6222 sayılı Kanun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6222 sayılı Kanun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2014 Çarşamba

Taraf-Der, İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal'ı Passolig Paneli Hakkında Uyardı

İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyonu, 21 Kasım tarihinde “Passolig Uygulaması Sorunlar ve Çözüm Yolları“ konulu bir panel düzenleyecek.

Özellikle Tüketici Mahkemesi'ndeki Passolig duruşmasının görüleceği haftaya denk getirilen panelde Mehmet Demirkol (Fanatik gazetesi yazarı), Önder Özen (futbol teknik direktörü/spor yorumcusu), Y. Kemal Haacıoğlu (TFF e-bilet proje sorumlusu) ve Celalettin Karanfil (Eskişehir Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı) konuşacaklar.

Bu panelde Passolig'e karşı hukuk mücadelesi veren dernek temsilciler, avukatlar ile e-bileti eleştiren hukukçuların panelist olarak seçilmemesi tepki çekti.

Dün Ankara Tüketici Mahkemesi'nde görülen davada, mahkeme e-bilet ile ilgili yasal düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili maddeler için Anayasa Mahkemesi'ne başvurma kararı aldı.

Mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvuru kararı, e-bilet ve Passolig'in tartışılacağı panelin organizasyonunu değiştirmedi. Davayı açan derneğin yöneticileri ve avukatları yine panele davet edilmedi. Panel, duyurulduğu şekilde gerçekleşecek.

Taraftar Hakları Dayanışma Derneği Genel Başkanı Av. Kemal Ulusoy ve derneğin yönetim kurulu üyelerinden Av. Cem Cihan, İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal'a açık mektup gönderdiler. Twitter'da yayınlanan bu mektupla, Barolar'ın görevleri hatırlatıldı ve İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyonu'nun Passolig politikası eleştirildi.

Mektup aşağıdaki gibidir:

18 Kasım 2014 Salı

Passolig, Tüketici Mahkemesi için Ne Diyecek?

Bugün Ankara'da tüketici mahkemesi, Passolig ile ilgili itirazları değerlendirdi. Sıra Anayasa Mahkemesi'nde.

Bu dava ile ilgili görüşlerimi daha sonra açıklayacağım. Tutanağın ulaşmasını bekliyorum.

Yarın veya hafta içinde Passolig'den de bir açıklama gelecektir.

Passolig'in saldırgan reklam stratejisi yargı karşısında etkili olmadı. Etkili olmayacağa benzer.

Passolig (Aktif Bank) hukukçularının aklından geçenleri paylaşayım. Onlar görüşlerini çok açık biçinde dile getirmişlerdi.

Mahkemenin itirazları ciddi bulup Anayasa Mahkemesi'ne başvuru kararı alması, mahkemenin Passolig'e karşı olduğunu gösteriyor.

Bu mahkeme de kim oluyor? Yoksa hâkim paralel yapı üyesi mi?

Passolig'in deyimiyle bu hâkim,
- Karaborsa ve kayıtdışılıktan beslenenlerden mi?
- Fişleme bahanesi ile sorumsuzca davranışlarını sürdürerek takımlarına maç, diğer seyircilere seyir cezası aldırmayı hak görüp çocuğumuzu maça götürme hakkımızı gasp edenler ile şiddete karşı gözüküp rant sağlayanlardan mı?
- Yerli firmaların milli projelerinin başarılı olmasını istemeyenlerden mi?
- "Bu iş bu kadar etmez. Bu sebeple eli cebe atıp bu kadar para vermenin manası yok" deyip proje hayata geçince gözü kalan şirketlerden birinin hissedarı veya gizli yöneticisi mi?

Passolig yöneticilerinden Cuma akşamına kadar cevap bekliyoruz. Kaç aydır "malum çevre" hakkında kapsamlı bir açıklama yapacaklardı. Nasip bu haftaya imiş.

24 Ekim 2014 Cuma

İsviçre Federal Mahkemesi'nin Kararının Şike Sürecine Olası Etkileri


Fenerbahçe SK, 11 Nisan 2014 tarihinde CAS kararına karşı yapmış olduğu itirazın; İsviçre Federal Mahkemesi’nin (İFM) 16/10/2014 tarihli kararı ile reddedildiğini duyurdu. Kulüp, İFM'nin kararının Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış bir karar olduğunu iddia etti ve  yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben söz konusu karara karşı her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanacağını açıkladı.

İFM kararının öğrenilmesi ile birlikte, birçok olasılık ve yöntem tartışılmaya başlandı. Aşağıda bunlardan bazılarına değineceğim.

1) Fenerbahçe'nin İFM kararına karşı başvurabileceği bir kurum var mı?

Fenerbahçe SK, İFM'nin kararına karşı İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurabilir.

Şu anda CAS kararları sebebiyle İsviçre’ye karşı açılmış iki dava bulunmaktadır. Claude Pechstein ve Adrian Mutu, İsviçre aleyhine dava açtılar. İHAM da İsviçre'ye CAS'ın bağımsız ve tarafsız olup olmadığını, adil yargılanma hakkının hayata geçirilip geçirilmediğini, gizli duruşma kuralının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediğini sordu. İki dava ile ilgili süreç devam ediyor.

Fenerbahçe de CAS’ın yapısını, temel ilkelere aykırı olduğunu düşündüğü usul kurallarını ve dava sırasındaki uygulamaları İHAM bünyesinde tartışmaya açabilir. Bununla birlikte, Fenerbahçe'nin yeniden yargılamanın beklenmesi gerektiği ve paralel komplo ile ilgili iddiaları İHAM tarafından ciddiye alınmayacaktır.

2) UEFA, CAS ve İFM, hukuk dışı yargılama ve kararlara mı dayandı?

Fenerbahçe SK UEFA, CAS ve İFM’nin kararlarının Türkiye’deki hukuk dışı yargılama ve kararlara dayanılarak alındığını iddia etti.

Bu iddia kısmen doğru, kısmen yanlış.

CAS’ın kararını okuduğumuzda, UEFA’nın ceza mahkemesinin kararını temel alarak karar verdiğini görüyoruz. CAS, UEFA’nın bu uygulamasını eleştirdi. CAS, ceza mahkemesi kararlarının dikkate alınabileceğini ancak bu kararların tek başına bağlayıcı olmadığını belirtti.

Fenerbahçe’nin iddiasının aksine, CAS, ceza mahkemesinin kararına dayanmadı. Yeniden yargılama yaptı. Delilleri tek tek tartışarak değerlendirdi.

CAS’ın ceza mahkemesinin kararını dikkate almadığını ve kendi yargılamasını yaptığını özellikle Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili tespit ve görüşlerinden anlayabiliriz. CAS, ceza mahkemesinin kararını hiçe sayarak, Sivasspor başkanı Mecnun Otyakmaz’ın şike yapmadığına karar verdi. Üstelik CAS ceza mahkemesinin kabul ettiği “siyah çanta” teorisinin ispatlanamadığını belirtti. (Not: CAS'ın bir başka hakem heyeti, Sivasspor'un başvurusu üzerine yaptığı yargılamada, Mecnun Otyakmaz'ın da şike yaptığına karar verdi. Heyet "önceki karardaki hukuki değerlendirme ile bağlı olmadığını" açıkladı.)

Özetle, CAS kendi yargılamasını yaptı. İFM de CAS'ın yargılamasını ve kararını hukuka uygun buldu.

3) Fenerbahçe, Türkiye’deki yeniden yargılamanın ardından UEFA, CAS ve İFM’nin kararlarına karşı hukukî yollara başvurabilir mi?

Fenerbahçe SK “Türkiye’de hala tartışılan bir döneme ait hukuk dışı yargılama ve kararlarına dayanılarak alınmış kararlara karşı, yeniden yargılama sürecinin sona ermesini müteakiben her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığını ve mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğini” duyurdu.

Fenerbahçe SK, bu süreçte spor hukuku ile ceza hukukunu harmanlamaya çalıştı. Oysa spor hukuku ve ceza hukuku ayrı kollardan yürüyen, ayrı kurallara dayanan hukuk dallarıdır.

UEFA ve CAS, UEFA talimatlarını dikkate alarak ceza verdi. Ceza mahkemesi ise Nisan 2011’de yürürlüğe giren 6222 sayılı Kanun’u temel aldı ve önümüzdeki süreçte bu kanunu uygulayacak. İsviçre hukukuna tabi iki tüzel kişiliğin Türk mevzuatı ile bağlı olmadığı ve bu mevzuatı uygulamayacağı açık.

UEFA Disiplin Talimatı ile 6222 sayılı Kanun şike suçunu farklı şekillerde düzenlemektedir. Bu farkları uzun uzun yazmayacağım. Kısaca ifade etmek gerekirse, 6222 sayılı Kanun’a göre suç olmayan fiiller, UEFA mevzuatına göre disiplin suçu teşkil etmektedir.

6222 sayılı Kanun, yürürlüğe girdiği 14 Nisan 2011’den itibaren işlenen şike suçlarına uygulanır. Oysa UEFA Talimatı için bu süre sınırı söz konusu değil. 6222 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce yapılan şike faaliyetleri ceza mahkemesi tarafından cezalandırılamazken, UEFA tarafından cezalandırılabilir.

3 Temmuz sürecinde ceza mahkemesi tarafından yapılan yargılamanın ve yargılama sonucu verilen kararların hukuka aykırılığı tartışmalıdır. Yargıtay, ceza mahkemesinin kararını kısmen onamış; kısmen bozmuştur. Bozma kararının gerekçesi ise sanıkların beraat etmesi gerekliliği değildir. Yargıtay, bazı sanıkların şike ve teşvik primi suçu işlediğinin tespit etmiş ancak bu sanıkların cezalarının ertelenip ertelenmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Şike ve teşvik primi suçları bu sanıklar için sabittir.

Yargıtay'ın ceza mahkemesinin verdiği iki sanık (Erdem Konyar ve Bülent Uygun) hakkındaki beraat kararlarını bozduğunu da dikkate almak gerekir.

CMK’da yapılan kanun değişikliğinin ardından verilen yeniden yargılama kararının hukuka uygunluğu ise tartışmalıdır. Kanun değişikliği, “yeni olay” olarak değerlendirilemez ve yeniden yargılama sebebi olamaz. Ayrıca yürürlükteki yasaya göre yapılmış işlemler, sonradan yürürlüğe giren yasa nedeniyle geçerliliğini yitirmez. Önceki yasanın yürürlükte olduğu dönemde, o yasaya uygun biçimde yapılmış işlemlerin yenilenmesi de gerekmez.

İki ceza mahkemesi, hukuka aykırı olarak yeniden yargılama kararı vermiştir. Yeniden yargılama sürecinde tapelerin delil olarak kabul edilmeyeceği iddia edilmektedir. Böylece davanın temeli çökmüş olacak ve büyük ihtimalle sanıklar hakkında beraat kararı verilecektir.

Ceza mahkemesinin olası beraat kararı UEFA’yı, CAS’ı ve İFM’yi etkilemez.

Öncelikle, bu kurumlar zamanında geçerli olarak kabul edilen delilleri temel alarak yargılama yaptı ve kararlarını verdi. Bu üç kurum yolsuzluk operasyonuna darbe vurmak amacıyla yapılan usul kurallarındaki değişikliğin geçmişe etkili uygulanamayacağını ve bu delillerin hukuka aykırı hale gelmeyeceğini belirtebilir. Üstelik İsviçre’deki kurumlar için Türk usul kurallarının değişmesi önem arz etmemektedir.

Söz konusu delillerin hukuka aykırı hale geldiği kabul edilse bile, İFM’nin yerleşik içtihadı gereği, ceza hukukuna ilişkin ilkeler devlet yargısını bağlamakla birlikte, tahkim yargılamasında söz konusu ilkelere sıkı sıkıya uyulması gerekmemektedir. İFM, gerçek kişilerin bile gizlice dinleme yaparak elde ettikleri kayıtlar temel alınarak verilen disiplin cezalarını onadı. CAS'ın bu konuyu detaylı biçimde tartıştığı bir kararı bulunmaktadır. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da atıf yaparak, şike gibi büyük suçlarda hukuka aykırı elde edilen ve insanlık onurunu yaralamayan delillerin temel alınabileceğini açıkladı: http://goo.gl/kRJah7. İsviçre Federal Mahkemesi ise, Mart ayında CAS'ın FC Karpaty kararına karşı yapılan iki itiraz üzerine verdiği kararlarda, bir futbolcunun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak değerlendirilmesini kabul etti: http://goo.gl/UH09Wn, http://goo.gl/nVM1At.

Fenerbahçe’nin yöneticileri yeniden yargılamada beraat etseler bile, bu durum UEFA, CAS ve İFM’yi etkilemeyecek. İsviçre kamu düzeni, hukuka aykırı delillerin tahkim yargılamasında değerlendirilmesini kabul ettiği sürece Fenerbahçe’nin "her türlü ceza-i ve tazminat haklarını kullanmak yolundaki kararlılığı ve bu yoldaki mücadelesi" boşa çıkacaktır.

4) İFM’nin kararının ardından UEFA kişilere ceza verir mi?

UEFA, Fenerbahçe’ye ceza verdikten sonra kişiler hakkında soruşturma açıldığını ve yeni delillerin toplanması için disiplin müfettişine süre verildiğini açıklamıştı. Bu açıklamanın üzerinden bir yıldan uzun süre geçti ama UEFA kişilere ceza vermedi.

UEFA’nın bu kadar uzun süre beklemesinin sebebi bilinmiyor. Tahmin yürütmek zor.

İFM’nin kararının ardından UEFA’nın rahatladığını söyleyebiliriz. UEFA, isterse, CAS’ın tespit ettiği şike olayları sebebiyle bu faaliyetlerde rol alan yönetici ve sporculara ceza verebilir. Hatta UEFA, CAS’ın “aleyhe bozma yasağı” gerekçesi ile incelemekten imtina ettiği dört maçı da soruşturma kapsamına alarak, toplam sekiz maçı değerlendirebilir.

UEFA'nın kişilere ceza vermesinin ardından, FIFA da bu kişilerin cezasını genişleterek dünya çapında hak mahrumiyetine çevirebilir.

Bir noktayı unutmamak lazım. CAS, UEFA’nın verdiği cezayı çok az bulmuştu. Benzer olaylarda çok katı tavır alan UEFA’nın Fenerbahçe’ye verdiği ceza CAS’ı şaşırtmıştı. CAS’ın bu tespitini dikkate alınca, UEFA’nın kişilere ceza vermemek, en azından az ceza vermek için fırsat kolladığından şüphelenmek doğal olacaktır.

5) Fenerbahçe küme düşecek mi? TFF’ye yaptırım uygulanacak mı?

İFM’nin kararının ardından UEFA’nın TFF’ye baskı uygulamasını ve Fenerbahçe’ye ceza vermesini bekleyenler olacak.

İki hususa dikkat etmek gerekir.
1) UEFA’nın talimatında küme düşürme cezası bulunmamaktadır. UEFA, yerel lige müdahale ederek Fenerbahçe’ye küme düşme cezası veremez.
2) UEFA’nın talimat değişikliği ve Astana Kararları geçmişe etkili uygulanamaz. UEFA, TFF’ye ceza veremez. Ancak CAS’ın Porto Kararı’ndaki ilke hayata geçirilirse, UEFA talimatındaki değişikliğin geçmişe etkili uygulanabileceği iddia edilebilir. UEFA’nın açıklamalarından, onun TFF’ye bir ceza vermeyeceğini anlıyoruz.

TFF ve Fenerbahçe, UEFA’dan değil, FIFA’dan çekinmelidir.

FIFA Statüsü, FIFA'ya olağanüstü durumlar söz konusu olduğunda üye federasyonların yönetim kurullarını görevden alma yetkisi vermektedir. Eğer FIFA, TFF'den İFM kararıyla kesinleşen CAS kararını dikkate alarak ilgili kişilere ceza verilmesini ister ancak TFF bu talebi reddederse, FIFA'nın TFF'nin yönetimine müdahale etme ihtimali bulunmaktadır. FIFA, TFF'nin yönetim kurulunu görevden el çektirerek, belli süre için görev yapacak bir kurul atayabilir.

FIFA, Türk milli takımlarının uluslararası maçlar oynamasını engelleyebilir ve TFF'nin üyeliğini askıya alabilir.

Yukarıda yazdığımız kuralları uygulayıp uygulamamak FIFA ve UEFA’nın takdirindedir. Her iki kurumun, özellikle FIFA’nın güven vermeyen ve yolsuzluklarla anılan kurumlar olduğunu aklımızdan çıkarmamız gerekir. FIFA’nın 2011’den beri şike süreci hakkında tek satır açıklama yapmaması, onun niyetini açıkça göstermektedir.

18 Eylül 2014 Perşembe

Anayasa Mahkemesi, 6222 Sayılı Kanun ile İlgili İptal Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi, Erzurum 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 31.3.2011 günlü, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un "Seyirden Yasaklanma" başlıklı 18'inci maddesinin (3), (5), (6), (8) ve (9) numaralı fıkralarının iptallerine karar verilmesi istemiyle yaptığı iptal başvurusunu reddetti.

Anayasa Mahkemesi, 6222 sayılı Kanun’un 18'inci maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, 6222 sayılı Kanun’un 18. maddesinin (3), (8) ve (9) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına hükmetti.

Öncelikle 18'inci maddede öngörülen suçları ve cezaları hatırlayalım: "Kişinin, bu Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, hakkında güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanmasına karar verilir. Seyirden yasaklanma ibaresinden kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla spor alanlarına girişinin yasaklanması anlaşılır. Hükmün kesinleşmesiyle infazına başlanan seyirden yasaklanma yaptırımının süresi cezanın infazı tamamlandıktan itibaren bir yıl geçmesiyle sona erer. Bu güvenlik tedbirine ceza verilmesine yer olmadığı kararı ile birlikte hükmedilmesi halinde, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmesiyle bu güvenlik tedbirinin uygulanmasına son verilir. Güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararı 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu hükümlerine göre kaydedilir."

Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'ya uygun bulduğu düzenlemeler aşağıdaki gibidir:

3'üncü fıkra: "Bu madde kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında spor müsabakalarını seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulamaya konulur. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından bu tedbirin kaldırılmasına karar verilmediği takdirde bu yasağın uygulanmasına koruma tedbiri olarak devam edilir."

8'inci fıkra: "Bu madde hükümlerine göre spor müsabakalarını seyirden yasaklanan kişi, yasaklama kararının sebebini oluşturan fiilin işlendiği müsabakanın tarafı olan ve taraftarı olduğu takımın katıldığı spor müsabakalarının yapılacağı gün, yurt içinde bulunduğu takdirde, müsabakanın başlangıç saatinde ve bundan bir saat sonra bulunduğu yere en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür."

9'uncu fıkra: "Sekizinci fıkradaki yükümlülüğe aykırı hareket eden kişi, yirmibeş günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır."

13 Mayıs 2014 Salı

Passolig'ten Gazete İlanı: "Para, Para, Para!"

Passolig uzun süre kamuoyunda tartışılmaya devam edecek gibi. Aktif Bank ve TFF dışında herkes mutsuz, öfkeli, tepkili. Taraftar dernekleri, hukukçular, milletvekilleri her gün kamuoyuna sesleniyorlar. TBMM'de Passolig ile ilgili soru önergeleri havada uçuşuyor.

Taraftar dernekleri yargıya başvurmaya başladı. Geçen hafta Passolig ile ilgili yürütmenin durdurulması kararı verildi. Yarın bu karara karşı yapılan itiraz görüşülecek.

Passolig, söz konusu duruşmadan önce gazetelere boy boy ilan verdi. Bu ilanın zamanlaması manidar. Yargıyı etkileme amacı taşıdığı çok açık. İlanda hukuki sorular bir kenara bırakılıp uygulamanın sadece ekonomik yönüne değinilmesi ve "Vatan, Millet, Sakarya" edebiyatı yapılması ise Passolig'in hukuken savunulamayacak bir uygulama olduğunu gösteriyor.

İlandaki açıklamaların her satırı için sayfalarca yazı kaleme alınabilir. Zira her cümle eksik bilgi veya saptırma dolu.

Tırnak içinde ve kahverengi kaleme alınan ifadeler gazete ilanında yer almaktadır. Her iddianın altında açıklamalarımız ve sorularımız yer alacaktır. Sorularımız daha çok muhalefet milletvekillerinin Adalet Komisyonu'nda, TBMM genel kurul toplantılarında ve soru önergeleri ile dile getirdikleri sorular olacaktır. Bu tercihin sebebini yazının sonunda açıklayacağım.

Öncelikle, gazete ilanlarında e-biletin güvenlik sağlama amacına hiç değinilmediğine dikkat etmek gerekir. E-bilet uygulaması, tribünlerde şiddetin ve düzensizliğin önlenmesi amacıyla getirildi. Oysa banka hiç bu konuya değinmiyor.

Değinemiyor diyelim.

Bilindiği üzere, uygulamanın hayata geçtiği ilk maç olan BJK-Fenerbahçe maçında, zamanında sahaya inip BJK'li Fernandes'e saldırdığı için seyirden men cezası alan bir taraftar tribünde yakalanmıştı. Bu olay, e-biletin hiçbir işe yaramayacağını göstermişti.

Gazete ilanında tek kelime bile olsa, güvenlikten bahsedilmemesi düşündürücüdür.

Gelelim ilandaki ifadelere!

"E-bilet meclisteki tüm partilerin ortak iradesinin sonucudur"
E-biletin milletin faydasına olduğunu iddia eden Aktif Bank, bu amacını TBMM'yi referans göstererek kabul ettirmeye çalışıyor.

TBMM, milletin yararına mı çalışmaktadır? Bu soruya hiç düşünmeden olumlu yanıt verecek kimse var mı?

TBMM'nin çıkardığı her kanun Anayasa'ya, hukuka, adalete uygun mu? E-bilet uygulamasının kanunla getirilmesi, o uygulamayı Anayasa'ya uygun hale getirir mi?

TBMM'nin göz göre göre Anayasa'ya aykırı bir hükmü nasıl Anayasa hükmü haline getirdiğini hatırlatayım. Anayasa Mahkemesi, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu'nun ve TFF Tahkim Kurulu'nun verdiği kararların kesinliği ve bu kararlara karşı devlet yargısına başvurulamayacağına dair kanun hükümlerini iptal etti. Anayasa Mahkemesi, TBMM'nin gerekli yasal düzenlemeleri yapması için süre verdi.

TBMM ne yaptı? Anayasa'ya uygun düzenlemeler getirmek yerine neredeyse oybirliği ile Anayasa'yı değiştirdi.


Bu değişikliğe ilişkin Anayasa Komisyonu raporunda"Türkiye Cumhuriyeti devletinin UEFA'ya üye olduğu" ve "spor uyuşmazlıklarının tahkimle çözümü konusunda düzenleme getirme yükümlülüğü bulunduğu" şeklinde yalan ifadeler kullanıldı.


Bugün Anayasa'ya açıkça aykırı bir hüküm Anayasa hükmü olarak yürürlüktedir.

Biz bu Meclis'e mi güveneceğiz?

Şikecilere verilen cezaları indiren kanun değişikliğini nasıl unutabiliriz?

E-biletin hiç muhalefet olmaksızın kabul edildiği yönündeki iddia ise doğru değil.
6222 Sayılı Kanun'a ilişkin Adalet Komisyonu raporunda yer alan muhalefet şerhlerinde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:

"Tasarı ile "Yasaklar" kural "özgürlükler" istisna haline getirilmiştir. Bu tasarı baskıcı ve yasakçı bir görüşün ürünüdür. Tasarının 5. Maddesi ile getirilen "Elektronik kart" uygulaması ile "kamera ve benzeri donanımlarla" seyircilerin kayıt altına alınması Komisyonda ayrıntıları arz edilen gerekçelerle çok sakıncalıdır. Çok küçük bir topluluğun taşkınlıklarını önleme adına büyük bir seyirci topluluğunun sınırlamalara tabi tutulması, özgürlüklerinin kısıtlanması kabul edilemez. Temel hak ve hürriyetlerde yapılan bu sınırlamalar "ölçülülük ilkesine" aykırıdır. Şiddet uygulayan, taşkınlık yapan azınlık bir gruba karşı önlem alma adına toplumun geneli yasakçı, izlenen ve kayıt altına alınarak bir uygulama ile karşı karşıya kalacaktır."


6222 sayılı Kanun'un kabul edildiği TBMM genel kurul oturumunda e-biletle ilgili tepki aşağıdaki gibi kayıt altına alınmıştır:

Ali Uzunırmak: "Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası nüfus cüzdanlarında yer almasına karşılık, yapılacak olan birtakım elektronik biletlerle ilgili yeni bir şey getirilecek. Bunun da uygulanması, hemen alana geçildiğinde, seyirciyi psikolojik olarak yanlış etkileyecektir.
Ayrıca, merak da ediyorum: Acaba Hükûmet yeni bir ekonomik alan mı açmak istiyor yandaşlara, kart basımlarıyla ve başka konularla ilgili?"
H. Tayfun İçli: "Değerli arkadaşlarım, Anayasa'mıza göre temel hak ve özgürlükler asıldır. Onların hangi hâllerde kısıtlanacağı Anayasa'mızda net olarak ifade edilmiştir. Bakın, Anayasa 12:
"Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." Bunu neden okuyorum? Bakın, Anayasa'nın 15'inci maddesi hangi hâllerde durdurulabileceğine dair, bir de 13'üncü maddesi hangi hâllerde sınırlanabileceğine dair Anayasa hükmü. Yani kanunla birtakım sınırlamalar getirdiğiniz zaman ölçülülük ilkesine uymak durumundasınız.
"Ya şimdi, sporda şiddetle Anayasa'nın 12, 13, 15'inci maddesinin ne alakası var?" diyeceksiniz. Şöyle alakası var: Bakın bu kanun tasarısının 5'inci maddesine:
(1) Spor müsabakalarına girecek her kişiye vatandaşlık, kimlik numarası, kimlik bilgileri verilmek suretiyle aynı bir kredi kartı gibi bir kart alma zorunluluğu getiriliyor. Bütün adresleri, nüfus bilgileri, T.C. vatandaşlık numarası. Bir maça gideceğiniz zaman o bileti ancak o kartla alabiliyorsunuz ve sizin hangi tribünün hangi koltuğunda oturduğunuzu tespit ediyorlar ve o stadyumda kameraların, teknik birtakım izleme ve kayıt alma cihazlarının da bu kanunun 5'inci maddesinde mutlaka zorunlu olması kuralı getiriliyor. Değerli arkadaşlarım, bakın, birazdan değişiklik önergesi verecekler. Polonya bunu yaşamış. Kişisel bilgiler ele geçirilmiş birtakım kötü niyetli kişiler tarafından. Aslında, bu uygulama bir fişleme, insanları fişliyorsunuz.
(2) Özel hayatın gizliliği kuralını, Anayasa'da temel hak ve özgürlüklerde belirtilen özel hayatın gizliliğiyle ilgili kuralları ihlal ediyorsunuz. Bunun adı ne? "Sporda şiddeti, özellikle futbol müsabakalarında şiddeti önleme amacıyla." Şimdi, bu, biraz evvel ifade ettiğim Anayasa'mızın 12, 13, 15'inci maddeleri, maddeleri uzatabilirim… 59'uncu maddeye göre sporu teşvik etmeniz lazım, ilgiyi artırmanız lazım ama böyle düzenlemeler spor müsabakalarına gelecek kişileri caydırır; insanların özel hayatı kameralarla takip edilecek, maça gitmek için bütün kimlik bilgilerinizi içeren bir kart almak durumunda kalacaksınız, bunun adı da "Sporda şiddeti önleme." olacak. Sporda şiddete hepimiz karşıyız ama belki de tedaviye muhtaç bir avuç azınlığın çünkü elinde kasaturayla, bıçakla saldıran bir elin parmaklarını geçmeyecek kişilerin davranışı nedeniyle 20 bin, 40 bin, 50 bin kişiyi, bir maç için söylüyorum, tabii bütün, genel söylediğiniz zaman milyonları kapsayacak bir özgürlük kısıtlamasına gitmek kabul edilebilir bir olay değil. Biraz evvel, giriş bölümünde de belirttiğim üzere, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde bu yok. Bu tür sözleşmelerde tavsiye kararlarında, seyircilerin eğitilmesi konusunda üye ülkelere tavsiyelerde bulunuluyor. Yani "Siz gidin de şunu yapın, bunu yapın." demiyorlar."
Görüldüğü üzere, TBMM'deki görüşmelerde e-bilete muhalefet edildi ancak bu muhalefet hükümet tarafından ciddiye alınmadı. Bu durumda, e-biletin ortak irade ile yasalaştığı iddia edilebilir mi?

Muhalefet milletvekillerinin e-bilete tepkileri soru önergelerine konu oldu. Umut Oran, M. Sezgin Tanrıkulu, Sırrı Süreyya Önder, Özcan Yeniçeri e-bilet ve özellikle Passolig ile ilgili soru önergelerini TBMM Başkanlığı'na sundular.

Aktif Bank yetkilileri Passolig ile ilgili sorulara cevap verebilirler mi?

Yeri geldiğinde bu sorulara değineceğiz.

"Dünyada sporda şiddetle mücadelede pek çok ülke e-bilet uygulamasına geçiyor."
Gazete ilanındaki en büyük yalan bu. İlan veren kuruluş da, bu iddiasının temelsiz ve gerçeğe aykırı olduğunu kendisi itiraf etmiş.

Pek çok ülkenin e-bilet uygulamasına geçtiği iddia ediliyor ancak sadece dört ülke örnek gösterilebiliyor. Üstelik bu ülkelerdeki e-bilet uygulaması Türkiye'deki gibi değil.

İtalya'da e-bilet işe yaramıyor. Her hafta stadyumlarda onlarca şiddet olayı meydana geliyor.

Gazete ilanında Brezilya'da Dünya Kupası'ndan sonra e-bilet sistemine geçilmesinin beklendiği belirtilmiş. Dikkatinizi çekeyim: "Bekleniyor" denmiş. "E-bilet sistemine geçilecek" yazılmamış. İlanı veren de Brezilya'da e-bilet sistemine geçilip geçilmeyececğinden emin değil.

Hollanda Federasyonu deneme yaptı ama e-biletin başlayacağı kesin değil.

Passolig, "Dünya e-bilete geçiyor" derken sadece 4 ülkeyi örnek göstermesi gerçeğe aykırı beyandır. Tüketiciye yalan söylenmektedir.

Passolig temsilcileri dört ülkeyi örnek gösterirken, bu ülkelerde e-biletin zorunlu olup olmadığına hiç değinmemiştir. Bu ülkelerde e-bilet uygulaması kanunla mı getirilmiş yoksa federasyonların inisiyatifine mi bırakılmıştır?

Passolig yöneticileri, Dünya'dan bahsederken Avrupa'ya hiç değinmemişler.
- İtalya ve Hollanda dışında e-bilet kullanılan başka ülke yok mu? Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi üyesi devletlerde durum nedir?
- Avrupa Konseyi bünyesinde kabul edilen Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi uyarınca e-bilet zorunlu tutuldu mu? Bu Sözleşme temel alınarak hazırlanan yönerge ve raporlarda e-bilet önerildi mi?
- E-bilete karşı çıkan devletler var mı?
- E-bilet uygulamayan devletler stadyumlarda şiddeti nasıl önlüyor?

Tek bir örnek vereyim. İngiltere, sporda şiddetle mücadelede sert önlemler ve stadyum yönetimi konularında önderlik eden bir ülke. İngiltere'de e-bilet kural olarak ihtiyari, isteğe bağlı. Taraftarlar isterlerse kulüplerinin e-biletlerini alıyorlar. Bu kartlarla indirimlerden faydalanıyor, kulüplerin sosyal aktivitelerine katılabiliyorlar. Kimse onları e-bilet almaya zorlamıyor. Bununla birlikte, deplasmana gidecek seyircilerin e-bilet almaları zorunlu. Kendilerini taraftar siciline kaydettirmek zorundalar. Zira şiddet yaratmaya meyilli taraftarlar daha çok deplasmana giden taraftarlar oluyor.

Sonuç olarak, e-bilet Türkiye dışında hiçbir Avrupa ülkesinde zorunlu tutulmuyor. Parlamentolar bu konuda kanun çıkarmıyor. Taraftarlar, kanun yoluyla zorla müşteri haline getirilmiyor.

"15 Lira'ya Türkiye'nin en ekonomik kart programı PASSOLİG'tir"
Banka, "kredi kartı aidatlarının 60 TL'den başladığı, kredi kartsız banka kartları için de hesap işletim ücretinin yıllık 40 TL'den başladığı düşünüldüğünde 15 TL'lik yıllık e-bilet kullanım bedeli ile en ucuz kart programının PASSOLİG olduğunu" iddia ediyor.

Belirtmek gerekir ki, Yargıtay "yıllık aidat ücreti", "hesap işletim ücreti" adı altında talep edilen ücretleri hukuka aykırı olarak değerlendirmekte ve yapılan ödemelerin 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde geri istenebileceğini kabul etmektedir. PASSOLİG'e ödenen kullanım bedeli de hukuka aykırıdır.

PASSOLİG yetkilileri, ödemeler konusunda gerçeğe aykırı ilan vermekten kaçınmamışlar. Bilindiği üzere, Passolig kullanım bedelleri kulübe göre değişiklik göstermektedir. Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor için kullanım bedeli 25 TL'dir. Gazete ilanında bu farklı uygulamaya hiç değinilmemiştir. Belirtmek gerekir ki, aynı kart ve hizmet için farklı ücretler talep edilmesi Anayasa'daki eşitlik prensibine aykırıdır.

PASSOLİG, diğer banka ve kredi kartlarından avantajlı olduğunu iddia etmekte ancak hiçbir kart için öngörülmeyen kullanım bedelini taraftarlardan talep etmektedir. Passolig ile alınacak her bilet için bankaya 2 TL ödenmektedir. Kartın kullanımı için istenen bu bedel hukuka aykırıdır. Üstelik bir taraftar takımının 17 lig maçına gitmek isterse, sezon boyunca kart kullanım ücreti olarak 49 veya 59 TL ödeyecektir. Bu bedel de gazete ilanında bahsedilen 40 TL'den yüksek ve kredi kartı kullanım ücretine yakın bir bedel olacaktır.

Sonuç olarak, PASSOLIG kesinlikle ucuz bir kart programı değildir.

"PASSOLIG sağladığı fırsatlarla üste para veriyor."
İlanda taraftarların müşteri haline getirildiği itiraf ediliyor. Taraftarlar sadece maç seyretmekle yetinememekte, harcama yapmaya teşvik edilmektedir.
Passolig yetkililerinin birkaç konuya açıklık getirmeleri gerekir.
E-biletin banka kartı/kredi kartı haline getirilmesi, sadece maç izlemek isteyen taraftarların kampanya programlarına dahil şirketlere yönlendirilmesinin stadyumlarda şiddetin azaltılması amacına ne gibi katkısı olacaktır?
Stadyuma giriş için alınan e-biletin yanında zorla banka kartı/kredi kartı satılması Tüketici mevzuatına aykırı değil midir?

FİŞLEME İDDİALARI

Passolig yetkilileri, 6222 sayılı Kanun henüz taslak halindeyken bile gündeme getirilen fişleme iddiaları hakkında tek kelime açıklama yapmadı. Kanun yürürlüğe girmeden önce birçok akademik toplantıda hukuk akademisyenleri bu tehlikeye dikkat çekti. Birçok spor yöneticisi fişlemeye karşı olduklarını ifade etti.

Fişleme iddiaları TBMM'de de yankı buldu. Adalet Komisyonu raporunda, TBMM genel kurulunda, soru yönergelerinde özel hayatın, kişisel verilerin korunması gerekliliği sık sık dile getirildi.

Milletvekillerinin tepkilerini ve sorularını hatırlayalım:

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ile Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte yer alan elektronik kart ve bilet sistemiyle sporseverlerin kişisel verilerinin toplanması projesi ciddi sakıncalar içermektedir. 12 Eylül 2010 tarihli değişiklikle Anayasa'nın 20. maddesine eklenen ilgili fıkra ve tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili hükümleri kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını temel hak ve .zgürlüklerden biri olarak Anayasal güvence altına almıştır.

İlgili yönetmeliğin 21/3-C hükmünde toplanan bu bilgilerin “federasyonun spansorları ve anlaşma yaptığı kurumların reklam ve diğer hizmetleri için kullanılabileceği ve  saklanabileceği" belirtilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesi ve Anayasamız ile güvence altın alınan temel bir hak olan kişisel verilen bir yönetmelik hükmüyle ticari bir mal haline getirilmesi ve hatta bunların pazarla hakkının belirsiz üçüncü kişi/kurumlara devredilmesi kabul edilebilir bir durum değildir.

Spor faaliyetlerinin seyir güvenliği, fanatizm ve holiganizmle mücadelenin önemlidir. Ancak bu yapılırken sporseverlerin Anayasal hakları ile bu mücadele arasında bir denge. gözetilmesi gerekmektedir.

Anayasanın 20. Maddesi (Ek fıkra: 7/512010-598212 md.) açık rızadan söz etmektedir. Bu rızanın serbest bir iradeye dayanması ve rızanın verilmemesi durumunda herhangi bir yaptırıma sebebiyet vermemesi gerekmektedir.

Bu bağlamda;

1. Kişisel verilerinin alınmasına rıza göstermeyen sporseverler elektronik kart ve bilete sahip olabilecek midir?

2. Federasyonlara topladıkları bu bilgileri pazarlama hakkı verilmesi, bunun.ötesinde bu veriler üzerindeki haklarını üçüncü kişi ve kurumlara devretme yetkisi bulunması, kişisel verilerin bir mal gibi satılması kişisel verilerinin korunması hakkının ihlali anlamına gelmez mi?

3. Toplanacak bu verilerin saklanacağı yer neresidir ve bu veriler ne kadar süre ile işlenecektir?

Diğer sorular ise aşağıdaki gibidir:

Belirli bir takımın kartına sahip bir kişinin başka bir takımın maçını maçını başka bir takımın tribününde izleyemeyeceği doğru mudur? 

Bir takım isterse bir başka takımın Passolig kartına sahip taraftarı tribüne alınama hakkına sahip midir?

Passolig sözleşmesinin ikinci maddesinde "kişisel bilgilerinizin Aktif Bank’ın iştirakleri. bağlı bulunduğu grup şirketleri ile Türkiye Futbol Federasyonu. ilgili program ortakları veya anlaşmalı kurum/kuruluşlar ile paylaşılabileceği" hükmü yer almaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu ve özel şirketler kişilerin "anne kızlık soyadı"na kadar varan özel bilgilerini hangi sebeple toplamaktadır? Kişisel verilerin gizliliğini ihlal eden bu uygulamaya gerek duyulmasının sebebi nedir? Milyonlarca vatandaşımızın özel bilgilerinin belli bazı kişilerin eline geçmesine de neden olabilecek böyle bir sistem kurulması ile kişisel verileri tehdit altına alınan vatandaşlarımızı korumak için hangi önlemler alınmaktadır?

İlgili sözleşmenin 4. maddesi "Site'nin virüslere  karşı korunması için gerekli önlemler alınmış olmakla birlikte bu konuda bir garanti verilmemektedir” denilmektedir. Vatandaşların kişisel verilerinin korunması noktasında hiçbir sorumluluk alınmamasının nedeni nedir? Milyonlarca vatandaşın kişisel verilerinin siteye yönelik bir saldırı sonucunda çalınması halinde alınacak olan önlemler nelerdir?

Futbolseverlerin kişisel bilgilerini, tuttukları takımları beyan etmeye zorlanmaları özel hayatın gizliliğinin ihlali değil midir?

Taraftarların fişlenmesi konusundaki endişelerini gidermek yönünde bir çalışmanız olacak mı?
Koltuk numarası üzerinden taraftarlara fişleme yapılacağı doğru mudur?

Futbol izleyicisini kayıt altına almanın, üstelik bunu bir banka üstünden yapmanın bir gözetim politikası olduğunu düşünüyor musunuz?

NEDEN AKTİF BANK?

Kamuoyunda e-bilet uygulamasının Aktif Bank aracılığıyla hayata geçirilerek, Aktif Bank'a devlet eliyle yardım edildiği görüşü hakim. Kimse Aktif Bank'ın hangi usulle ihaleyi aldığını bilmiyor. Ne Aktif Bank ne de TFF açıklama yapıyor.

TFF'nin usulüne uygun ihale yapmadan e-bilet uygulamasında Aktif Bank'ı yetkili kılması, rekabet mevzuatına aykırılık teşkil ediyor.

Muhalefet milletvekilleri de bu konulara dikkat çekiyorlar.

Henüz kanun görüşmeleri aşamasında, milletvekili Ali Uzunırmak e-bilet ile ilgili kaygılarını dile getirirken şu soruyu yöneltmişti: "Acaba Hükûmet yeni bir ekonomik alan mı açmak istiyor yandaşlara, kart basımlarıyla ve başka konularla ilgili?"

Bu konuda soru yönergeleri de paylaşıldı. Aktif Bank ile hükümet arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekildi.

İlgili sorular şöyle:

Passolig uygulamasının arkasında S&P'nin son raporuna göre 1,3 milyar dolar kısa vadeli borcu nedeniyle yatırım yapılabilir seviyenin altı basamak altında yer alan bir holdinge bağlı Aktif Bank'a yeni bir müşteri portföyü kazandırarak, bankanın likit akışını güçlendirmek mi bulunmaktadır?

İşlemlerin hükümetinize yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu'nun Aktifbank’ı üzerinden gerçekleşecek olması bir tesadüf müdür?

Passolig kart hizmetlerinin neden birden fazla banka tarafından verilmesi sağlanmamıştır?

Passolig kart hizmetlerinden beklenen gelir ne kadardır?

Passolig kart hizmetlerinin Aktif Bank'a verilmesi hangi ihale usulü ile gerçekleşmiştir?

Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında 20 Nisan 2014 tarihinde oynanan maçta, e-bilet sistemiyle girişlerde sorunlar yaşanmış, sistem hatası nedeniyle birçok taraftar uzun süre beklemek zorunda kalmış ve mağdur edilmiştir. Bu eksiklikler giderilmeden sisteme hızlı bir geçiş yapılmasının nedeni nedir?

TÜKETİCİ MEVZUATINA AYKIRILIK

Passolig sözleşmesinde Anayasa'ya, tüketici mevzuatına aykırı birçok hüküm bulunmaktadır. Bunlardan biri soru yönergesine konu oldu:

"Passolig kullanım sözleşmesinin 14. Maddesine göre "Hizmetlerin geçici bir süre askıya alınması veya tamamen durdurulmasından ya da Site'nin kapatılmasından dolayı Aktif Bank'ın kullanıcılara karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır”. Yılda 15- 40 lira aidat ve işlem başına hizmet bedeli alan bir hizmetin "geçici süreyle veya tamamen askıya alınması" durumunda bu hizmeti ödeyen vatandaşların zararı nasıl karşılanacaktır? Sporseverleri korumak için tarafınızca alınan önlemler nelerdir?"

HERKES HAİN, SADECE AKTİF BANK MEMLEKETİNE SEVDALI

Gazete ilanında en dikkat çeken bölüm ise, Passolig'e karşı olanların;
Karaborsa ve kayıtdışılıktan beslenenler,
Fişleme bahanesi ile sorumsuzca davranışlarını sürdürerek takımlarına maç, diğer seyircilere seyir cezası aldırmayı hak görüp çocuğumuzu maça götürme hakkımızı gasp edenler ile şiddete karşı gözüküp rant sağlayanlar,
Yerli firmaların milli projelerinin başarılı olmasını istemeyenler,
"Bu iş bu kadar etmez. Bu sebeple eli cebe atıp bu kadar para vermenin manası yok" deyip proje hayata geçince gözü kalanlar
olarak nitelendirildikleri bölüm oldu.

Her cümlesinde "TL"ve "rant" kelimelerini eksik etmeyenlere sormak lazım:
- Hukuk akademisyenleri karaborsadan mı besleniyorlar?
- CHP milletvekilleri, CHP'nin hissedar olduğu İş Bankası'na yol yapmaya mı çalışıyorlar?
- Diğer partilerin milletvekilleri hangi sermaye grupları için isyan bayrağı açtılar? Kimlerin iş takipçiliğini yapıyorlar?
- Fenerbahçe Kulübü sistem dışında kalmayı tercih etti. Fenerbahçe'nin yöneticileri Passolig'i şiddetle eleştirdiler. Bu yöneticiler tribün liderleri ile ortaklıkları tehlikeye girdiği için mi uygulamaya karşı çıkıyorlar?

Aktif Bank, tıpkı şike sürecinde TFF'nin yaptığı gibi, maddi menfaatleri hukuktan üstün tutarak, hukuktan yana olanları hain olarak yaftalıyor. Bu kadar milletvekili, spor yöneticisi, akademisyen, vs hain olabilir mi? Hepsinin rant çevreleri ile yakın ilişkisi nasıl olur?

Biz bu filmi şikede gördük. Hukuka ihanetin her gün yeni bir kaos doğurduğuna, toplumsal huzuru yok ettiğine şahit olduk.

TBMM en kısa sürede toplanıp e-bilet ile ilgili düzenlemeleri düzeltmelidir. Dünya'da tek bir örneği olmayan ve sadece TFF, banka ve kampanya ortağı şirketleri daha da zenginleştirmeyi amaçlayan bu uygulama kaldırılmalıdır.