teşvik primi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teşvik primi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2015 Salı

CAS'ın 3 Temmuz Süreci ile İlgili Kararları

Bugün yeniden yargılama kararı verilen şike davasının ikinci duruşması gerçekleşiyor.

Sanık avukatları delillerin geçersiz olduğunu iddia ediyorlar. Bu iddia ile ilgili görüşlerimi yazmıştım: http://goo.gl/TkquBe

Sanık avukatları ve taraflı gazeteciler "kumpas", "komplo", "cemaat", "paralel" derken kamuoyu olayın özünü ve gerçekleri gözden kaçırıyor.

Olayları hatırlatacak vaktim yok. Gerçekleri CAS kararlarında okumak en doğru tercih olacaktır. CAS polisin, ceza mahkemesinin, Yargıtay'ın, TFF'nin, UEFA'nın yorumları ile bağlı kalmadan yeni baştan yargılama yaptı. Tapeleri tek tek inceledi, değerlendirdi. Bazı tapelerde UEFA'nın yorumlarını reddetti. Hatta ceza mahkemesinin değerlendirmelerinin tersine sonuçlara ulaştı.

Sadece CAS kararları ile yetinmek doğru olmaz. CAS kararını inceleyen İsviçre Federal Mahkemesi'nin kararını da okumak gerekir. Fenerbahçe, İFM'nin kararına karşı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne başvurmadı. Demek ki kararı hukuka uygun buldu. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaların inandırıcı olmadığı ortaya çıktı.

CAS'ın ve İFM'nin kararlarını okumanızı öneririm. Özellikle hukukçular ve gazeteciler bu kararları iyi okumalı ve sindirmeliler.

Kararların listesi aşağıdadır:




24 Ekim 2014 Cuma

İsviçre Federal Mahkemesi'nin Kararının Şike Sürecine Olası Etkileri


Fenerbahçe SK, 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğu itirazın; İsviçre Federal Mahkemesi’nin (İFM) 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedildiğini duyurdu. Kulüp, İFM'nin kararının Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bir karar olduğunu iddia etti ve  yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben söz konusu karara karşı her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanacağını açıkladı.

İFM kararının öğrenilmesi ile birlikte, birçok olasılık ve yöntem tartışılmaya başlandı. Aşağıda bunlardan bazılarına değineceğim.

1) Fenerbahçe'nin İFM kararına karşı başvurabileceği bir kurum var mı?

Fenerbahçe SK, İFM'nin kararına karşı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurabilir.

Şu anda CAS kararları sebebiyle İsviçre’ye karşı açılmış iki dava bulunmaktadır. Claude Pechstein ve Adrian Mutu, İsviçre aleyhine dava açtılar. İHAM da İsviçre'ye CAS'ın bağımsız ve tarafsız olup olmadığını, adil yargılanma hakkının hayata geçirilip geçirilmediğini, gizli duruşma kuralının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini sordu. İki dava ile ilgili süreç devam ediyor.

Fenerbahçe de CAS’ın yapısını, temel ilkelere aykırı olduğunu düşündüğü usul kurallarını ve dava sırasındaki uygulamaları İHAM bünyesinde tartışmaya açabilir. Bununla birlikte, Fenerbahçe'nin yeniden yargılamanın beklenmesi gerektiği ve paralel komplo ile ilgili iddiaları İHAM tarafından ciddiye alınmayacaktır.

2) UEFA, CAS ve İFM, hukuk dışı yargılama ve kararlara mı dayandı?

Fenerbahçe SK UEFA, CAS ve İFM’nin kararlarının Türkiye’deki hukuk dışı yargılama ve kararlara dayanılarak alındığını iddia etti.

Bu iddia kısmen doğru, kısmen yanlış.

CAS’ın kararını okuduğumuzda, UEFA’nın ceza mahkemesinin kararını temel alarak karar verdiğini görüyoruz. CAS, UEFA’nın bu uygulamasını eleştirdi. CAS, ceza mahkemesi kararlarının dikkate alınabileceğini ancak bu kararların tek başına bağlayıcı olmadığını belirtti.

Fenerbahçe’nin iddiasının aksine, CAS, ceza mahkemesinin kararına dayanmadı. Yeniden yargılama yaptı. Delilleri tek tek tartışarak değerlendirdi.

CAS’ın ceza mahkemesinin kararını dikkate almadığını ve kendi yargılamasını yaptığını özellikle Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili tespit ve görüşlerinden anlayabiliriz. CAS, ceza mahkemesinin kararını hiçe sayarak, Sivasspor başkanı Mecnun Otyakmaz’ın şike yapmadığına karar verdi. Üstelik CAS ceza mahkemesinin kabul ettiği “siyah çanta” teorisinin ispatlanamadığını belirtti. (Not: CAS'ın bir başka hakem heyeti, Sivasspor'un başvurusu üzerine yaptığı yargılamada, Mecnun Otyakmaz'ın da şike yaptığına karar verdi. Heyet "önceki karardaki hukuki değerlendirme ile bağlı olmadığını" açıkladı.)

Özetle, CAS kendi yargılamasını yaptı. İFM de CAS'ın yargılamasını ve kararını hukuka uygun buldu.

3) Fenerbahçe, Türkiye’deki yeniden yargılamanın ardından UEFA, CAS ve İFM’nin kararlarına karşı hukukî yollara başvurabilir mi?

Fenerbahçe SK “Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış kararlara karşı, yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığını ve mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini” duyurdu.

Fenerbahçe SK, bu süreçte spor hukuku ile ceza hukukunu harmanlamaya çalıştı. Oysa spor hukuku ve ceza hukuku ayrı kollardan yürüyen, ayrı kurallara dayanan hukuk dallarıdır.

UEFA ve CAS, UEFA talimatlarını dikkate alarak ceza verdi. Ceza mahkemesi ise Nisan 2011’de yürürlüğe giren 6222 sayılı Kanun’u temel aldı ve önümüzdeki süreçte bu kanunu uygulayacak. İsviçre hukukuna tabi iki tüzel kişiliğin Türk mevzuatı ile bağlı olmadığı ve bu mevzuatı uygulamayacağı açık.

UEFA Disiplin Talimatı ile 6222 sayılı Kanun şike suçunu farklı şekillerde düzenlemektedir. Bu farkları uzun uzun yazmayacağım. Kısaca ifade etmek gerekirse, 6222 sayılı Kanun’a göre suç olmayan fiiller, UEFA mevzuatına göre disiplin suçu teşkil etmektedir.

6222 sayılı Kanun, yürürlüğe girdiği 14 Nisan 2011’den itibaren işlenen şike suçlarına uygulanır. Oysa UEFA Talimatı için bu süre sınırı söz konusu değil. 6222 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce yapılan şike faaliyetleri ceza mahkemesi tarafından cezalandırılamazken, UEFA tarafından cezalandırılabilir.

3 Temmuz sürecinde ceza mahkemesi tarafından yapılan yargılamanın ve yargılama sonucu verilen kararların hukuka aykırılığı tartışmalıdır. Yargıtay, ceza mahkemesinin kararını kısmen onamış; kısmen bozmuştur. Bozma kararının gerekçesi ise sanıkların beraat etmesi gerekliliği değildir. Yargıtay, bazı sanıkların şike ve teşvik primi suçu işlediğinin tespit etmiş ancak bu sanıkların cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Şike ve teşvik primi suçları bu sanıklar için sabittir.

Yargıtay'ın ceza mahkemesinin verdiği iki sanık (Erdem Konyar ve Bülent Uygun) hakkındaki beraat kararlarını bozduğunu da dikkate almak gerekir.

CMK’da yapılan kanun değişikliğinin ardından verilen yeniden yargılama kararının hukuka uygunluğu ise tartışmalıdır. Kanun değişikliği, “yeni olay” olarak değerlendirilemez ve yeniden yargılama sebebi olamaz. Ayrıca yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmez. Önceki yasanın yürürlükte olduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin yenilenmesi de gerekmez.

İki ceza mahkemesi, hukuka aykırı olarak yeniden yargılama kararı vermiştir. Yeniden yargılama sürecinde tapelerin delil olarak kabul edilmeyeceği iddia edilmektedir. Böylece davanın temeli çökmüş olacak ve büyük ihtimalle sanıklar hakkında beraat kararı verilecektir.

Ceza mahkemesinin olası beraat kararı UEFA’yı, CAS’ı ve İFM’yi etkilemez.

Öncelikle, bu kurumlar zamanında geçerli olarak kabul edilen delilleri temel alarak yargılama yaptı ve kararlarını verdi. Bu üç kurum yolsuzluk operasyonuna darbe vurmak amacıyla yapılan usul kurallarındaki değişikliğin geçmişe etkili uygulanamayacağını ve bu delillerin hukuka aykırı hale gelmeyeceğini belirtebilir. Üstelik İsviçre’deki kurumlar için Türk usul kurallarının değişmesi önem arz etmemektedir.

Söz konusu delillerin hukuka aykırı hale geldiği kabul edilse bile, İFM’nin yerleşik içtihadı gereği, ceza hukukuna ilişkin ilkeler devlet yargısını bağlamakla birlikte, tahkim yargılamasında söz konusu ilkelere sıkı sıkıya uyulması gerekmemektedir. İFM, gerçek kişilerin bile gizlice dinleme yaparak elde ettikleri kayıtlar temel alınarak verilen disiplin cezalarını onadı. CAS'ın bu konuyu detaylı biçimde tartıştığı bir kararı bulunmaktadır. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da atıf yaparak, şike gibi büyük suçlarda hukuka aykırı elde edilen ve insanlık onurunu yaralamayan delillerin temel alınabileceğini açıkladı: http://goo.gl/kRJah7. İsviçre Federal Mahkemesi ise, Mart ayında CAS'ın FC Karpaty kararına karşı yapılan iki itiraz üzerine verdiği kararlarda, bir futbolcunun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak değerlendirilmesini kabul etti: http://goo.gl/UH09Wn, http://goo.gl/nVM1At.

Fenerbahçe’nin yöneticileri yeniden yargılamada beraat etseler bile, bu durum UEFA, CAS ve İFM’yi etkilemeyecek. İsviçre kamu düzeni, hukuka aykırı delillerin tahkim yargılamasında değerlendirilmesini kabul ettiği sürece Fenerbahçe’nin "her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığı ve bu yoldaki mücadelesi" boşa çıkacaktır.

4) İFM’nin kararının ardından UEFA kişilere ceza verir mi?

UEFA, Fenerbahçe’ye ceza verdikten sonra kişiler hakkında soruşturma açıldığını ve yeni delillerin toplanması için disiplin müfettişine süre verildiğini açıklamıştı. Bu açıklamanın üzerinden bir yıldan uzun süre geçti ama UEFA kişilere ceza vermedi.

UEFA’nın bu kadar uzun süre beklemesinin sebebi bilinmiyor. Tahmin yürütmek zor.

İFM’nin kararının ardından UEFA’nın rahatladığını söyleyebiliriz. UEFA, isterse, CAS’ın tespit ettiği şike olayları sebebiyle bu faaliyetlerde rol alan yönetici ve sporculara ceza verebilir. Hatta UEFA, CAS’ın “aleyhe bozma yasağı” gerekçesi ile incelemekten imtina ettiği dört maçı da soruşturma kapsamına alarak, toplam sekiz maçı değerlendirebilir.

UEFA'nın kişilere ceza vermesinin ardından, FIFA da bu kişilerin cezasını genişleterek dünya çapında hak mahrumiyetine çevirebilir.

Bir noktayı unutmamak lazım. CAS, UEFA’nın verdiği cezayı çok az bulmuştu. Benzer olaylarda çok katı tavır alan UEFA’nın Fenerbahçe’ye verdiği ceza CAS’ı şaşırtmıştı. CAS’ın bu tespitini dikkate alınca, UEFA’nın kişilere ceza vermemek, en azından az ceza vermek için fırsat kolladığından şüphelenmek doğal olacaktır.

5) Fenerbahçe küme düşecek mi? TFF’ye yaptırım uygulanacak mı?

İFM’nin kararının ardından UEFA’nın TFF’ye baskı uygulamasını ve Fenerbahçe’ye ceza vermesini bekleyenler olacak.

İki hususa dikkat etmek gerekir.
1) UEFA’nın talimatında küme düşürme cezası bulunmamaktadır. UEFA, yerel lige müdahale ederek Fenerbahçe’ye küme düşme cezası veremez.
2) UEFA’nın talimat değişikliği ve Astana Kararları geçmişe etkili uygulanamaz. UEFA, TFF’ye ceza veremez. Ancak CAS’ın Porto Kararı’ndaki ilke hayata geçirilirse, UEFA talimatındaki değişikliğin geçmişe etkili uygulanabileceği iddia edilebilir. UEFA’nın açıklamalarından, onun TFF’ye bir ceza vermeyeceğini anlıyoruz.

TFF ve Fenerbahçe, UEFA’dan değil, FIFA’dan çekinmelidir.

FIFA Statüsü, FIFA'ya olağanüstü durumlar söz konusu olduğunda üye federasyonların yönetim kurullarını görevden alma yetkisi vermektedir. Eğer FIFA, TFF'den İFM kararıyla kesinleşen CAS kararını dikkate alarak ilgili kişilere ceza verilmesini ister ancak TFF bu talebi reddederse, FIFA'nın TFF'nin yönetimine müdahale etme ihtimali bulunmaktadır. FIFA, TFF'nin yönetim kurulunu görevden el çektirerek, belli süre için görev yapacak bir kurul atayabilir.

FIFA, Türk milli takımlarının uluslararası maçlar oynamasını engelleyebilir ve TFF'nin üyeliğini askıya alabilir.

Yukarıda yazdığımız kuralları uygulayıp uygulamamak FIFA ve UEFA’nın takdirindedir. Her iki kurumun, özellikle FIFA’nın güven vermeyen ve yolsuzluklarla anılan kurumlar olduğunu aklımızdan çıkarmamız gerekir. FIFA’nın 2011’den beri şike süreci hakkında tek satır açıklama yapmaması, onun niyetini açıkça göstermektedir.

İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe'nin İtirazını Reddetti

İsviçre Federal Mahkemesi (İFM), Fenerbahçe'nin CAS kararına karşı açtığı iptal davasını reddetti. Fenerbahçe, İFM'nin red kararını sitesinde aşağıdaki şekilde duyurdu:

"Fenerbahçe Spor Kulübü olarak 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğumuz itiraz; İsviçre Federal Mahkemesi’nin 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedilmiş olup iş bu karar tarafımıza 23/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. 
İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararla ilgili yapacağı açıklamalara karşı ayrıntılı bir değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşacağımızı bildirmekle birlikte; 
Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bu kararlara karşı, kulübümüzün, yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığını ve bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini tüm kamuoyuna deklare ederiz."

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Anayasa Mahkemesi'nin Kararının Spor Hukukuna Etkisi Yok

Yarın büyük gün. UEFA şike süreci ile ilgili yapılan şikayetleri değerlendirip kararını verecek. Ayrıca İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe'nin CAS kararının iptali için açtığı davayı görmeye başlayacak.

Aziz Yıldırım'ın avukatları Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak 17 Temmuz'dan önce olumlu veya olumsuz bir karar vermesini talep etmişler. Avukatlar, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının Avrupa'da dikkatle takip edildiğini ileri sürmüşler.

3 seneden beri aynı taktik izleniyor. Ceza hukuku ve spor hukuku karıştırılıyor.

UEFA, CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi şike sürecinin spor hukuku boyutunu inceler. Devlet mahkemelerinin kararları sadece delil olabilir. Bu deliller de bağlayıcı değildir.

Aynı şekilde, devlet yargısındaki sorunlar da bu üç kurumu hiç ilgilendirmez. Önemli olan, spor karşılaşmalarında manipülasyon yapılıp yapılmadığıdır. Manipülasyon yapıldığına dair herhangi bir delil elde edilmişse, artık bu delilin nasıl elde edildiğine bakılmaz. Devlet yargısında adil yargılama yapılıp yapılmadığı da önemli değildir.

Türk mahkemeleri 6222  sayılı Kanun ve CMK ile bağlıdır. UEFA ise kendi talimatını uygular. Kendi usul kuralları vardır ve İsviçre Usul Kanunu hükümleri bağlayıcıdır.

6222 sayılı Kanun'daki şike tanımı ile UEFA Disiplin Talimatı'ndaki şike tanımı farklıdır. Devlet mahkemesi şike olarak değerlendirmediği bir davranış, UEFA Disiplin Talimatı uyarınca manipülasyon olarak değerlendirilebilir.

Ceza mahkemesi, hukuka aykırı elde edilen delilleri nazara alamaz. UEFA ise, bu delilleri dikkate alır. CAS da şike ile ilgili elde edilen her türlü delili dikkate alır. İsviçre Federal Mahkemesi, gerçek kişilerin bile gizlice dinleme yaparak elde ettikleri kayıtlar temel alınarak verilen disiplin cezalarını onadı. CAS'ın bu konuda içtihat oluşturan bir kararı bulunmaktadır. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da atıf yaparak, şike gibi büyük suçlarda hukuka aykırı elde edilen ve insanlık onurunu yaralamayan delillerin temel alınabileceğini açıkladı: http://goo.gl/kRJah7.

İsviçre Federal Mahkemesi, Mart ayında CAS'ın FC Karpaty kararına karşı yapılan iki itiraz üzerine verdiği kararlarda, bir futbolcunun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak değerlendirilmesini kabul etti: http://goo.gl/UH09Wn, http://goo.gl/nVM1At.

Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verse, Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama kararı verip daha önce elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu belirtse bile bu iki mahkemenin verdiği kararların UEFA, CAS, İsviçre Federal Mahkemesi nezdinde hiçbir etkisi olmaz.

CAS'ın Fenerbahçe kararını okuyanlar bilirler. CAS, kendisini  UEFA'nın ve ceza mahkemesinin tespitleri ile bağlı tutmadı. Davayı sil baştan gördü. Fenerbahçe'nin getirdiği tüm tanıkları dinledi. Bütün tapeleri tek tek ve birlikte değerlendirdi.

CAS'ın ceza mahkemesi kararlarını dikkate almadığına en güzel örnek ise, CAS hakem heyetinin Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili tespitleridir. Ceza mahkemesi Sivasspor yöneticilerini bu maçta şike yapmaktan mahkum ederken; CAS, yöneticilerin şike yaptığına dair kanaat veren kanıtlar bulunmadığına karar verdi.

Özetle, İsviçre Federal Mahkemesi sadece CAS'ın kararını inceleyecek. Ceza mahkemesi veya UEFA'nın yaptığı yargılama ve bunların kararları İsviçre Federal Mahkemesi'nin umurunda değil.

Fenerbahçe UEFA'nın kasten hukuka aykırı yargılama yaptığını ve bu sebeple maddi zarar gördüğünü iddia ediyorsa Vaud Kanton Mahkemesi'ne başvurabilir.

15 Temmuz 2014 Salı

TFF'den UEFA'ya Savunma

Dünya Kupası bitti. Ülkenin gündemine yine şike yerleşti.

Herkes UEFA’nın TFF, Fenerbahçe ve Trabzonspor hakkında 17 Temmuz’da vereceği kararları bekliyor.

Fenerbahçe ve Trabzonspor’un savunmalarını bilmiyoruz. TFF’nin savunması ise medyada yayınlandı.

Savunma ile ilgili yorumlarımı paylaşayım:

1) TFF “şike yok” diyememiş. Diyemez de. TFF, PFDK ve Tahkim Kurulu’nun komik “teşebbüs” kararlarını ortaya koymuş. Ceza mahkemesi, Yargıtay, UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulu, UEFA Temyiz Kurulu, CAS tarafından verilen şike kararlarını yok saymış.

2)  TFF, üzerinde siyasi baskı olduğu yönündeki iddialarla ilgili gerekçe ve delillerin gösterilmediğini belirtmiş.

Dolmabahçe görüşmelerini hepimiz duyduk, okuduk. Başbakanın önce Şenes Erzik ile başkanlık için görüşme yaptığını biliyoruz. Kulübüne yalan beyandan Avrupa Kupaları’ndan men cezası aldırmış, kulübünü borç batağına saplamış Yıldırım Demirören’in TFF başkanlığına nasıl getirildiğini UEFA bizden iyi biliyor.

Başbakan, UEFA Kongresi’nde UEFA’ya “kişiler ve kurumlar ayrılmalı” demişti. Platini’nin kibarca “kurallar böyle” diyerek baskıyı savuşturduğunu hepimiz gördük.

3) TFF, siyasilerin baskı yapmaktan öte, şike aleyhinde özel kanun hazırlayan ve bunu kabul eden ilk siyasetçiler olduğunu iddia etmiş.

TBMM’den önce birçok Avrupa Parlamentosu şike ile ilgili özel kanunlar çıkardı. TBMM bu konuda ilk değil. Şike ile ilgili mevzuat raporlarına Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin Internet sitelerinden ulaşılabilir.

TFF, Aziz Yıldırım’ın “konuşursam kötü olur” tehdidinden sonra TBMM’nin apar topar 6222 sayılı Kanun’u değiştirdiğini ve cezaları kuşa çevirdiğini, dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın akıllara zarar savunmasını, Cumhurbaşkanı’nın kanunun yeniden görüşülmesini istemesi üzerine kanunu aynen kabul ettiğini ve şikecilerin uzun cezalar almasının önüne geçtiğini belirtmeyi unutmuş.

TFF kulağının üzerine yatmış olabilir ama UEFA, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği olanların farkında.

4) TFF, “bir hukuk adamının siyasi müdahaleyi destekleyerek acil müdahalede bulunulmasını talep etmesi anlaşılır değildir” demiş.

FIFA ve UEFA, futbolun yönetiminin siyasetin etkisinden uzak tutulmasını ister. Siyasetin futbola müdahalesi, ilgili ülke federasyonunun üyeliğinin dondurulmasına kadar giden yaptırımları gerektirir. Geçen haftalarda FIFA’nın Nijerya Futbol Federasyonu’nun üyeliğini askıya alması çarpıcı bir örnektir.

Trabzonspor da TFF’nin şikeci yönetici ve kulüplere ceza vermemesinin sebeplerinden biri olarak siyasi müdahaleyi göstermektedir. Haklıdır da. BDP hariç tüm siyasi partiler 3 Temmuz sürecinde şikecilere destek vermiş;  yasama faaliyeti kapsamında cezaları indirerek, medyaya yaptıkları yorumlarla yargı üzerinde baskı kurmuş; UEFA’nın verdiği cezaların arkasında kumpas aramış ve gerçekleri saptırarak algı operasyonuna katkıda bulunmuştur. Hiçbir hukuk prensibiyle açıklanamayacak bir kanun çıkararak haklarından mahkumiyet kararı kesinleşmiş yöneticiler için yeniden yargılamanın yolunu açmıştır.

Siyasi partiler suçu ve suçluyu övmeyi artık neredeyse marifet saymaktadır.

UEFA ve FIFA durumun farkındadır ama işine gelmediği için siyasi baskı gerekçesiyle TFF’ye ceza vermekten kaçınmaktadır. FIFA'nın bu yetkisini kullanırken ayırımcılık yaptığı sık sık dile getirilmektedir.

5) TFF, Yargıtay’ın 20 sanık hakkındaki mahkumiyet kararını kaldırdığını iddia etmiş.

TFF göz göre göre yalan söylemiş. Yargıtay, şike kararında bazı isimler hakkında verilen mahkumiyet kararlarını onadı. Bazı isimler hakkında verilen kararları ise esastan kabul etti. Mahkumiyet kararlarını doğru buldu ancak bu isimlerin cezaların ertelenip ertelenmemesinin tartışılması gerektiğini kabul etti. Diğer bir deyişle, o isimlerin şike suçunu işlediğini kabul etti. TFF ise Yargıtay’ın bozma kararlarını sanki beraat kararı gibi ortaya koydu ve UEFA’ya yalan ifade verdi.

Ayrıca TFF, spor hukuku ile ceza hukukunun ayrı olduğunu iddia edip, diğer yandan Yargıtay’ın bozma kararından bahsederek kendisiyle çelişti. Yargıtay’ın bozma kararının gerekçeleri dikkate alındığında ise TFF’nin kendi savunmasını çökerttiği ortaya çıkıyor.

6) TFF, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bazı isimler hakkında yeniden yargılama kararı aldığını ve İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların söz konusu isimler için geçersiz bir hale geldiğini iddia etmiş.

13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeniden yargılama kararı henüz kesinleşmedi. Kararın hukuka aykırılığı ise sanık avukatları dışında herkes tarafından ileri sürülüyor. Trabzonspor da bugün karara itiraz etti.

Ayrıca TFF, spor hukuku ile ceza hukukunun ayrı olduğunu iddia edip, diğer yandan Yargıtay’ın bozma kararından bahsederek kendisiyle çelişti.

7) TFF, Tahkim Kurulu’nun bağımsız yargı organı olduğunu iddia etmiş.

UEFA ve FIFA’nın da bildiği üzere, TFF Tahkim Kurulu bir yargı organı değildir. TFF içinde üst disiplin kuruludur. İdari kuruldur. Anayasa ile tanınan imtiyaz bile bu kurulun hukuki yapısını değiştirmemektedir.

TFF Tahkim Kurulu ne bağımsız ne de tarafsızdır.

Soyut ve genel kurallardan yola çıkarsak, bu kurul TFF başkanının teklifi ve TFF yönetim kurulu kararı ile atanmaktadır. Bir kurulun, kendisini atayan yönetimden bağımsız olduğunu ileri sürmek imkansızdır. Üstelik bu kurulun görev süresi, kendisini atayanlardan bağımsız düzenlenmedi. Tahkim Kurulu’nun görev süresi, TFF başkanının görev süresi ile sınırlı. TFF başkanı gidince, kurul da gidiyor. Böylece bağımlılık katmerleniyor ve üyeler tarafsız kalamıyor. Kaderi kendisini atayan başkana tabi olan bir kurulun bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedilebilir mi?

TFF Tahkim Kurulu’nu 3 Temmuz süreci açısından özel incelersek çok vahim bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Yıldırım Demirören, TFF başkanlığına oturur oturmaz TFF Tahkim Kurulu’nu değiştirdi. Bu kurula 3 Temmuz sürecinde televizyona çıkan ve “sahaya yansıma olmadan şike olmaz”, “teşvik priminde teşebbüs olmaz”, “transfer şikesi olmaz”, “ceza mahkemesinin kararı beklenmelidir” gibi hukukla hiç ilgisi olmayan teoriler üreten; ceza yargılaması esnasında mahkemeye sanıklar lehine mütalaa veren kişilerin de bulunduğu isimler atandı.

Bazı hukukçular ve köşe yazarları “PFDK’nın verdiği cezaları TFF Tahkim Kurulu arttıramazdı ki! Onlar sorumlu tutulamaz” diyorlar. Bir yönden haklılar. Ancak bu kurulun şike ile ilgili verdiği kararların ne kadar çelişik olduğu ortada. Şike konusunda anlaşan iki tarafı ayrı ayrı teşebbüsten mahkum etmeyi beceren Tahkim Kurulu’nun hangi kararına güvenilebilir?

Aynı Tahkim Kurulu, TFF’nin yaptığı talimat değişikliklerini de hiçbir hukuki gerekçe sunmadan UEFA ve FIFA talimatlarına uygun bulmuştu. Oysa söz konusu değişiklikler UEFA ve FIFA talimatlarıyla ciddi biçimde çelişiyor.

Bu kurulun bağımsız ve tarafsız olduğu iddia edilemeyeceği gibi, kararlarının da hukuka uygunluğu artık tartışılabilir olmaktan öte bir hal aldı. UEFA ve CAS hem PFDK’nın hem de Tahkim Kurulu’nun kararlarını adeta yok saydı.

8) TFF, Tahkim Kurulu kararlarına karşı hiçbir yargı makamına başvurulamayacağını iddia etmiş. Bu görüşünü de Anayasa’ya dayandırmış.

Tahkim Kurulu kararlarına karşı yeniden yargılama talebinde bulunulması mümkündür. TFF, ceza mahkemesi kararını ve yeniden yargılama kararını savunmasında kullanıyorsa, bu mahkemenin ve olayla ilgili karar veren UEFA ve CAS kararlarının da şike kararlarına etki ettiğini kabul ediyor olmalıdır. Bu durumda bırakın ceza mahkemesi kararını, CAS kararı bile tek başına yeniden yargılama sebebi olabilecektir.

TFF’nin son iki senede acı bir ders olarak öğrendiği üzere, UEFA ne Anayasa ne de TFF mevzuatı ile bağlıdır. UEFA, kendi kurallarına göre yargılama yapar ve gerekli cezaları verir. Bu ilke CAS tarafından da dile getirilmiştir.

9) TFF, UEFA’nın Türkiye Ligi’ne ilişkin kararlara müdahale edemeyeceğini iddia etmiş. TFF, Türkiye Ligi’ne müdahale için yasal dayanak bulunmadığını, TFF’nin sadece UEFA Tüzüğü ve Disiplin Talimatı’ndaki ilgili maddelerde belirtilen cezaları uygulayabileceğini ileri sürmüş.

Ben de iki seneden beri UEFA’nın Türkiye Ligi’ne, şike ile ilgili kararlara müdahale edemeyeceğini yazıyorum. UEFA Disiplin Talimatı’nda bu konuda bir düzenleme bulunmuyor.

UEFA Disiplin Talimatı’na yeni eklenen madde yanlış yorumlanıyor. UEFA Disiplin Talimatı md. 2/IV’e göre, talimat hükümleri, UEFA’nın kurucu amaçlarından birine esaslı aykırılık teşkil eden ihlallere uygulanabilecek. Talimatın bu ihlallere uygulanması ise sınırlandırıldı. Talimat ancak ilgili ihlalin üye federasyon tarafından gereği gibi, usulüne uygun soruşturulması halinde uygulanmayacak. Diğer bir deyişle, bir federasyon, yetkisi kapsamındaki şike olaylarını gereği gibi soruşturmazsa UEFA, söz konusu şike hareketlerinden ötürü ilgili kişi ve kulüpleri cezalandırabilecek.

TFF’nin 3 Temmuz sürecini iyi idare etmediği, açık söyleyelim, şikeci yönetici ve kulüplere ceza vermemek için yoğun çaba harcadığı malum. UEFA da Avrupa Kupası’na katılacak kulüpleri soruşturdu ve bugüne kadar Beşiktaş, Eskişehir, Fenerbahçe ve Sivasspor’a şikeden ötürü ceza verdi.

Bu saatten sonra UEFA, aynı kulüplere tekrar ceza veremez.

UEFA Disiplin Talimatı, UEFA’ya yerel liglere müdahale etme yetkisi de tanımıyor. Talimatta hangi cezalar öngörülmüşse o cezalar verilebilir. UEFA’nın federasyonun yerine geçip küme düşürme, tescili iptal etme, kupayı geri alma gibi yaptırımlar uygulama yetkisi bulunmuyor.

UEFA’nın yetkisi olmayabilir ancak FIFA’nın benzer ve daha kapsamlı yetkileri var (İlgili yazı için: http://goo.gl/Hi64vL). FIFA'nın kirli geçmişini ve bugüne kadar Türk futbolundaki şike skandalı ile ilgili tek satır açıklama yapmadığını dikkate alınca, FIFA'nın mevzuatını uygulamayacağını tahmin etmek zor olmaz.

10) TFF, Trabzonspor’un 2010-2011 sezonunda şampiyon olmamasından ötürü uğradığı zararların tazmini konusunda UEFA’nın yetkisi olmadığını; üstelik Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katılmakla önemli gelir elde ederek maddi ve manevi zarara uğramadığını iddia etmiş.

UEFA’nın Trabzonspor’un uğradığı zararlar konusunda yetkili olmadığı açıktır. Trabzonspor bu zararlarının tazminini Türk mahkemelerinde dava etmelidir.

TFF’nin pişkinliğine değinmeden geçemeyeceğim. TFF, Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katılarak önemli gelir elde ettiğini ve zararının olmadığını iddia etti. Trabzonspor şampiyon olsaydı zaten Şampiyonlar Ligi’ne katılacaktı. Trabzonspor, hak ettiği bir turnuvaya katıldı. Bu turnuvaya katılım başka bir konu, Trabzonspor’un şampiyon ilan edilmediği için Türkiye’de uğradığı zarar ayrı bir konu.

Trabzonspor şampiyon olsaydı, şampiyonluk primi alacaktı. Kupasını alacaktı. Yayın gelirlerinden önemli kazanç elde edecekti. Doğrudan Şampiyonlar Ligi’ne katılacağı henüz 2010-2011 sezonu bittiğinde belli olacağı için daha iyi sporcular transfer edebilecek ve/veya elindeki futbolcuları tutabilecekti. Avrupa Kupaları başlamadan iyi sponsorluk anlaşmaları yapabilecekti. Tribün hasılatı daha iyi olabilecekti. Ve şu anda aklıma gelmeyen başka kazançlar elde edebilecekti. Bütün bu kayıplar önemli maddi zarar kalemleridir.

TFF, Şampiyonlar Ligi’ne katılım sayesinde elde edilen gelir yüzünden manevi zararın gerçekleşmediğini iddia etmiş. Tek kaygısı maddi menfaatleri, cepleri olanların Trabzonsporlular’ın 3 Temmuz sürecinde yaşadığı  travmayı ve üzüntüyü tahmin etmeleri mümkün değil. Şampiyonlar Ligi’ne katılınca bütün acılar unutuldu zannediyorlar.

UEFA, zararların tazmini konusunda yetkili olmayabilir. TFF er ya da geç PFDK’nın ve Tahkim Kurulu’nun kasten hukuka aykırı verdikleri kararlardan ötürü önemli miktarda tazminat ödeyecek.

11) TFF, Trabzonspor'un "2010-2011 sezonunda gerçekleştirilen şike faaliyetlerinden sorumlu şahıslara ve kulüplere yaptırım uygulanması" yönündeki talebine karşılık "Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın UEFA ve CAS tarafından cezalandırıldığı" şeklinde yanıt vermiş.

TFF Avrupa Kupaları'na gönderdiği Eskişehirspor ve Sivasspor'un UEFA tarafından cezalandırıldığını unutmuş. TFF, yöneticileri ceza mahkemesi tarafından cezalandırılan Giresunspor'u unutmuş.

TFF, UEFA'nın henüz yöneticilere ceza verilmediğini unutmuş.

TFF, "UEFA ve CAS ceza verdi" diyerek, şike suçlarının gerçekleştiğine kanaat getirdiğini itiraf etmiş. Ancak sadece Avrupa Kupaları'na katılan takımların cezalandırılması ise yetinilmesi gerektiğine işaret etmiş. Yönetici, futbolcu ve teknik direktörlere ceza verilmesi konusunda ağzını açmamış.

SONUÇ:

3 Temmuz süreci, 17 Aralık sürecinden daha kötü miras bıraktı. 17 Aralık’ta en azından muhalefetten bahsedebiliyorduk. 3 Temmuz’da ise iktidar partisi ve muhalefet partileri elbirliği ile yolsuzluk yapanı, şike yapanı korudu. TFF ise hükümetin ve muhalefet partilerinin tam desteğini alarak ortalığı temizlemeye koyuldu. TBMM’nin oybirliği ile Anayasa’ya koyduğu Anayasa’ya aykırı hüküm sayesinde TFF’nin akıl almaz kararları denetim dışında kaldı. Ve bugün yeniden yargılama komedisi ile kapılar sonuna kadar açılıyor.

UEFA’nın 17 Temmuz’da dişe dokunur kararlar alacağını sanmıyorum. Bu ise Fenerbahçe ve TFF’nin muhteşem savunmasından değil, UEFA’nın kurallara bağlı olmasından ve mevzuatta var olmayan yetkileri kullanmaya teşebbüs etmemesinden kaynaklanacak.

En azından TFF’nin savunmasını gördük. Mehmet Ali Aydınlar’ın basın toplantısındaki açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtları hatırlayınca bu savunmayı gülümseyerek okudum. Şikeyi kabul ettiğini, şikecileri asla cezalandırmaya yeltenmeyeceğini tekrar gördüm. 

Lig başlıyor. Artık şikeyi unutma zamanı. Hayırlı olsun!

15 Haziran 2014 Pazar

Aylin Nazlıaka'dan Ankaragücü Hakkında Soru Önergesi

CHP milletvekili Aylin Nazlıaka, Ankaragücü ile ilgili yolsuzluk iddialarını TBMM gündemine getirmeye çalışıyor. Nazlıaka bu konuda yeni bir soru önergesi verdi.

Soru önergesi metnini aşağıda paylaşacağım.

Nazlıaka, borçları yüzünden küme düşürülen Ankaragücü'ne haksızlık yapıldığı görüşünde. Ankaragücü ligden düştüğü için Ankara'nın da ekonomik zarara uğradığını iddia ediyor.

Sayın milletvekili, Ankaragücü'nün darbecilerin emriyle 1. Lig'e geri döndüğünü bilmiyor mu? O kararı savunuyor mu? Neden soru önergesinde bu duruma değinmedi? Ankaragücü uzun süre devletin, askerin gücüne sırtını dayamıştı. Rüzgar ters yönden esmeye başlayınca tepetaklak yuvarlandı.

Nazlıaka'nın Ankaragücü olayına objektif bakmasını beklerdim ama kulübün darbeci geçmişinden bahsetmemeyi tercih ederek, tek derdinin Ankara takımlarını savunmak olduğunu gösterdi.

Nazlıaka'nın soru önergesindeki altıncı soru ise evlere şenlik. Nazlıaka, bu bölümde "Türkiye Futbol Federasyonu'nun futbolda şike, usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları konusunda gösterdiği hassasiyet(in) bilin(diğini)" iddia ediyor.

TFF'nin şikenin üzerini nasıl kapattığını bütün dünya biliyor. CAS, Beşiktaş kararında, "TFF kurullarının bir şekilde Tayfur Havutçu ve Serdal Adalı'ya ceza vermediğini"nazik şekilde ifade etti. Sayın Nazlıaka bizimle dalga geçiyor.

Sayın Nazlıaka çok iyi bilmektedir ki, TFF'nin şike ve yolsuzluk iddialarını ciddiye almaması öncelikle Ankaragücü'nün işine yaramıştır.

13 Kasım 2001 tarihinde oynanan Galatasaray-Ankaragücü maçı için Ankaragücü takımının futbolcularına teşvik primi gönderildiği iddia edilmiş ve bu durum TBMM Komisyon raporuna yansımıştı. Bu iddialar TFF tarafından yine halı altına silkelenmişti.

Sayın Nazlıaka'ya TBMM raporunun ilgili bölümlerini hatırlatmak isterim.

"Erman TOROĞLU (Eski hakem)
Kendi duyumlarına göre, en son teşvik iddiasında teşvik olduğunu, yani Ankaragücüne para geldiğini, Milli Takım Teknik Direktörü Ersun YANAL’ın bu işin ne kadar içinde olduğunu bilmediğini, olayda teşvik primini gönderenden hiç bahsedilmemesini hayretle karşıladığını, teşvik primini gönderenin Aziz Yıldırım olduğunun söylendiğini, bunun gibi Türkiye’de olan her çapta, 1. 2. 3. lig ve amatör kümelerde bu olayların yaşandığını, teşvik primi genel olarak maça çıkarken futbolculara geldiğini, olaydan haberi olan futbolcuların takım arkadaşlarına, arkadaşlar mal geldi yatıyor diyerek, maça çıkıp oynadıklarını, maç bitiminde paranın elden dağıtıldığını, aldıkları paradan herkesin masöre, malzemeciye de verdiğini, sistemin bu olduğunu, kulüp yönetiminin bu olaydan haberinin olamayacağını,eğer olursa paranın yarısına yönetimin el koyacağını, şike ve teşvik konusunda kanaate dayalı karar verilebilmesi gerektiğini, hakemin, gözlemcinin ve temsilcilerin aynı yönde karar vermeleri durumunda şike veya teşvik yapılmıştır kararının verilebilmesi gerektiğini,

Levent Seyit DOĞAN (Eski Ankaragücüspor Kulübü Yöneticisi)
Telegol programında duyumlarını söylediğini,

Serhat Ulueren (Star TV Spor Müdürü)
Ankaragücünün eski oyuncusu Cafer AYDIN’ın 21 Kasım saat 20:00’de kendisini arayarak, “Türkiye’de teşvik primi mi arıyorsunuz? İlk önce gideceğiniz kişi Ersun YANAL’dır.”dediğini, Cafer AYDIN’ın daha sonraki konuşmalarında ise kendisine 13 Mayıs 2001 tarihinde oynanan Galatasaray-Ankaragücü maçından bir hafta sonra para geldiğini, paranın kimden gelip kimler tarafından nasıl dağıtıldığını bildiğini, ancak canlı yayında açıklayacağını söylediğini, kendisinin de bunları kaydederek yayınladığını, daha sonra aldığı istihbarata göre, Ankaragücüne 500 bin dolar para geldiğini, paranın Ersun Hocanın evinde beklediğini, futbolcuların paylarının maçtan 10 gün sonra dağıtıldığını, personelin payına düşen kısmın ise 1,5 ay boyunca Ersun Hocanın evinde bekletildiğini,
Aldığı istihbarata göre,  Galatasaray -  Ankaragücü maçında,  Ankara gücüne 500 Bin dolar para geldiğini,  paranın Ersun Yanal’ın evinde beklediğini,  futbolcuların paylarının maçtan 10 gün sonra dağıtıldığını,  personelin payına düşen kısmın ise, 1, 5 ay boyunca Ersun Yanal’ın evinde bekletildiğini ifade etmiştir.

Cafer AYDIN (Futbolcu)
Telegol programında, Galatasaray maçından sonra kendilerine, bir zarfın içinde prim verildiğini söylediğini, bu parayı kulübün mü verdiğini yoksa dışarıdan mı geldiğini bilmediğini, esasen Türkiye’de teşvik primi olduğuna inandığını, dört büyüklerin zaman zaman teşvik primi verdiklerini, geçmiş yıllarda, iyi oynaması için aracıların kendisine para teklif ettiğini, ancak bunu reddettiğini, teşvik priminin önlenmesi için futbolcuların alacaklarını zamanında ve tam olarak almalarının gerektiğini, sözleşmelerin gerçek rakamlar üzerinden yapılmasının şart olduğunu,"

ifade etmiştir.

Yukarıdaki isimlerin kamuoyunda yer almak ve reyting toplamak için yalan söyledikleri iddia edilebilir. O zaman dönemin Komisyon üyesi milletvekillerinin tespitlerini dikkate almak gerekir.

CHP'li milletvekilleri Ahmet Ersin, Mehmet Küçükaşık ve Mesut Değer komisyon raporunda yer alan karşıoy yazılarında aşağıdaki ifadeleri paylaştılar:

"Telegol programında Cafer AYDIN'ın açıklamaları karşısında sadece bir soruşturma ile yetinilmiş, bir karar verilememiştir."

"Cafer AYDIN'ın şike ile ilgili açıklamalar yaptıktan sonra "BENİ VURACAKLAR" demesi ve kimsenin açıkça konuşmaya yanaşmaması ve komisyonumuzun Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda değişiklik yapılarak "gizli tanık"ın sporda da kullanılmasını önermesi bunun en büyük kanıtıdır."

Görüldüğü üzere, Ankaragücü sadece darbecilerin desteğini alan bir kulüp değil, aynı zamanda teşvik primi konusunda kamuoyu gündemine oturmuş ancak olayın örtbas edilmesi ile adı temizlenen bir kulüptür. Dönemin CHP milletvekilleri de bu duruma işaret etmiştir.

Sayın Nazlıaka, bir konuda haklıdır. Ankaragücü'ne haksızlık yapılmıştır. Doğru! Kurallar sadece bu kulüp için uygulanmıştır. Finansal fair-play kuralları gereği cezalandırılması gereken onlarca kulüp varken, ilk kurban Ankaragücü olmuştur. Ancak bu uygulama, Ankaragücü'nün hak etmediği bir ceza aldığı anlamına gelmez.

Nazlıaka, Ankaragücü'nü korumak yerine, yolsuzluğa karışmış bütün kulüplerin ve yöneticilerinin cezalandırılması için çaba harcamalıdır. Ankaragücü ile ilgili sorulan sorular, CHP'nin yönettiği il ve ilçelerde faaliyet gösteren kulüpler için de sorulmalı ve bu kulüpler de soruşturulmalıdır!

Aylin Nazlıaka'nın soru önergesindeki her bir soru için sayfalarca yorum yapılabilir.

Soru önergesi aşağıdadır:

"09/04/2012 Tarih ve 7/6193 Esas Numaralı soru önergemde MKE Ankaragücü Spor Kulübü'nde geçmiş yönetimler döneminde yaşanan yolsuzluk iddiaları yer almakta ve bu iddialara yanıt istenmektedir. Önemli yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının yer aldığı bu önergem yanıtlanmamıştır. Bu durum Hükümetinizin sporumuza ve Ankaragücü'ne bakış açısını ortaya çıkaran önemli bir göstergedir.

Bu bağlamda;

MKE Ankaragücü Spor Kulübü kentiyle özdeşleşmiş, taraftarıyla bütünleşmiş, başta Ankara 19 Mayıs Stadyumu olmak üzere Türkiye'nin tüm futbol sahalarına 102 yıllık tarihiyle kök salmış gerçek bir futbol hikayesidir. Ankaragücü, Türkiye'de kuruluşundan itibaren futbolliglerinde birinci ligde en çok yer alan dördüncü takımıdır.

Şampiyonluğa oynayan takımlar bile tribünleri zor doldururken Ankara'nın dört bir yanından dişinden, tırnağından arttırdığı bilet parasıyla her maç 19 Mayıs Stadyumu'nu dolduran 1 O binlerce insan hem gerçek futbol taraftarlığının bir örneği hem de Ankaragücü sevgisinin tribünlerdeki yansımasıdır.

Ankara'nın en önemli marka değerinden ve sembollerinden biri olan MKE Ankaragücü Spor Kulübü zor bir dönemden geçmektedir. Daha önceki soru önergernde de belirttiğim gibi; Ankaragücü, 2011-2012 Futbol Sezonunu şöyle tamamlamıştır: Kulüp yüksek meblağlı borcu nedeniyle icralık olmuş, gelirlerine haciz gelmiştir. Futbol takımının çok sayıda oyuncusu alacakları ödenmediği için anlaşmalarını feshetmiştir. Takım, sezonu bir profesyonel futbolcu ile tamamlamıştır. Takım maçiarına altyapıdan gelen genç oyuncularla devam etmiştir. Ankaragücü en temel ihtiyaçları karşı layamadığı bir futbol sezonu geçirmiştir. Temel gıda ihtiyaçlarını taraftarlar kendi aralarında para toplayarak karşılamaya çalışmışlardır.

Ankaragücü Spor Kulübü'nü siyasi beklenti ve amaca basamak olarak gören, bu beklentileri yerine gelmediğinde, kulübe adeta bir intikam duygusuyla saldıran, takımı muvazaalı biçimde borçlandıran kötü bir yönetimin faturası ödetilmektedir. Asıl cezalandırılan ise Ankara ve Ankaralılardır. Bir futbol takımı içinde bulunduğu kentin tanıtımına ve ekonomisine katkısının yanında, o kentin tarihini, kültürünü ve ruhunu temsil etmektedir."

1- Ahmet Gökçek göreve geldiğinde MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği'nin toplam borç ve alacakları nedir?
2- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında kaç TL borçlandırılmıştır? 24 Ağustos 2011 tarihi itibariyle toplam borç ve alacaklar ve bunların kaynağı nedir? 06 Nisan 2012 tarihi itibariyle MKE Ankaragücü Spor Kulübü'nün borçlarının dökümü ve toplam borcu nedir? Bunların ne kadarı faiz, icra gibi giderleri kapsamaktadır?

3- 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında kaç futbolcu transfer edilmiştir? Bu oyuncular takımla hangi tarihte anlaşma imzalamıştır? Takımdan sözleşme bitiş tarihi itibarıyla ayrılma tarihleri nedir? Bu oyuncular için kulüplerine ödenen benservis bedeli nedir? Oyunculara ödenen transfer ücreti nedir? Bu transferler nedeniyle MKE Ankaragücü Spor Kulübü'nün halen borçlu olduğu kulüp ya da oyuncu var mıdır? Bu kulüp ve oyunlar ile borç miktarı nedir?

4- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği yönetim kurulunda görev yapmadığı halde kulüpten alacağı olan özel kişilik var mıdır? Kimlerdir? Alacak miktarları ve borcun kaynağı nedir?

5- MKE Ankaragücü Spor Kulübünün Süper Lig'den düşmesinin Ankara ekonomisini ve tanıtımını olumsuz etkileyeceği bilinmektedir. Bununla ilgili tahmini rakam nedir?

6- Türkiye Futbol Federasyonu'nun futbolda şike, usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları konusunda gösterdiği hassasiyet bilinmektedir. Bu hassasiyet neden Ankaragücü için gösterilmemektedir? Bunu engelleyen siyasi bir güç mü vardır?

7- Medyada özellikle son günlerde MKE Ankaragücü Spor Kulübü'nün 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında görev yapan yönetim kurulunun şaibe, usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarına ilişkin haberler geniş olarak yer almaktadır. MKE Ankaragücü Spor Kulübü'nün söz konusu dönemine ilişkin kulüp başkanı ve yöneticileri hakkında neden soruşturma açılmamaktadır?

8- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği'nin ilamsız takip yoluyla bir günde yaklaşık 35 milyon TL borçlandırıldığı iddiası doğru mudur? Alacaklıların aynı gün aynı icra dairesine başvurduğu ve konuyu aynı avukatın takip ettiği iddiası doğru mudur? Kulüp yönetimi tarafından bu borçlara neden itiraz edilmemiştir? Ankaragücü hile yoluyla mı borçlandırılmıştır? Bu konuda soruşturma açılması düşünülmekte midir?

9- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın başkanlık yapmadığı halde, Ankaragücü'nün mali ve sportif durumu ile ilgili sürekli açıklama yapmasının nedeni nedir?

10- MKE Ankaragücü Spor Kulübü Derneği'nden alacaklı olan özel ya da tüzel kişiliklerin Ankara Büyükşehir Belediyesiyle iş ilişkisi var mıdır? Bu özel ya da tüzel kişiliklerin 30 Ağustos 2009-24 Ağustos 2011 tarihleri arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi'nden aldıkları herhangi bir ihale, iş, proje var mıdır?

11- Ankaragücü A.Ş. adında bir şirket kimler tarafından kurulmuştur? Bu şahısların sahip ya da ortak oldukları ticari yapıların Ankara Büyükşehir Belediyesi ya da yöneticileri ile her hangi bir ticari ilişkisi var mıdır?"