yeniden yargılama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeniden yargılama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2014 Pazartesi

Tahkim Kurulu, Gökhan Töre ile ilgili İtirazı Reddetti

TFF Tahkim Kurulu, Beşiktaş A.Ş.'nin Gökhan Töre ile ilgili itirazını "yargılamanın yenilenmesi" şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle reddettti.

PFDK eski üyesi Yusuf Reha Alp, bu kararı eleştirmiş: http://www.sabah.com.tr/spor/futbol/2014/11/10/besiktasta-radikal-rotasyon#

Alp'in iddiası ilginç. Sanki yeniden yargılama mümkün olabilir gibi beyanda bulunmuş.

Kanımca şike sürecine ilişkin yeniden yargılama söz konusu olamaz. Gerekçelerini yazmıştım. Çok küçük bir ihtimal olmakla birlikte, kararı veren PFDK üyeleri ile yargılanan kulüpler arasındaki ilişkiye dayanılabilir.

Şike süreci bir yana, TFF Tahkim Kurulu'nun yeniden yargılama koşullarına ilişkin tartışmalı kararı aşağıdaki gibidir:

"1- E.2014/239,K.2014/244
Beşiktaş A.Ş.'nin, futbolcusu Gökhan Töre ile ilgili 09.11.2014 tarihli dilekçesi okundu. Başvurunun, Kurulumuzun 01.11.2014 tarihli ve E.2014/239, K.2014/244 K. sayılı kararına karşı yargılamanın iadesi ve uygulamanın durdurulması talebi mahiyetinde olduğu, gerekli harcın yatırıldığı görüldü. Başvurucunun, dayandığı müsabakaya ilişkin belge ve kayıtlar ile tüm dosya üzerinde yapılan müzakere neticesinde;


Yargılamanın yenilenmesi (disiplin yargılamasının iadesi), Futbol Disiplin Talimatı'nın 91. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir:


"Disiplin Kurullarının, kesinleşen bir kararında dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları veya kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı veya kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı takdirde; ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu'ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler. Bu talep üzerine ilgili Disiplin Kurulu, inceleme sonucuna göre, önceki kararın değiştirilmesine yer olmadığına karar verebileceği gibi yeni bir karar da verebilir."
Görüldüğü üzere FDT'de, yargılamanın yenilenebilmesi için 3 tahdidi neden sayılmış; sadece bu hallerin varlığı halinde yargılamanın yenilenebileceği belirtilmiştir. Olağanüstü bir yargı olan yargılamanın yenilenmesinde, kurulan hükmün sakatlığı ancak, hükme esas delillerle aynı kuvvette bir delil eşliğinde ileri sürüldüğünde dikkate alınabilir.


Yargılama konusu "hakaret" eylemi, müsabaka görevlilerinin raporlarında yer almış olup bu aşamadan sonra yapılacak tartışmada öncelikle, FDT'nin 76.maddesi dikkate alınarak sunulan tüm delillerin kuvveti belirlenmelidir. FDT'nin 76/I. maddesine göre "Müsabaka görevlilerinin raporlarında bulunan hususlar aksi ispat edilmediği sürece doğru kabul edilir". Söz konusu hükümden açıkça anlaşıldığı üzere, müsabaka görevlilerinin raporlarında bulunan belirlemeler karine olarak doğru kabul edilmekte, ancak bu karinenin aksinin ispat edilmesine imkân verilerek ispat yükü ise faile yüklenmektedir. Buna göre, futbol disiplin hukukunda, müsabaka görevlilerinin raporlarının, aksi ispat edilmediği sürece,atılı eylemin ispatı ve fail hakkında ceza tayini için tek başına yeterli delil olarak kabul edildiği söylenmelidir. Futbol yargısında, işlediği disiplin ihlali müsabaka görevlerinin raporunda yazılı olan taraf, raporun aksini FDT'nin "Deliller" başlıklı 75. maddesi ve "Disiplin Yargılaması" başlıklı 85.maddesinin 3'ncü fıkrası uyarınca ancak futbol yargısında kabul edilen deliller (müsabaka görevlilerinin raporları, tarafların ve tanıkların beyanları, maddi deliller, uzman görüşleri ve ses ya da video kayıtları), diğer bir deyişle en az müsabaka görevlilerinin raporları kadar kuvvetli deliller vasıtasıyla ispat etme imkânına sahiptir. Ancak bu noktada, adli yargıda olduğu gibi futbol yargısında da, delillerin kuvveti yönünden bir değerlendirme, kuvvet derecelendirmesi yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere, usul hukukunda yazılı delil karşısında tanık deliline itibar edilmez. Buna karşılık, bir hareketten/eylemden ibaret (şiddetli hareket, sportmenliğe aykırı hareket, tükürme, saldırı gibi) maddi bir fiilin ispatında görsel kayıtlar, yazılı ya da sözlü bir delil karşısında daha kuvvetli ve yeterli bir delil olarak kabul edilir. Bu çerçevede futbol ispat hukukunda da; tamamen maddi bir fiilden ibaret bir disiplin ihlali karşısında, görsel kayıtlarla müsabaka görevlilerinin raporlarının aksinin ispatının mümkün olduğu, buna karşılık sözlü bir ihlal karşısında müsabaka görevlilerinin raporlarının tanık delilinden daha kıymetli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, müsabaka görevlilerinin raporlarında geçen sözlü bir disiplin ihlalinin aksinin, teknik ve hukuki olarak sıhhatinden şüphe edilemeyecek bir ses kaydı ile ispatına imkân tanınmalıdır.


Kulüp, gerek esas yargılamada gerekse yargılamanın yenilenmesi talebinde yeni bir delil sunmadığı gibi, gerekçe gösterdiği olaya dair futbol yargı kurullarındaki bir yargılama veya bu yargı kurullarının bir hükmünden de bahsetmemektedir.Başvuruda müsabaka hakeminin takdir alanı ve yetkisi ile disiplin yargısının başlayacağı zaman ve yer dikkate alınmamış olup müsabaka görevlilerinin raporunda yer almayan, takdir alanı içinde kalan ve bu suretle disiplin mercilerinin yargı yetkisine dâhil olmayan bir olayın, yargılamanın yenilenmesine esas alınması mümkün değildir. Böylece, Kurulumuza yapılan başvuruda, FDT'nin 91.maddesinde belirtilen;


a. Dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları,
b. Kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı,
c. Kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı,


hallerinden herhangi birinin gerçekleştiğini ispata yeter kuvvette delil sunulmadığı; dilekçede dayanılan beyan ve delillerin, yargılamanın yenilenmesine dayanak olamayacağı anlaşıldığından, Beşiktaş A.Ş.'nin, Gökhan Töre ile ilgili başvurusunun reddine; esas hakkında karar verildiğinden uygulamanın durdurulması talebinin reddine, oybirliği ile (K.2014/244 EK K.);

Karar verilmiştir.

Tahkim Kurulu"

2 Temmuz 2014 Çarşamba

CAS'ın Fenerbahçe Kararı'nda Fenerbahçe ve Şike Hükümlüleri Lehine Bölümler Var

Geçen gün CAS'ın Fenerbahçe Kararı hakkında ilk tespitlerimi paylaşmıştım.

Bu paylaşıma bazı Fenerbahçeliler'den tepki geldi. Bu kişilerin iddialarına göre, kararı istediğim gibi kesip yapıştırmışım; Fenerbahçe lehine olan bölümleri yazmamışım.

O yazımda CAS kararı hakkında başka yazılar da kaleme alacağımı belirtmiştim. 138 sayfalık bir kararın bütün noktalarını tek bir yazıda ortaya sermek mümkün değil.

Beni her şeyi yazmamakla suçlayanlara sormak isterim: Neden siz yazmıyorsunuz? Sadece kararın ilgili bölümünü tercüme edip yayınlayacaktınız. Aranızda hukukçular var. Kararın ilgili paragraflarını bölüşerek, bir gün içinde yazıyı/yazıları bitirebilirdiniz.

Fenerbahçe taraftarlarına ve diğer sporseverlere CAS kararının diğer detaylarını açıklamaya çalışacağım. Eksiklerim olacaktır. 138 sayfanın bir veya birkaç sayfada değerlendirilmesi imkansız. Eklemelerinizi ve yorumlarınızı paylaşmanızı rica ediyorum.

Bu yazımda CAS kararındaki Fenerbahçe ve şike sanıkları lehine olabilecek hususları açıklayacağım. Yazının sonunda ise, bu isimler için avantaj olarak nitelendirilebilecek bir unsurun onlar için büyük bir tehdit olacağını göstereceğim.

Hemen özet vereyim:
1) Karşı oy gerekçesinin karara yazılmasından imtina edilmesi adil yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirilebilir.
2) UEFA'nın ulusal liglerde meydana gelen şike olaylarını cezalandırıp cezalandırmayacağı tartışıldı.
3) Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesi bazı yöneticileri şikeden suçlu bulmuştu. CAS, bu maçla ilgili olarak, ağır ceza mahkemesinin çıkarımlarından ayrıldı ve ceza yargısında mahkum olan bazı isimlerin şike faaliyetlerine karışmadığına kanaat getirdi. Bu kararın ceza yargısında ve TFF disiplin kurulları bünyesinde yeniden yargılama sebebi olup olamayacağı kamuoyunda tartışılacaktır.

Detayları yazmak gerekirse,

1) CAS kararında karşı oyların gerekçeleri belirtilmedi:

CAS hakem heyeti, UEFA'nın ulusal liglerde meydana gelen şike olaylarını cezalandırma yetkisinin olup olmadığını tartıştı.

Kararda iki hakemin "çoğunluk" olarak yazdığı gerekçeleri okuyabildik ancak karşı oy sahibi hakemin gerekçelerini göremedik.

Karşı oyun gerekçelerinin yazılmamasının sebebi, CAS Tüzüğü'nün karşıoyların karara yazılmasını, taraflara bildirilmesini  yasaklaması (Tüzük md. R59).

Karşı oy gerekçelerinin yazılmaması, CAS hakemleri, spor hukuku uygulayıcıları tarafından eleştiriliyor. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülüyor.

İsviçre Federal Mahkemesi bu iddiayı, kendi uygulaması ile karşılaştırarak değerlendirecektir. İsviçre Federal Mahkemesi, kararlarında karşı oyları yayınlamak zorunda değildir. Aynı şekilde, tahkimde de hakemlerin karşı oylarını yayınlaması gerektiğine yönelik bir kural bulunmamaktadır.

CAS Tüzüğü'nde yapılan değişiklikler hakkında yazılan birçok makalede, Tüzüğün R46 ve R59 maddelerinde getirilen yasağın hakemleri karşı oy yazmaktan ve bunları taraflara bildirmekten alıkoymadığı; yasağın sadece bu kararların esas kararda yazılmasını engellendiği belirtilmektedir. Ulrich Haas'ın karşı oy gerekçelerini bildirip bildirmemesi onun kişisel tercihidir. Karşı oy gerekçelerinde çok iddialı ise, eminim gerekçelerini taraflara, özellikle Fenerbahçe'ye bildirmiştir.

CAS'ın kararında oyçokluğundan bahsedilmesi, Ulrich Haas'ın görüşlerinin tartışıldığını ama çoğunluk tarafından kabul edilmediğini göstermektedir. Karara etkili olmayan gerekçelerin kararda yer almaması, kendiliğinden iptal sebebi olmayacaktır.

2) UEFA'nın Fenerbahçe'yi yargılama yetkisi var mıydı?

Hakem heyeti, 2011 yılında gulusal maçlarda meydana gelen şike olaylarının UEFA tarafından cezalandırılıp cezalandırılamayacağını tartıştı.

Sorun, 2011 yılında yürürlükte olan UEFA Disiplin Talimatı'nın 2008 versiyonunun ulusal maçlara ceza verilmesini öngörmemesiydi. UEFA, bu talimatı kullanarak birkaç kulübe, ulusa ligde şike yaptıkları gerekçesiyle Avrupa Kupaları'ndan men cezası vermişti.

UEFA, 2013 yılında talimatlarında yaptığı değişiklikle, üye federasayonların UEFA'nun kurucu ilkelerine aykırı davrananlar hakkında soruşturma açmaması veya soruşturmayı gereği gibi yapmaması halinde ceza verme yetkisini yazıya döktü.

CAS heyeti 2013 değişikliğinin 2011 yılında meydana gelen şike faaliyetlerine uygulanıp uygulanamayacağını tartıştı.

İki üye 2013'te getirilen düzenlemenin yeni bir düzenleme olmadığını, UEFA'nın geçmiş yıllarda uyguladığı ceza verme yetkisinin teyidi olduğunu iddia etti. Bu iki üye, UEFA'nın yerel liglerdeki şike olayları için UEFA'nın "idari tedbir" olarak nitelendirdiği bir yıllık otomatik cezayı verebileceğini ve ciddi ihlaller halinde soruşturma açarak daha ağır cezalar verebileceğini kabul etti. Bu üyeler UEFA'nın basın bülteninin hukuken bağlayıcı niteliği olmadığını, geçmişte verilen cezaların bu yetkinin delili olduğunu ve Beşiktaş'a verilen cezanın da söz konusu yorumu güçlendirdiğini ifade ettiler.

Ne yazık ki karşı oy veren üyenin gerekçelerini okuyamadık. Karardan anlaşılan, o üye 2013 değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağını ve UEFA'nın Fenerbahçe'yi Türkiye liginde meydana gelen şikeden ötürü cezalandıramayacağını savundu.

İsviçre Federal Mahkemesi, karşı oy gerekçelerini değerlendirerek, kamu düzenine aykırı bir hüküm verilip verilmediğini inceleyebilir.

UEFA'nın 2013'ten önce ulusal maçlardan ötürü cezalandırdığı kulüplerin sayısı dikkate alındığında, İsviçre Federal Mahkemesi'nin ilgili itirazı reddeceğini düşünüyorum.

3) Ağır ceza mahkemesinin cezalandırdığı bazı yöneticiler CAS tarafından masum bulundu.

Hatırlanacağı üzere, 16. Ağır Ceza Mahkemesi Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili olarak Sivasspor yöneticileri Mecnun Odyakmaz, Ahmet Çelebi ile Fenerbahçe yöneticileri Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu, Tamer Yelkovan hakkında mahkumiyet kararları vermişti.

CAS heyeti, Sivasspor-Fenerbahçe maçına ilişkin tapeleri tek tek değerlendirdi ve İlhan Ekşioğlu'nun şike faaliyeti içinde olduğunu (par. 527, 531) tespit ettikten sonra; Aziz Yıldırım'ın İlhan Ekşioğlu, Abdullah Başak ve Yusuf Turanlı aracılığıyla şike yapması için Korcan Çelikay'a yaklaştığına kanaat getirdiğini belirtti (par. 537).

CAS, bu kararı verirken, Ağır Ceza Mahkemesi'nin özellikle "siyaha çanta" yüzünden Mecnun Odyakmaz'ı mahkum etmesini eleştirdi (par. 535). Aynı şekilde medyada çok sık gündeme getirilen "İlhan Ekşioğlu'nun şike amacıyla Abdullah Başak'a aldığı otomobil verdiği" iddiası da CAS tarafından reddedildi (par. 536).

CAS, Ağır Ceza Mahkemesi'nden farklı olarak, Sivasspor'dan hiçbir yöneticiyi şikeden sorumlu tutmazken; Fenerbahçe'den sadece Aziz Yıldırım ve İlhan Ekşioğlu'nun şike faaliyetlerinde bulunduğunu açıkladı.

Bu durumda akla bazı sorular geliyor:

a) Sivasspor'un hiçbir yöneticisi Sivasspor-Fenerbahçe maçında şike yapmadıysa, neden UEFA Sivasspor'u Avrupa Kupaları'ndan men etti?

UEFA'nın Sivasspor'u Avrupa Kupaları'ndan men etmesinin sebebi, Sivasspor-Fenerbahçe maçı değildir. UEFA bu kanaatinde ısrar ediyorsa, Sivasspor CAS kararını UEFA'nın önüne koyabilir.

Sivasspor'un men edilmesinin sebebi, Sivasspor yöneticilerinden Ahmet Çelebi'nin Fenerbahçe-İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçı için şike faaliyetlerinde bulunmasıdır(par. 427). Sivasspor, yöneticisi Ahmet Çelebi yüzünden Avrupa Kupaları'ndan men edilmiştir.

b) CAS'ın şike yapmadığını belirttiği yöneticiler, bu kararı devlet mahkemesinde ileri sürebilirler mi? CAS'ın ilgili kararı, yeniden yargılama sebebi olur mu?

Ceza Muhakemeleri Kanunu'na göre, yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa, hükümlü lehine yeniden yargılama yapılması gerekmektedir.

CAS kararı yeni bir olay veya delil midir?

CAS ve Ağır Ceza Mahkemesi aynı delilleri farklı şekilde değerlendirdi. CAS önünde yeni deliller ortaya konmadı. Ortada yeni bir delil söz konusu değil.  CAS'ın önüne sunulan delilleri mahkemeden farklı şekilde değerlendirmiş olması, verdiği kararın yeni delil olmasını sağlamaz. Yeniden yargılanacak hükümlüler kanımca CAS kararına dayanamazlar.

c) CAS Kararı, TFF sürecini tekrar başlatır mı?

CAS kararının yeniden yargılama sebebi olduğu kabul edilirse, şike hükümlülerini ve bu hükümlülerden yönetici olanların kulüplerini büyük sorunlar beklemektedir.

CAS kararının PFDK'nın kararları ile ne kadar çeliştiği ortadadır. Futbol Disiplin Talimatı, hiçbir ayırım gözetmeksizin her türlü delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olacağını öngörmüştür (Talimat md. 90). Eğer CAS kararı, disiplin kurullarının kararlarını etkileyecek nitelikte bir delil olarak kabul edilirse, ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu’ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler (Talimat md. 90).

CAS'ın kararının yeni bir delil olduğu kabul edilirse öncelikle Trabzonspor, CAS kararına dayanarak, CAS kararında şike yaptığı belirtilen Fenerbahçe yöneticilerinin yeniden yargılanmasını, bu isimlere ve Fenerbahçe'ye talimatta öngörülen cezaların uygulanmasını talep edebilir. Bu ihtimalde, UEFA'nın 2013 talimat değişikliğinin geçmişe etkili olup olmadığını tartışmaya gerek kalmaksızın, süreç tekrar başlatılır.

Artık hukuk kurallarını tartışacağız. Yorum farkları olabilir. Konuya vakıf olan, konuyla ilgili bilimsel eser ve içtihatlar bulan herkes bilgilerini paylaşmalıdır.

24 Haziran 2014 Salı

Yeniden Yargılama Kararı, İsviçre Federal Mahkemesi'ni Etkilemez

Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu başta olmak üzere birkaç isim hakkında verilen yeniden yargılama kararının ardından, Fenerbahçe'nin bu kararı İsviçre Federal Mahkemesi'nin önüne getireceği iddia ediliyor.

Fenerbahçe, her türlü yolu deneyecektir. Haklıdır. Ancak bundan sonuç alınamaz.

İsviçre Federal Mahkemesi'nin CAS kararlarını nasıl incelediğini daha önce anlatmıştım: http://goo.gl/cIoL6k.

FenerbahçeCAS kararına karşı itirazında kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia edebilir. Yeniden yargılama kararı ise bu iddiayı desteklemeyecektir.

Öncelikle, yeniden yargılama kararı veren mahkeme sanıkların kumpas ve tutanaklarda sahtecilik iddialarını reddetti. Federal Mahkeme söz konusu red kararlarını dikkate alacaktır.

İletişimin dinlenmesi ile ilgili kanun değişikliği ise Federal Mahkeme'nin ilgisini çekmeyecektir.

İFM, UEFA ve CAS'ın gizli dinlemeler sonucu verdiği şike ile ilgili disiplin cezalarını onadı. Bir gazetenin, bir sporcunun mahkeme kararı olmadan, gizlice yaptığı dinlemeleri ceza verilmesi için yeterli delil olarak kabul etti. Mahkeme kararı olmadan elde edilen deliller devlet mahkemeleri önünde yasak delil olarak kabul edilebilse bile, bunlar İsviçre dernekler hukukunda ve tahkim hukukunda geçerli delil olarak addedilmektedir. Ukrayna'nın Kharkiv takımı ile ilgili iki İFM kararı örnek olacaktır:  http://goo.gl/UH09Wnhttp://goo.gl/nVM1At.

3 Temmuz sürecinde hukuka uygun şekilde alınan dinleme kararları, bu kararlara dayanılarak elde edilen ses kayıtları ve bu kayıtların metne dökülmüş hali olan tapeler hukuka uygundu. Bu kayıtlar gizlice elde edilse bile UEFA ve CAS açısından geçerli delil olacaktı ve İFM, CAS'ın kararını onayacaktı. Yürürlükteki kanuna göre geçerli şekilde elde edilmiş delillerin, sırf kanun değişti diye geçerliliğini yitireceği iddia edilemez. İFM, bu yönde bir gerekçeyi reddeder.

Fenerbahçe, yeniden yargılama sayesinde Avrupa kupalarına katılacağını düşünebilir. Ancak İFM'nin geçmiş içtihatları göz önüne alındığında, İFM'nin yürütmeyi durdurma kararı vermesi beklenemez. İFM'nin Fenerbahçe'nin davasını kabul edip, CAS'ın kararını iptal etmesi de söz konusu olamaz.

3 Temmuz Sürecinde Yeniden Yargılama Olacak mı?

Dün 3 Temmuz sürecinde yeni bir sayfa açıldı. Aziz Yıldırım, Olgun Peker, İlhan Yüksel Ekşioğlu, Abdullah Başak, Ahmet Çelebi, Selim Kımıl hakkında yargılamanın yenilenmesi yönünde karar verdi.
Mahkemenin gerekçesi aşağıdaki gibidir:

"TCK'nun 220. maddesinde yer alan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu 6526 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrası CMK'nun 135. maddesinde düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayfa alınması ile CMK'nun 140. maddesinde yer alan teknik araçlarla izlemeye ilişkin katalog suçlar arasından çıkartılmıştır.

Mahkememize tevzi edilen dosyada Yargıtay tarafından onanan bir kısım eylemler onama tarihinden sonra yapılan kanun ile iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ve teknik araçlarla izlemeye ilişkin katalog suçlar arasından çıkartılan TCK'nun 220. maddesine ilişkindir.

Aynı dosyada aynı olaydan yargılanması devam eden sanıklarla hakkındaki hüküm onanmış sanıklar arasında farklı yargısal sonuçlara ulaşmanın adalete güven duygusunu örseleyeceği ihtimal dahilindedir.

Bu açıklamalar dikkate alındığında, mahkememize tevzi edilen dosyada Yargıtay 5. Ceza Dairesince onama kararı verilmesinden sonra 6256 sayılı Yasa ile iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izlemeye ilişkin usul yasasında yapılan değişikliklerin CMK'nun 311/1-e maddesi kapsamında hükümler lehine değerlendirme yapılmasını gerektiren yeni olay niteliğinde olması nedeniyle (...)"

Mahkeme, bu kararı oybirliği ile verirken, infazın geri bırakılması kararını oyçokluğu ile verdi.

Belirtmek gerekir ki, bu karar tartışmaya açıktır. Tartışılmalıdır. Bu tartışmayı öncelikle sanık avukatı olmayan ve/veya sanıklarla yahut Fenerbahçe, TFF ile yakın ilişkisi olmayan ceza akademisyenleri yapmalıdır. Görülüyor ki, onlar da yorum yapmaktan çekiniyorlar.

Mahkemenin kararına katılmak mümkün değil. Mahkemenin gerekçeleri yanıltıcı ve hukukla örtüşmesi mümkün değil.

Öncelikle, Yargıtay'ın da haklı olarak belirttiği üzere (Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 11.06.2002, 6260/6846), "yeni olaylar" kavramı, yasa değişikliğini kapsamaz. Bu hususun yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmesi, madde metnine ve yasa koyucunun iradesine aykırı olacaktır.

İkinci olarak, 3 Temmuz sürecinde yasaya uygun verilen iletişimin tespiti kararları ile bu kararlara dayanılarak yapılan kayıtlar ve bu kayıtların yazıya dökülmüş hali olan tapeler hukuka uygundur. İletişimin tespiti kararının alınmasında izlenecek usulün daha sonra değiştirilmiş olması, değişiklikten önce yürürlükte olan mevzuata uygun verilen kararları ve iletişim tutanaklarınının geçerliliğine etki etmez.

Usul kurallarında yapılan değişikliğin geçmişe etkili olup olmayacağı hususunda Yargıtay'ın kriterleri çok açık.

Hatırlatalım:

"Usul işlemleri, derhal uygulanırlık ilkesinin doğal sonucu olarak, gerçekleştirildiği sırada yürürlükte bulunan yargılama yasası hükümlerine tabi olurlar. Ceza yargılaması sırasında yasada değişiklik olduğunda yeni yasa hemen uygulanır; ancak bu durum, önceki yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmez.

Bu ilkenin sonucu olarak;

1- Usul işlemleri mutlaka yürürlükteki yasaya göre yapılacaktır.

2- Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.

3- Yeni yasanın yürürlüğünden sonra yapılması gereken usul işlemleri yeni yasaya tabi olacaktır

4- Yeni yasanın uygulanmasında, sanığın leh veya aleyhinde sonuç doğurmasına bakılmayacaktır."

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.03.2013, E. 2012/12-1515 K. 2013/102
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 31.01.2013, E. 2011/3-222 K. 2012/5
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.10.2006,  8-208/206

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun benzer birçok kararı bulunmaktadır.

Tekrarlayalım: Yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir. Önceki yasanın yürürlükte olduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin yenilenmesi de gerekmez.

Mahkemenin "ama haksızlık olur" şeklindeki gerekçesi bu açıdan yanıltıcıdır. Hakkındaki ceza kararı kesinleşmiş olsun ya da olmasın, bütün sanıklar 3 Temmuz sürecinde usule, hukuka uygun dinleme kararları ile dinlenmişler ve tapeler yargılamada sanıkların önüne konmuştur. Sanıklar tapelere ve bunlara teşkil eden dinleme kayıtlarının içeriğine itiraz etmemişlerdir. Hatta bazı kayıtlar özel hayatın ve aile hayatının korunması gerekçesiyle dinletilmemiştir. Bazı sanıklar kayıtların dinlenmesine karşı çıkmıştır.

İçeriğine itiraz edilmeyen ve hukuka uygun elde edilen ses kayıtlarının ve tapelerin yeniden yargılamada temel alınmayacağını söylemek, en kibar anlatımla şark kurnazlığıdır. Hukukla bağdaşan yönü yoktur. Yeniden yargılama kararına yapılacak itirazın reddedilmesi halinde, davaya bakacak mahkeme kanun değişikliğinden önce verilmiş dinleme kararları ile elde edilmiş delillerle bağlı olacaktır.

Not: Trabzonspor, 14 Temmuz 2014 tarihinde 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yeniden yargılamaya ilişkin karara itiraz etti. İtiraz dilekçesi için: http://goo.gl/MVG2SY

22 Ocak 2014 Çarşamba

Özcan Yeniçeri'den Aziz Yıldırım'a Destek

MHP milletvekili Özcan Yeniçeri, TBMM'de yaptığı basın toplantısında Aziz Yıldırım'a destek verdi. Yeniçeri, başbakanın gereğini yapması gerektiğini söyledi.

TBMM'nin sitesinde yer alan haber aşağıdaki gibidir:


"MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bazı yargılamalara ilişkin sözlerinin samimiyetini merak ettiklerini belirterek, "Erdoğan sözlerinde samimi ise Hakan Fidan için yaptığını Aziz Yıldırım, bu ülkenin Genelkurmay Başkanlığını yapmış İlker Başbuğ için de yapar" dedi. 


Yeniçeri, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında HSYK’nın yeni kararnamesiyle 96 hakim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesine dikkati çekti. 

Yeniçeri, "AKP'ye uygun ve uyumlu olmayan polis, savcı ve müdür gidecek uyumlu olanlar gelecektir. AKP'nin intikam uygulamalarıyla adalet hizmetleri toplumla devlet veya kişilerle kişiler arasında bir güven unsuru olmaktan çıkarılmıştır. Böylece adalet mülkün değil AKP'nin aracı haline gelmiştir" dedi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bazı davalara ilişkin, "Bugün artık geçmişteki bazı yargılamaların da üzerinde çok büyük soru işaretlerinin oluştuğunu daha net olarak görüyoruz" ile Yargıtay'ın Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın şike davasında aldığı cezaları onamasıyla ilgili "Zamanlama itibariyle ben anlamlı buluyorum" şeklinde açıklamaları olduğunu ifade eden Yeniçeri, "Hem bu sözleri etmekte hem de kendi yönetimindeki yargıda, kendi yandaşlarının tabiriyle, kurulmuş kumpasların sonuçlarını ortadan kaldırmak için kılını dahi kıpırdatmamaktadır" diye konuştu. 

Aziz Yıldırım ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un davaları ve hükümlerinin Başbakan Erdoğan’ın ifadeleriyle "özünden sakat" olduğunu belirten Yeniçeri, şöyle devam etti: 

"Erdoğan’ın bahsettiği sahte delil, kumpas, yasadışı dinleme, tasarlanmış ve ayarlanmış yargı ile verilmiş ceza söz konusudur. Bunları ifade eden bir Başbakan’a düşen görev gereğini yapmak için zaman kaybetmekten harekete geçmektir. 

Eğer Başbakan Erdoğan sözlerinde samimi ise Hakan Fidan için yaptığını Aziz Yıldırım, bu ülkenin Genelkurmay Başkanlığını yapmış İlker Başbuğ için de yapar. Yurt dışına kaçma şüphesi’ ile bir yıl hapiste tutulan Aziz Yıldırım’ın Avrupa’dan gelerek Başbakan Erdoğan’ın tabiriyle kumpasla, ayarla ve sahte delille verilmiş ceza için hapishaneye gitmeyi göze alması büyük bir saygıyı hak ediyor. Bu tavır karşısında şapka çıkartmak yetmez. Gereğini de yapmak gerekir. Bu davalarla ilgili ve acil olarak Sayın Başbakan Erdoğan’ın ya gereğini yapması ya da ebediyen susması gerekiyor" 

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Yeniçeri, Suriye'nin kuzeyinde özerk bir yapı kurulduğu iddialarına ilişkin "Bu yapılanmanın Türkiye'yi ciddi bir biçimde tehdit edeceğini ve Türkiye'deki bölücü mihrakları teşvik edeceğini bugünden görüyoruz. Şam yönetiminden kopacak bir Kuzey Suriye'nin Şam'dan daha çok Türkiye'nin başına bela olacağını Sayın Başbakan'ın ve hükümetin bilmesi gerekiyor. Artık Türkiye'ye karşı açılmış iki cephe vardır, biri Kandil ise ikincisi Kuzey Suriye cephesidir" dedi."