nın uzun süredir kullandığı bir taktiktir.
Fenerbahçe Spor Kulübü’nün temyiz eden taraf olarak bulunduğu UEFA Temyiz Kurulu’nun bu konudaki ifadeleri açıktır:
• “Her kulüpten, özellikle temyiz eden taraf gibi önemli bir futbol geleneğine sahip büyük bir kulüpten beklenen ve haklı olarak beklenmesi gereken şey; Başvuru Formu’nun usulüne uygun şekilde doldurulması konusunda iyi niyetli davranılmasıdır. Temyiz eden taraf bu konuda başarısız olmuştur ve suçu vefat eden bir şahsın üzerine atmak faydasızdır.”
UEFA’ya sunulan yalan beyanla ilgili olarak, UEFA Temyiz Kurulu’nun bir ifadesi şu şekildedir:
• “Son olarak; temyiz eden taraf, kendisinin maç sonuçlarını etkilemeye yönelik faaliyetlere karıştığını, UEFA turnuvasına katılmak amacıyla UEFA’ya verilen Başvuru Formu’nda, kasten ve istemli biçimde, belirtmediği yönündeki suçlamaya itiraz etmektedir. Temyiz eden taraf şunu belirtmektedir: Formda herhangi bir yorum veya açıklama yapmamak doğruydu, çünkü Kulüp TFF Disiplin Komitesi tarafından aklanmıştı ve şahıslara ilişkin olan 16. Ağır Ceza Mahkemesi kararı henüz verilmemişti.”
Şike konusundaki kararlar, PFDK tarafından 6 Mayıs 2012 tarihinde; İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ise 2 Temmuz 2012 tarihinde verilmiştir. Dolayısı ile beyanın 6 Mayıs 2012 ile 2 Temmuz 2012 tarihleri arasında UEFA’ya sunulduğu anlaşılmaktadır. PFDK’nın “dahi” engel olamadığı biçimde (!), yöneticilerine ceza verilen bir kulübün, 2007’den beri şike faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı olarak katılmadığını beyan etmesi, enteresan bir durumdur. Çünkü İngilizce ve spor hukukunu çok iyi bilen (!) dürüst hukukçuların da malumu olduğu üzere, şikeye rağmen bu tür bir beyanı UEFA’ya sunmak ceza gerektirir. Şike yaparak kulüplerinin adına ve tarihine ihanet edenlerin, ceza verileceğine bile bile yalan beyanda bulunmaları ise, şike suçlularının girdiği çıkmazın sonucudur.
AHLAK, ADALET VE TRABZONSPORLULUK HAKKINDA:
Trabzonspor da dâhil olmak üzere hiçbir kurum, kuruluş veya şahsın menfaati; asla ve asla ahlak ve adaletin önüne geçemez; ahlak ve adalete aykırı hareket etme nedeni olamaz. Trabzonspor’a ve Trabzonsporlulara düşen iş; ahlak ve adaletin değerler bütünü olarak ilelebet yaşaması adına mücadele etmektir. Dolayısı ile Trabzonsporluluk, “ÖNCE ahlak ve adalet; SONRA Trabzonspor” demeyi gerektirir.
Bu gerekçelerle; şike yapan bir suç örgütüne destek vermek için faaliyet ve mücadele edenlerle, ahlak ve adalet adına mücadele edenler arasında fark vardır ve olacaktır. Ülke futbolu üç seneden beri, şike yapan suç örgütü karanlığındadır. Fakat bilinmelidir ki, karanlık ve karanlıktan beslenenlerin tahakkümü ilelebet sürmez.
Son olarak; şike yapan suç örgütüne destek verenlerin faaliyetlerinden farklı olarak, şike sürecinde hak ve adalet adına Trabzonspor Kulübü’ne bedelsiz olarak destek verdiğimizi, iftira konusu olması sebebiyle, üzülerek tekrar hatırlatmak zorunda kaldığımızı ifade etmek isteriz.
Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur   
Trabzonspor Kulübü Hukuk Kurulu"

1 Şubat 2014 Cumartesi

Trabzonspor, Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi Yayınladı

Şike sürecinde yeni dönem başladı. Yargıtay'ın kararının ardından Trabzonspor dört koldan TFF'ye savaş açmaya hazırlanıyor.

Kulüp "Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi" başlıklı bir bildiri yayınladı. Türkçe ve İngilizce kaleme alınan bildiri, gelecek günlerde başlayacak hukuk savaşının habercisi oldu.

Bildiri aşağıdadır:

"Futbol Ailesi İçin Basın Bildirisi

Türkiye Süper Ligi 2010-2011 sezonundaki kirlilik ve şike, 3 Temmuz 2011 tarihinde ortaya çıkarılmıştır.

Temmuz 2011’den beri; Türk, Avrupa ve dünya futbol ailesi sadece UEFA ve FIFA Statüleri ve Disiplin Talimatlarının değil, aynı zamanda hukukun temel ilkelerinin de Türkiye’de çiğnendiğine şahitlik etmektedir.

Türkiye Süper Ligi’nde 2010-2011 sezonunda yapılan şikeyi makul şüphenin ötesinde kanıtlayan: Ceza Mahkemesi ve Yargıtay kararlarına, ilk etik kurulu raporuna, binlerce sayfa telefon görüşmesine, para havalelerine ve son olarak yakın geçmişteki UEFA ve CAS disiplin cezalarına rağmen; Türkiye’de hukuk ilkelerine karşı “manidar bir direnç” gösterildiğine şahitlik etmekteyiz.

UEFA ve FIFA tüzüklerinde açık biçimde ortaya konan amaçlara rağmen; bunların ihlali, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından usulüne uygun şekilde kovuşturulmamıştır. Daha da ötesi; Türkiye Futbol Federasyonu disiplin talimatı tadil edilmiştir, disiplin ve tahkim heyetlerinin üyeleri değiştirilmiştir; disiplin kararları, yanlış tercüme edilmiş CAS kararları içermektedir ve esaslı bir hukuki temeli bulunmayan ikinci bir etik kurul raporu hazırlanmıştır. UEFA ve CAS kararlarının ardından, Türkiye Futbol Federasyonu’na yaptığımız başvuru reddedilmiştir. Sonuç olarak; şikeye ve mahkûm edilmiş suç örgütüne karşı hiçbir etkin disiplin müeyyidesi uygulanmamıştır.

Hatırlatmak isteriz ki; UEFA ve FIFA Tüzükleri uyarınca; üye federasyonlar fair-play ilkelerine uygun olarak sadakat, bütünlük ve sportmenlik ilkelerine ihtimam göstermeli, ayrıca UEFA ve FIFA Tüzük, talimat ve kararlarına uymalıdırlar. Bu meyanda, Kulübümüz 31 Ocak 2014 tarihinde UEFA ve FIFA’ya başvurmuştur. Başvuruda, Trabzonspor; UEFA ve FIFA organlarından:  Türkiye Futbol Ligi’ne doğrudan müdahale etmelerini ve Türkiye Futbol Ligi’nde 2010-2011 sezonunda gerçekleştirilen şikeden sorumlu kulüp ve kişilere müeyyide uygulamalarını ve Trabzonspor’un Türkiye Süper Ligi 2010-2011 sezonunun şampiyonu olarak tescil ve ilan edilmesi için gerekli tüm adımların atılmasını talep edilmiştir.

Tüm futbol ailesi bilmektedir ki, Türkiye Süper Ligi 2010-2011 sezonunun şampiyonu Trabzonspor’dur, Trabzonspor haklarından şike yoluyla mahrum bırakılmıştır ve bazı futbol yetkililerinin cüretli çabalarına rağmen (!) hakkına hukuken kavuşacaktır.

Trabzonspor Kulübü; uğradığı zararın tazmini için yetkili ulusal ve uluslararası kurum ve kurullara karşı Türkiye ve İsviçre mahkemeleri nezdinde talep ve dava hakkını saklı tutar.

Press Release for Football Family

The corruption and match-fixing scandal in 2010-2011 season of Turkish Super League has been revealed as of July 3, 2011.

Since July 2011; Turkish, European and worldwide football family have been witnessing the violation of not only UEFA and FIFA Statutes and Disciplinary Regulations, but also fundamental principles of law in Turkey.

Despite the ruling of Criminal and Supreme Criminal Courts, the first ethics committee report, thousands of pages of telephone conversations, money transfers and finally recent UEFA and CAS disciplinary sanctions; all of which evidence match-fixing in 2010-2011 season of Turkish Super League beyond reasonable doubt; we have been witnessing a “meaningful resistance” against legal principles in Turkey. 

Despite statutory objectives overtly stated in the UEFA and FIFA statutes; the infringement thereof through match-fixing have not been duly prosecuted by Turkish Football Federation. Moreover, the disciplinary regulation of Turkish Football Federation has been amended; the members of disciplinary and arbitration committees have been removed and replaced; the disciplinary rulings include mistranslated CAS decisions and a second ethic committee report has been drafted with no major legal basis. Our application before Turkish Football Federation following UEFA and CAS decisions, has been rejected. Consequently, there had been no effective disciplinary measures against match-fixing and the convicted criminal group.

We would like to remind that; pursuant to UEFA and FIFA Statutes, the member associations shall observe the principles of loyalty, integrity and sportsmanship in accordance with the principles of fair play and also comply with UEFA and FIFA Statutes, regulations and decisions. By the same token, Trabzonspor FC has filed an application before UEFA and FIFA, as of 31 January 2014.  In the application, Trabzonspor FC urged UEFA and FIFA organs: to directly intervene in Turkish Football League and to sanction the clubs as well as the individuals liable with match-fixing actions committed in 2010-2011 season of Turkish Football League and to take all necessary steps so as Trabzonspor FC is registered and declared as the champion of Turkish Super League in 2010-2011 season.

Entire football family is aware of the fact that Trabzonspor FC has been the champion of 2010-2011 season of Turkish Super League, that Trabzonspor FC has been deprived of its rights through match-fixing and that it will legally reach its title despite audacious efforts (!) of certain football officers.

Trabzonspor FC reserves its right to claim damages against the competent national and international organisations and bodies before Turkish and Swiss courts."

20 Ocak 2014 Pazartesi

Yargıtay Şike Kararını Açıkladı

Yargıtay 5. Dairesi, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nin suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgütü yönetme, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve yardım etme, işyeri dokunulmazlığının ihlali, tehdit, rüşvet verme ve alma, bu suça aracılık etme, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs, şike, teşvik primi, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, resmi belgede sahtecilik suçuna yardım etme ve özel belgede sahtecilik iddialarına yönelik kararları için yapılan temyiz talepleri hakkında kararını açıkladı.

Yargıtay'ın bu kararından önemli başlıkları, bugüne kadar kamuoyunda tartışılan başlıklar altında incelemeye çalışacağım.

1) "Yeniden yargılamaya ilişkin kanun hazırlığı tartışmaları var. Yargıtay süreci beklemeli!"

17 Aralık Yolsuzluk Operasyonu'nun ardından Türkiye Barolar Birliği başkanı Metin Feyzioğlu, yeniden yargılama için lobi faaliyetlerine başladı. CHP bu konuda bir kanun teklifi verdi. Aziz Yıldırım'un avukatları Yargıtay'a süreci beklemesine yönelik talepte bulundu.

Yargıtay, bu tartışmaları ve talepleri dikkate almadan, aşağıdaki gerekçelerle yargılamaya devam etti ve gerekçeli kararını verdi.

"Her ne kadar temyiz aşamasında bir kısım sanıklar ve müdafiilerince Ceza Muhakemesi Kanunu'nda özel yetkili mahkemelerle ilgili yasal değişiklik yapılacağından ve yargılamanın yenilenmesi gerektiğinden bahisle Dairemizce karar verilmesinin bekletilmesi yönünde taleplerde bulunulmuş ise de; CMK'da kesinleşmiş hükümlerle ilgili yargılanmanın yenilenmesine ilişkin koşulların tahdidi olarak sayıldığı, ancak sanıklar ve müdafiilerinin yargılamanın yenilenmesine neden oluşturacak herhangi bir somut kanıt, belge vb. ibraz etmedikleri, esasen temyize konu davayı da içine alacak biçimde yasal değişiklik yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa kapsamının ne olacağı konusunda da bir açıklık bulunmadığı, kaldı ki sonradan yapılacak lehe düzenlemelerin de sanıklar lehine uygulanma olanağının bulunduğu, bu itibarla soyut beyan ve iddialara dayanılarak dosyanın karara bağlanmasının ertelenmesine yasal olanak bulunmadığı,"

2) "Şike sahaya yansımadı."

3 Temmuz sürecinde çok ünlü spor hukukçuları şikenin ancak hakem ve gözlemci raporlarıyla ispat edilebileceğini, şikenin sahada anlaşılması gerektiğini, şikenin sahaya yansımasının aranacağını iddia etmişlerdi.

Yargıtay, Dünya'da örneği olmayan bu uyduruk teoriyi aşağıdaki gerekçeyle elinin tersiyle itti:

"6222 sayılı Yasanın 11/1-son maddesine göre, “Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” Buna göre; şike suçunun, şike anlaşmasının yapıldığı anda tamamlandığı, kazanç veya sair menfaatin temin edildiği anda ise suçun sona erdiği; teşvik primi verme suçunun da verildiği veya verileceği yönünde vaatte bulunulduğu anda sona erdiği, bu itibarla şike/teşvik primi suçunun tamamlanması için, ayrıca suça konu müsabakanın anlaşma doğrultusunda sonuçlanmış olmasının gerekmediği, bir başka anlatımla şike/teşvik primi anlaşmasının sahaya yansımış olup olmadığının bir öneminin bulunmadığı, dolayısıyla şike/teşvik primi anlaşmasının sahaya yansıyıp yansımadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki taleplerin usul ve yasaya uygun olmadığı,"

3) "Tapeler sahte"

Yargıtay, tapelerin yargılamaya etkisini de açıkladı. Mahkeme tapelerin temeli olan ses kayıtlarına itiraz edilmediğini ve içeriğinin kabul edildiğini belirtti.

"Bir kısım sanıklar ve müdafiilerin ses kayıtlarının kendilerine verilmesine ilişkin talebinin reddine dair kararın, telefon çözümlerinin dosya arasında mevcut olması, bazı kayıtların özel hayatın gizliliğini ihlal edebilecek ve telafisi imkansız zararlar doğurabilecek içerik taşıması, telefon görüşmelerinin sanıklar tarafından bizzat yapılmadığına yönelik herhangi bir itirazın bulunmaması, itiraza konu ses kayıtlarından bir kısmının duruşma salonunda dinlenilmesi, ses kayıtlarının yapılan incelenmesinde tapelerle bire bir uyumlu olduğunun da Mahkeme heyetince tespit edilmesi karşısında, buna yönelik temyiz isteminin yerinde olmadığı,"

4) Şike ve teşvik primi verildiği tespit edilen maçlar

Şike suçunun gerçekleştiği maçlar:
Karşıyaka – Giresunspor (18/04/2011)
İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011)
Kardemir Karabükspor – Fenerbahçe A.Ş (08/05/2011)
Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011)
Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)
Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

Teşvik primi suçunun gerçekleştiği maçlar:
Trabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011)
Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)
Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

Şikeye teşebbüsün gerçekleştiği maçlar:
Giresunspor – Mersin İdman Yurdu (24/04/2011)

5) Mahkumiyet kararı kesinleşen isimler:

A) Aziz Yıldırım
a) Suç örgütü kurmak
b) Şike suçu
- İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011)
- Kardemir Karabükspor – Fenerbahçe A.Ş (08/05/2011)
- Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)
- Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)
c) Teşvik primi suçu
- Trabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011)
- Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)
- Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

B) Abdullah Başak
a) Şike suçu:
- İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011)
- Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)
- Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)
b) Teşvik primi suçu:
Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

C) Ahmet Çelebi
Şike suçu:
İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011)
Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

D) İlhan Yüksel Ekşioğlu
Şike suçu:
Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)
Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

Teşvik primi suçu:
Trabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011)
Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)
Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

6) Ertelemenin tartışılması gereken kararlar

Yargıtay, ceza mahkemesinin bazı mahkumiyet kararlarını "cezalarının ertelenip ertelenmeyeceği tartışılmadığı" gerekçesiyle bozdu. Yargıtay bu bozma kararlarında ceza mahkemesinin suçun gerçekleştiğine dair tespitlerini kabul etti. Diğer bir deyişle, ilgili mahkumiyet kararları hukuka uygun. Sanıklar o suçları işlediler ve cezaları belirlendi. Yargıtay sadece cezaların ertelenmesinin gerekip gerekmediği konusunda bir değerlendirme yapılmasını istedi. Bu sebeple, bu gerekçeye dayanarak verilen bozma kararları sanıkların yeniden yargılanmasını gerektirmeyecek.

Suçu işlediği tespit edilip cezalarının ertelenip ertelenmeyeceği tartışılacak isimler ve suçları aşağıdadır:

- Abdurrahman Yakut (şike) -  Karşıyaka – Giresunspor (18/04/2011)

- Alaeddin Yıldırım (teşvik primi): T
rabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011)

- Ali Kıratlı
a) Teşvik primi - Trabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011), Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)
b) Şikeye teşebbüs - Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

- Bülent İşçen (şike) - İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011), Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

- Bülent Uygun (teşvik primi) - Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)

- Cemil Turhan (şike) - Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)

- Gökçek Vederson (teşvik primi): Trabzonspor A.Ş. – Bursaspor (17/04/2011)

- İbrahim Akın
a) Şike: İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011), Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011)
b) Teşvik primi: Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

- İlhan Çelikay (şikeye yardım etmek): Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

- İskender Alın
a) Şike - Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011)
b) Teşvik primi - Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

- Korcan Çelikay (şike): Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

- Mecnun Otyakmaz
a) Şike - Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)
b) Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçu

- Mehmet Şekip Mosturoğlu
a) Teşvik primi: Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)
b) Şikeye teşebbüs: Kardemir Karabükspor – Fenerbahçe A.Ş (08/05/2011), Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)

- Mehmet Yıldız (şike): Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)

- Ömer Ülkü (şikeye teşebbüs) - Giresunspor – Mersin İdman Yurdu (24/04/2011)

- Sami Dinç
a) Teşvik primi: Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)
b) Şikeye teşebbüs: Kardemir Karabükspor – Fenerbahçe A.Ş (08/05/2011), Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011)

- Serdal Adalı (şike) - Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011)

- Tamer Yelkovan
a) Şike: İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011), Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)
b) Teşvik primi: Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)

- Tayfur Havutçu (şike) - Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011)

- Ümit Karan (teşvik primi) - Eskişehirspor – Trabzonspor A.Ş. (22/04/2011)

- Yusuf Turanlı
a) Şike: İstanbul BBSK–Fenerbahçe A.Ş (01/05/2011), Beşiktaş A.Ş. – İstanbul BBSK (11/05/2011), Fenerbahçe A.Ş. – MKE Ankaragücü (15/05/2011), Sivasspor – Fenerbahçe A.Ş. (22/05/2011)
b) Teşvik primi: Trabzonspor A.Ş. – İstanbul BBSK (15/05/2011)

7) Bozulan beraat kararları

Yargıtay, iki isme ilişkin beraat kararını bozdu. Bu kişilerin ceza almaları gerektiğini açıkladı.

- Erdem Konyar
Yargıtay, Konyar'ın, Kardemir Karabükspor – Fenerbahçe A.Ş (08/05/2011) maçında temsilcisi bulunduğu Kardemir Karabükspor futbolcusu Emenike'nin Fenerbahçe A.Ş. müsabakasında oynamaması ya da oynadığı takdirde kötü futbol oynaması hususunda Fenerbahçe A.Ş. Spor Kulübü Başkanı ve örgüt lideri olan sanık Aziz Yıldırım'ın bilgisi ve isteği dahilinde Kulüp yöneticisi Mehmet Şekip Mosturoğlu'nun talimatı ile aynı zamanda akrabası da olan Sami Dinç tarafından kendisine bildirilen şike teklifini futbolcuya iletmesi sebebiyle "şikeye teşebbüs" suçundan cezalandırılması gerektiğini belirtti.

- Bülent Uygun
Ağır Ceza Mahkemesi, Bülent Uygun hakkında Aziz Yıldırım liderliğindeki suç örgütüne üye olma suçundan beraat kararı vermişti. Yargıtay, Uygun'un örgüte üye olmasa bile "örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği" kanaatine ulaştı. Yargıtay, Uygun'un bu yönde cezalandırılması gerektiğini açıkladı.

23 Temmuz 2013 Salı

İbrahim Hacıosmanoğlu'ndan Aziz Yıldırım Hakkında Sert Sözler

Fenerbahçe ve Trabzonspor arasındaki gerginlik gün geçtikçe artıyor. CAS'ın kararının ardından Türkiye'yi gergin günler bekliyor.

Trabzonspor başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, bu sefer Aziz Yıldırım'ı hedef aldı.

Hacıosmanoğlu'nun açıklamaları Trabzonspor'un Internet sitesinde yayınlandı:

"Göreve geldiğimiz günden bu yana yaptığımız açıklamalarla ezber bozduğumuzun farkında olarak her yeni güne başladık. Söylemlerimiz ile spor dünyasında, sporu yönetenlerin kirli ve karanlık ilişkilerin içinde olmaması gerektiğini, olanların da bu dünyanın dışına itilmesini istedik.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Büyük Türkiye Cumhuriyeti’ne en önemli ve kutsal vazifesini yerine getirmemiş “Fenerbahçe’nin Yeni Başkanı”, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimlerini kullanmakta ısrarcı olmamalı. Aldığı sahte çürük raporu sonrası, yürüyüş konusunda zaman zaman kendi aklı bile karışan bir zihniyetin, bırakın spor kulübü yönetmesini, spor alanlarının yanından bile geçmemesi gerekir.

Kendi kongre üyesinin talebi doğrultusunda mahkeme kararı ile başkanlığı alınan ve yine mahkeme kararı ile en kısa zamanda kongre yapmak şartı konulanarak, geçici süre ile başkanlık koltuğuna oturan bir kişinin ciddiyetinden şüphe edilmeli.

Bugüne kadar, gerek ulusal ve uluslararası spor yargısında gerek ise adli yargı tarafından suçları tespit edilmiş kişiler, görev süresi boyunca hem kendi camiasına hem de Türk futboluna kabus gibi çökmüştür.

Bizler görev süremiz konusunda Büyük Trabzonspor’un Büyük Kongre Üyeleri’nden icazet aldık. “Fenerbahçe’nin Yeni Başkanı” kendisini Trabzonspor Genel Kurulu’ndan yüksek görmek gibi bir gaflete düşmüş olacak ki; haddini aşan yakıştırmalar yapmakta.

Üslup konusunda ders alacağımız son birim olan “Fenerbahçe’nin Yeni Başkanı” umarım bu mesnetsiz ifadelerini UEFA süreci tamamlandıktan sonra da ifade edebilecek bir mecra bulur.

TRABZONSPOR KULÜBÜ BAŞKANI İBRAHİM HACIOSMANOĞLU"

21 Temmuz 2013 Pazar

İbrahim Hacıosmanoğlu'ndan Açıklama

Trabzonspor başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Kulüpler Birliği Vakfı genel kurulunda gerçekleşen olayla ilgili açıklama yaptı. Hacıosmanoğlu, genel kurulda Fenerbahçe'yi temsilen hareket eden Kayserispor Başkanı Recep Mamur hakkında ağır sözler sarf etti. Hacıosmanoğlu, Mamur'un şikecilerin oyununa dahil olduğunu, Kayseri'ye ve Kayserispor başkanlığına yakışmadığını ifade etti. Hacıosmaoğlu, Fenerbahçe'yi hırsız olarak nitelendirdi ve Mamur'un hırsızı savunarak hırsızdan farkı olmadığını iddia etti.

İşte o açıklama:

"Temiz Türk futbolu söylemlerimizin destek bulduğunu, Kulüpler Birliği Vakfı Genel Kurulu’nda görmüş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Söylemlerimizin eyleme dönüştüğü bu toplantı sırasında yaşananlar, bizim bu yolda ne denli ısrarcı ve korkusuz olduğumuzu da göstermiş oldu.

Kulüpler Birliği Başkanı’nın seçileceği Genel Kurul öncesi beni telefonla arayan Gençlerbirliği Başkanı Sayın İlhan Cavcav’a, seçimde Kayserispor Başkanı Sayın Recep Mamur’u destekleyeceğini söylemesi üzerine ben de kendisini tanıdığımı ve seçimde Sayın Mamur’u destekleyeceğimiz net bir dille ifade ettim. Ancak toplantı salonuna geldiğimizde Sayın Mamur, şikecilerin, uygunsuz ve usulsüz vekaleti ile, Fenerbahçe’yi de temsil ettiğini söylemesi üzerine kendisine tepkimizi gösterdik. Sayın Mamur’un bu tutumunun, ne Anadolu’muzun güzide şehri Kayseri’ye ne de Kayserispor Başkanlık makamına yakışmadığını ifade ettik. Kayseri şehrinin ve Kayserispor’un, şikecilerin oyununa dahil olmaması adına yaptığımız bu çıkış, bazı güçlerin iktidar mücadelesine de engel oldu. Katılmadıkları, temsil edilmedikleri bir genel kurulun başkanını belirlemeye çalışmak, diğer tüm kulüplere yapılan çok büyük bir saygısızlıktır.

Lekesiz, hak edenin hakkını aldığı Türk futbolu için, maskesiz, tertemiz yüzümüzle görev yapan bizlere, kendi maskelerini düşürdüğümüz için tepki gösterenler unutmamalıdır ki; bizim için hırsızı savunanların hırsızdan farkı yoktur.

TRABZONSPOR KULÜBÜ BAŞKANI İBRAHİM HACIOSMANOĞLU"