match fixing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
match fixing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2013 Cuma

UEFA Açıklamasını Farklı Okumak

UEFA bugün Internet sitesinde bir açıklama yapmak zorunda kaldı. UEFA, TFF ile görüşme yaptığını doğruladı ve satır arasında ilginç mesajlar verdi.

Açıklama Fenerbahçe'nin iddialarına ve Türk medyasında dile getirilmeye başlanan bir senaryoya cevap niteliği taşıyor.

- Hatırlanacağı üzere, Fenerbahçe, soruşturma raporunun hazırlanmasında TFF hukuk organlarının kararlarının göz ardı edildiğini hatta yok sayıldığını iddia etmişti. UEFA bu iddiayı yalanladı. UEFA, disiplin müfettişinin TFF kurullarının kararlarının varlığını ve içeriğini dikkate aldığını açıkladı.

- Türk medyasında UEFA Disiplin Kurulu kararlarının TFF Tahkim Kurulu kararlarına etki etmeyeceği iddia ediliyor. Bazı hukukçular bu görüşü ısrarla dile getiriyorlar. UEFA ise bu teoriyi pek ciddiye almadığını gösterdi. UEFA, Disiplin Kurulu kararının TFF kurullarının kararlarını etkileyip etkilemeyeceğinin henüz tartışma konusu olmadığını belirtti.

2 yıldan beri UEFA ve FIFA'nın TFF'ye müdahale edebileceğini söylüyoruz. TFF'nin şikeyi cezasız bırakma ve unutturma çabalarının bu iki kurum tarafından cezalandırılabileceğini dile getiriyoruz. UEFA ve FIFA mevzuatını bilmesi gereken bazı hukukçular ise gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Yabancı hukukçuların kahkaha atacağı teorileri mutlak doğruymuş gibi önümüze koyuyorlar.

UEFA Disiplin Kurulu ve büyük ihtimalle CAS'ın kararlarından sonra bu hukukçuların görüşlerini merakla bekliyorum.


10 Haziran 2013 Pazartesi

Fenerbahçe'den İtiraz Açıklaması

Fenerbahçe Spor Kulübü, UEFA'nın şike soruşturması ile müfettiş raporu hakkındaki ilk değerlendirme ve itirazlarını kamuoyu ile paylaştı.
Açıklama aşağıdaki gibidir:
"Fenerbahçe Spor Kulübü Hukuk Kurulu Başkanlığı, Kulübümüze ulaşan UEFA Disiplin Müfettişi Raporu hakkındaki ilk değerlendirme ve itirazlarını UEFA Disiplin Kurulu’na sunmaktadır:
UEFA Disiplin müfettişi Sayın Miguel Lietard Fernandez-Palacios tarafından tanzim ve imza edilmiş 31.05.2013 tarihli disiplin raporu tarafımıza ulaşmıştır.
Tarafımıza ulaşan rapor üzerine ilk anda yaptığımız değerlendirmeler ve bu değerlendirmelere dayalı itirazlarımız ve taleplerimiz aşağıdadır.
1.-Raporda Kulübümüzün ve ilgili yöneticilerimizin her aşamada (TFF Hukuk Organları, İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay Başkanlığı) yapmış olduğu savunmalara tek satır dahi olsa yer verilmemiştir. Rapor sadece 16.Ağır Ceza Mahkemesi'nin (halen kesinleşmemiş) kararına dayanılarak hazırlanmıştır. Raporun hazırlanmasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 59.ncu maddesi gereğince futbol disiplin hukuku bakımından kesin ve nihai karar vermeye münhasıran yetkili kılınmış olan TFF hukuk organlarının konuya ilişkin kararlarının göz ardı edildiği hatta yok sayıldığı anlaşılmaktadır.
Hatırlatmak isteriz ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 59.ncu maddesi uyarınca TFF hukuk organlarının rapora konu  olay hakkında vermiş oldukları kesin ve nihai kararlar (mahkemeler dahil olmak üzere) hiçbir makam ve mercii tarafından değiştirilemez nitelikteki kararlardır. Bu itibarla konuya ilişkin olarak TFF Hukuk Organlarının vermiş oldukları kesin ve nihai kararlar iç hukukumuz bakımından tartışılmaz nitelikte yargı kararlarıdır.  Oysaki raporun dayanağı olan 16. Ağır Ceza Mahkemesi kararı iç hukukumuz bakımından kesin ve nihai nitelikte bir karar değildir.
2.-UEFA disiplin müfettişi tarafından TFF Hukuk Organları tarafından verilmiş kararlara itibar edilmeyerek, 16.Ağır Ceza Mahkemesi kararına itibar edilmesi UEFA tarafından her fırsatta dile getirilen futbol hukukunun bağımsızlığı prensibine de aykırıdır. Bu şekli ile rapor UEFA tarafından yıllar boyu sürdürülen mücadele neticesinde tartışmasız bir hale gelen futbolun yönetiminin ve yargısının özerkliğine vurulmuş bir darbe ve UEFA'nın ilke ve prensiplerinin inkarı mahiyetindedir. UEFA uzun yıllardır ulusal yargı organlarının futbolun yönetimine ve yargısına müdahalesine karşı ısrarlı bir direnç içindeyken sayın raportörün TFF Hukuk Organlarının konuya ilişkin kesin ve nihai kararlarını yok sayması asla kabul edilemez bir durumdur.
3.-Kaldı ki 16.Ağır Ceza Mahkemesi özel yetkili mahkeme olarak kurulmuş olup, futbol hukukunda her hangi bir uzmanlığı da bulunmamaktadır. Özel yetkili mahkemelerin yargılama usulleri, delil toplama ve değerlendirme yöntemleri ile savunma hakkına yönelik kısıtlamaları Avrupa Birliği ilerleme raporunda tartışma konusu yapılmış ve nihayetinde aynı düşünceyi paylaşan Yasa Koyucu tarafından hazırlanan yasa tahtında  özel yetkili mahkemelerin faaliyetine son verilmiştir.
Yine unutmamak gerekir ki olaya ilişkin olarak Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nde ne soruşturma ne de kovuşturma safhasında spor hukuku normlarına uygun  bir şike yargılaması  yapılmamıştır. Hatta yargılamadaki delil ikamesi dahi Özel Yetkili Mahkemeleri yetkili kılmak için spor hukuku normları dışındaki konulardan yapılmıştır.
Bu nedenledir ki rapora dayanak olan telefon konuşmalarının “yasak ağacın meyvesi de yasaktır” kuralı gereğince hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna ilişkin temyiz itirazlarımız mevcut olup, bu hususta da temyiz mahkemesi henüz kararını vermemiştir. Kaldı ki unutulmaması gereken bir diğer husus Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nin de dayandığı yegane delil hukuki geçerliliği tartışılan iş bu telefon konuşma tapeleridir. Bir kez daha tekrarlarız ki İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi kararı henüz kesinleşmemiştir. Karara karşı yapılan temyiz başvurusunun temeli ise mahkemece karara dayanak olarak alınan delillerin hukuka aykırı nitelikte deliler olduğu yönündedir. Delillerin hukuka aykırı nitelikte olup olmadığı hususunda temyiz mahkemesi ise henüz kararını vermemiştir.
Mahkeme kararının  ve özellikle karara dayanak yapılan delillerin hukuka uygunluğu hususunda henüz temyiz mahkemesi tarafından da bir karar verilmediği olgusu göz önünde tutulduğunda hazırlanan rapor Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olup, rapora dayanak kararın bozulması ve delilerin hukuka aykırılığının tespiti halinde bu rapor ve rapora dayalı yapılan yargılama konusuz kalacaktır. Bu takdirde bu şekilde yapılan disiplin yargılamasının tazminat sorumluluğunu doğuracağı hususu tartışmasızıdır. Bu çerçevede kulüp olarak AİHM ne müracaat ve tazminat taleplerimizi saklı tutuyoruz.

Yukarıda açıklanan nedenler ile öncelikle TC Anayasası'nın 59.ncu maddesi ve UEFA'nın futbolun yönetimi ve yargısının özerkliğine ilişkin prensiplerine aykırı olarak hazırlanan rapora UEFA Disiplin Yargılaması'nda itibar edilmeyerek bu husustaki itirazlarımızın kabulü ile yeni bir rapor hazırlanmasını,
Eğer 16.Ağır Ceza Mahkemesi eliyle yapılan yargılamaya TC Anayasası'nın 59.ncı maddesi ve UEFA'nın futbolun yönetimi ve yargısının özerkliği ilkelerine rağmen itibar edilecek ise bu takdirde rapora dayanak teşkil eden 16.Ağır Ceza Mahkemesi kararının Yargıtay temyiz aşamasının geçirilerek, kesinleşmesinin BEKLENİLMESİNE karar verilerek, disiplin yargılaması sürecinin kararın kesinleşmesine kadar  ERTELENMESİNE,
Taleplerimizin kabul edilmemesi halinde ise disiplin yargılamasının kapsamının göz önünde bulundurularak tarafımıza etkin savunma hakkının kullandırılmasını teminen makul ek sürenin verilmesine, yargılamada adil yargılama prensibinin sağlanabilmesi için duruşma yapılmasına,
Karar verilmesini talep ederiz."

Beşiktaş'tan KAP'a UEFA Soruşturması Açıklaması

UEFA'nın resmi sitesinde yayınladığı duyurunun ardından Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş. KAP'a bir açıklama gönderdi.

İlgili açıklama aşağıdaki gibidir:

"10 Haziran 2013 tarihinde UEFA tarafından Şirketimize yapılan yazılı bildirime göre; 11 Mayıs 2011 tarihinde Beşiktaş ile İstanbul Büyükşehir Belediye Spor takımları arasında Kayseri'de oynanan 49'uncu Türkiye Ziraat Kupası final maçının sonucuna etki etmek gerekçesiyle eski asbaşkanımız Serdal Adalı ve eski antrenörümüz Tayfur Havutçu ile birlikte Şirketimiz aleyhine  03 Temmuz 2011  tarihinde  başlatılan soruşturma ve takip eden gelişmeler çerçevesinde UEFA Avrupa Ligi 2013-2014 Sezonu talimatı idari kriterlere ayıkırılık iddiasıyla Şirketimiz ile yukarında adı geçenler Disiplin Kurulu'na sevk edilmiş bulunmaktadır. 


UEFA Disiplin Müfettişi'nin sunmuş olduğu raporda  3 adet iddiası bulunmaktadır. 


1. Beşiktaş JK'yı 2013/2014  sezonu için UEFA Avrupa Ligi müsabakalarından men etmek,


2. Disiplin Talimatının ihlalinin ciddiyetine bağlı olarak Disiplin Kurulu tarafından kararlaştırılacak bir süre boyunca gelecekteki UEFA müsabakalarından men etme yönünde Beşiktaş JK'ya karşı ilave yaptırım uygulanmasını değerlendirmek,

3. Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu hakkında futbolla ilgili her türlü faaliyete katılmalarını kılacak şekilde ömür boyu men cezası uygulamak.

Bu disiplin süreciyle ilgili olarak Şirketimizin ve adı anılan ilgililerin 19 Haziran 2013 tarihine kadar gerekli beyanlarda bulunma hakları söz konusu olup, konu ile ilgili kararın 21 Haziran 2013 tarihi itibariyle verileceği bildirilmiştir."

Fenerbahçe'den KAP'a UEFA Soruşturması Açıklaması

UEFA'nın resmi sitesinde şike soruşturması ile ilgili duyurusunun ardından Fenerbahçe KAP'a bir açıklama gönderdi.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

"UEFA Disiplin Müfettişinin 2011 yılında açılan dosyaya ilişkin hiçbir savunma ve delilin yer almadığı, çeşitli kaynaklardan alınmış iddia dayanakları ile tanzim edilmiş raporu tarafımıza ulaşmış olup sonuç kısmında,

1) Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım ve Yöneticilerimiz Sayın Alaeddin Yıldırım, Sayın Mehmet Şekip Mosturoğlu, Sayın İlhan Yüksel Ekşioğlu(Kulüp YK Üyesi) ve Sayın Cemil Turhan'ın disiplin ihlali işledikleri (Disiplin Düzenlemesi Madde 5) iddia edilmekte,


2) Anılan yöneticilerimiz için futbol faaliyetleri konusunda hak mahumiyeti talep edilmekte,

3) Kulübümüzün doğrudan veya dolaylı olarak maç sonucuna etki edecek eylemde bulunduğu iddia edilmekte,

4) Anılan sebeplerle Kulübümüzün gelecek 2 sezon UEFA müsabakalarından men edilmesi talep edilmektedir.

Aynı yazıda konuya ilişkin savunmamızın 20.06.2013 tarihine kadar sunulması istenerek, UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulu'nun 22.06.2013 tarihli toplantısında konuyu değerlendireceği ifade edilmektedir. 

UEFA Müfettişinin söz konusu iddia ve taleplerine karşılık Kulübümüzce ek belge ve ek süre talebinde bulunulmakta olup ayrıca UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulunda duruşma talep edilmektedir."

UEFA, Beşiktaş ve Fenerbahçe'yi Disiplin Kuruluna Sevk Etti

UEFA, şike yaptığı gerekçesiyle Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı disiplin kuruluna sevk etti.

Disiplin Kurulu Beşiktaş'ın temsilcisinin yanında Serdal Adalı ve Tayfur Havutçu'yu 21 Haziran'da dinleyecek. Fenerbahçe ile ilgili duruşma ise 22 Haziran'da gerçekleşecek.

UEFA'nın konuyla ilgili resmi açıklaması aşağıdaki gibidir:

"UEFA has today opened disciplinary proceedings relating to FC Steaua Bucureşti (Romania) and Beşiktaş JK (Turkey). The UEFA Control and Disciplinary Body will review each of these cases before communicating its decisions.
Proceedings have been opened against Steaua Bucureşti on the basis of Articles 2.04.g), 2.05 and 2.10 of the 2013/14 UEFA Champions League Regulations, regarding the admission criteria for participation in UEFA competitions.
Proceedings have also been initiated against Beşiktaş and two club officials in relation to match-fixing activities alleged to have taken place around the 2011 Turkish Cup final.
Both cases will be heard by UEFA's Control and Disciplinary Body on Friday 21 June at the House of European Football in Nyon, Switzerland.
Furthermore, following the investigation into alleged match-fixing activities involving Fenerbahçe SK (Turkey), the UEFA Disciplinary Inspector has submitted his findings to the Control and Disciplinary Body, in the context of disciplinary proceedings against this club and five club officials.
This case will be heard by the Control and Disciplinary Body on Saturday 22 June at the House of European Football.
All hearings will be closed to the media, and no access to the UEFA premises will be granted during the proceedings.
The decisions of the UEFA Control and Disciplinary Body will be communicated in the course of the week starting 24 June."

10 Şubat 2013 Pazar

Ne Kadar Toplasak 79 Etmiyor

EUROPOL'un şike açıklamasından sonra Avrupa şikeyi tartışmaya başladı. FIFA, sportif yaptırımların yeterli olmadığını, devletlerden yardım istediğini açıkladı. Spor kamuoyunun önde gelenleri ve siyasiler arka arkaya açıklamalar yapıyorlar. Herkes şike yapılan maçların açıklanmasını ve bu olaylara bulaşanların cezalandırılmasını istiyor.

Türk siyasetçiler ve hukukçular hariç!

Geçen hafta çok ilginç ve bir  o kadar üzücü beyanları seyrettim, okudum.

Spor bakanımız Türkiye'de bir daha şike yapılamayacağını iddia etti. EUROPOL'un açıkladığı şike skandalında topun TFF'de olduğunu ileri sürdü. Şike konusunu siyaset malzemesi yapmayacaklarını açıkça ortaya koydu.

Oysa şikeyle mücadele edip etmemek siyasi tercihtir. AKP hükümeti ise mücadele etmekten kaçındığına dair bir izlenim doğurdu.

Türkiye'de medyada sık sık boy gösteren bazı hukukçular ise EUROPOL'un eski olayları gündeme taşıdığını ileri sürdüler. Bu hukukçulara göre, TFF'nin hakkında karar verdiği dosyaları tekrar gündeme getirmek kötü niyetli bir yaklaşımmış. Aynı yemeği ısıtıp ısıtıp tekrar ortaya koymaya gerek yokmuş. Üstelik Yargıtay'daki dosya şike ile ilgili değil, örgütle ilgiliymiş. Şike dosyası TFF tarafından kapatılmış.

3 Temmuz sürecinde ceza yargısını itibarsızlaştırmaya çalışan bir grup vardı. Şimdi EUROPOL açıklamasını itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.

Şike dosyası kapanmadı. Kapanmayacak. Mahkemenin kararı ne olursa olsun, TFF ve şikecilere destek veren gruplar tartışılacak.

3 Temmuz süreci yargı kararıyla kapanacak bir süreç değil. Her zaman hatırlanacak. Hatırlatılacak. Futbolu yönetenler gerekli cezaları vermedikçe, benzer olayların gerçekleşmemesi için çaba harcamadıkça hep gündemde tutulacak.

Bugün kimse "darbeler geride kaldı" diyemiyor. "Artık darbeleri tartışmayalım" diyemiyor. "Derin devlet yok edildi" diyemiyor. Diyemez.

3 Temmuz süreci de, tıpkı darbeler gibi futbolun yapı taşlarını yerinden sökmüştür.

Bu süreç futbolun derin devletini tartışmaya açmıştır. Önemli isimler ortaya çıkmıştır.

Bu önemli isimlerin oluşumunda aktif rol aldığı TFF'nin ise bu kişileri gereği gibi cezalandıramayacağı belliydi. Yanılmadık.

Ve işte şimdi bir grup ortaya atılıp "şike süreci TFF kararlarıyla sona erdi" deme cüretini gösteriyor.

EUROPOL Türkiye'de 79 maçta şike yapıldığını ileri sürdü. O malum grup ise o maçların tamamının yargı konusu olduğunu ve ilgili kimselerin ceza aldıklarını iddia ediyor.

Aşağıda Bochum Davası ve 3 Temmuz süreci kapsamında yargı konusu olan maçların listesini bulacaksınız. Ne kadar toplarsanız toplayın 79'a ulaşamayacaksınız.

EUROPOL açıklaması, Türkiye'de yeni bir soruşturma, yargı süreci başlatacak mı göreceğiz.

HSYK temsilcisi "isimleri açıklarsak taşlar oynar" demiş. HSYK temsilcisinin isimlere nasıl ulaştığını bilmiyoruz. Temsilcinin bu ifadesi, soruşturma açılmayacağı yönünde şüpheler doğursa bile beklemekten vazgeçmeyeceğiz.

İşte şike ve teşvik primi konusu maçlar:


30 Mart 2008 KASIMPAŞA - SİVASSPOR
24 Aralık 2008 TORBALISPOR - MUSTAFAKEMALPAŞASPOR

25 Aralık 2008 CEYHANSPOR - BATMAN PETROLSPOR
24 Aralık 2008 BULANCAKSPOR - ÜNYESPOR

05 Ocak 2009 ALANYASPOR - KIRŞEHİRSPOR
14 Mart 2009 İSTANBULSPOR A.Ş. - TEPECİKSPOR A.Ş.
30 Nisan 2009 BELEDİYE BİNGÖLSPOR - DİYARBAKIR KAYAPINAR BELEDİYESPOR
10 Ağustos 2009 GEBZESPOR - KONYA ŞEKERSPOR
21 Ağustos 2009 TURGUTLUSPOR - GEBZESPOR
30 Ağustos 2009 ADIYAMANSPOR - YALOVASPOR
2 Eylül 2009 HATAYSPOR - MERSİN İDMANYURDU SPOR
2 Eylül 2009 EYÜPSPOR - GEBZESPOR
02 Eylül 2009 ANKARA DEMİRSPOR - KONYA ŞEKERSPOR
09 Eylül 2009 GAZİANTEPSPOR - MERSİN İDMAN YURDU SPOR
16 Eylül 2009 KÖRFEZ BELEDİYESPOR-BOZÜYÜKSPOR
30 Eylül 2009 ADIYAMANSPOR - YALOVASPOR
30 Eylül 2009 KASTAMONUSPOR - BOLUSPOR
30 Eylül 2009 TOKATSPOR - KOCAELİSPOR
6 Ekim 2009 ADANA DEMİRSPOR - KAHRAMANMARAŞSPOR
6 Ekim 2009 ESKİŞEHİRSPOR - KAYSERİSPOR
07 Ekim 2009 İSTANBULSPOR A.Ş.-AKHİSAR BLD. GENÇLİK VE SPOR
07 Ekim 2009 SÜRMENESPOR - ARAKLISPOR
13 Ekim 2009 KAYSERİ ERCİYESSPOR - ADANASPOR A.Ş.
14 Ekim 2009 İZMİRSPOR - KEÇİÖRENSPORTİF A.Ş.
25 Ekim 2009  BEYKOZSPOR 1908 A.Ş - BOZÜYÜKSPOR
27 Ekim 2009 KAYSERİSPOR - GAZİANTEPSPOR
31 Ekim 2009 ŞANLIURFA BELEDİYESPOR - 72 BATMANSPOR
7 Kasım 2009 ANKARA DEMİRSPOR - ORHANGAZİSPOR
8 Kasım 2009 MARDİNSPOR - KAHRAMANMARAŞSPOR
14 Kasım 2009 ŞANLIURFA BELEDİYESPOR - BELEDİYE BİNGÖLSPOR
14 Kasım 2009 İSTANBULSPOR - TURGUTLUSPOR
18 Kasım 2009 BEYKOZSPOR 1908 A.Ş. - TÜRK TELEKOMSPOR
18 Kasım 2009 TOKATSPOR - PURSAKLARSPOR A.Ş.
14 Kasım 2009 KÜÇÜKKÖYSPOR - BALIKESİRSPOR

14 Şubat 2010 ELAZIĞSPOR - ADIYAMANSPOR
14 Mart 2010 İSTANBULSPOR A.Ş. - TEPECİKSPOR A.Ş.


7 Mart 2011 Gençlerbirliği - Fenerbahçe
17 Nisan 2011 Trabzonspor – Bursaspor (teşvik primi)
22 Nisan 2011 Eskişehirspor – Trabzonspor (teşvik primi)
1 Mayıs 2011 Fenerbahçe - İBB Spor,
8 Mayıs 2011 Karabük - Fenerbahçe
11 Mayıs 2011 Beşiktaş – İBB Spor
15 Mayıs 2011 Fenerbahçe – Ankaragücü
15 Mayıs 2011 Trabzonspor – İBB Spor (teşvik primi)
22 Mayıs 2011 Sivasspor – Fenerbahçe

5 Şubat 2013 Salı

EUROPOL'un Şike Açıklaması

EUROPOL, Avrupa çapında gerçekleşen soruşturmanın sonuçlarını paylaştı.



EUROPOL, basın açıklamasının özetini Internet sitesinde yayınladı. İlgili açıklamayı aşağıda bulacaksınız.

"A major investigation involving Europol and police teams from 13 European countries has uncovered an extensive criminal network involved in widespread football match-fixing. A total of 425 match officials, club officials, players, and serious criminals, from more than 15 countries, are suspected of being involved in attempts to fix more than 380 professional football matches. The activities formed part of a sophisticated organised crime operation, which generated over €8 million in betting profits and involved over €2 million in corrupt payments to those involved in the matches.
      
The Joint Investigation Team (JIT), codenamed Operation VETO, ran between July 2011 and January 2013. Led by Europol, Germany, Finland, Hungary, Austria and Slovenia, it was also supported by Eurojust, Interpol and investigators from eight other European countries. The investigation coordinated multiple police enquiries across Europe and was facilitated by intelligence reports from Europol, based on the analysis of 13,000 emails and other material, which identified links between matches and suspects and uncovered the nature of the organised crime network behind the illegal activities. The investigation has since led to several prosecutions in the countries involved, including Germany where 14 persons have already been convicted and sentenced to a total of 39 years in prison.    
“This is a sad day for European football and more evidence of the corrupting influence in society of organised crime. But this investigation also proves the value of international police cooperation in fighting back against the criminals involved. Europol and its law enforcement partners are committed to pursuing serious criminals wherever they operate. Unfortunately this also now includes the world of football, where illegal profits are made on a scale and in a way that threatens the very fabric of the game. All those responsible for running football should heed the warnings found in this case,” says Rob Wainwright, Director of Europol. He also confirmed that he will be sharing the results of the investigation with UEFA President, Michel Platini.  
Among the 380 or more suspicious matches identified by this case are World Cup and European Championship qualification matches, two UEFA Champions League matches and several top-flight matches in European national leagues. In addition another 300 suspicious matches were identified outside Europe, mainly in Africa, Asia, South and Central America.
“We have evidence for 150 of these cases and the operations were run out of Singapore with bribes of up to 100 000 euros paid per match. Even two World Championship Qualification matches in Africa, and one in Central America, are under suspicion,” says Fridhelm Althans from Bochum Police, Germany, and a spokesman for JIT Veto. This information will be shared with Interpol for further action in the context of its long-term efforts to work with a broad community around the world to crack down on this problem.  
“Match fixing is a global issue requiring strong partnerships at the national, regional and international levels not only to target and dismantle the criminal networks making millions in illicit profits, but also to implement training programmes to better protect all those involved in football,” said Mr Gianni Baldi, Head of Interpol’s Drugs and Organized Crime Unit.
The organised criminal group behind most of these activities has been betting primarily on the Asian market. The ringleaders are of Asian origin, working closely together with European facilitators. During the investigation, links were also found to Russian-speaking and other criminal syndicates.
The international nature of match-fixing, exposed in this case, presents a major challenge to investigators and prosecutors.  One fixed match can involve up to 50 suspects in 10 countries, spanning different legal frameworks and definitions of match-fixing and betting fraud.
Ms Michèle Coninsx, President of Eurojust, commented: “International cooperation was the key to the success of this challenging cross-border case, involving more than 30 countries. Coordination meetings at Eurojust, including video conferences with Asian counterparts, facilitated the opening of new investigations and the resolution of complex judicial issues. Eurojust provided access to funding for JIT Veto, one of the largest JITs in history.” The successful outcome of JIT Veto proves both the added value of Eurojust and the JIT Funding Project, which in 2012 financed 62 different JITs involving 22 Member States.
JIT Veto investigations are still ongoing."

Şikede Şubat Bereketi

Şike ile mücadele Şubat ayında hız kazandı.

4 Şubat 2013 Pazartesi, bu mücalede milat olacak.

Avrupa Polis Teşkilatı (EUROPOL), Avrupa'da yürütülen şike soruşturmasının detaylarını basınla paylaştı.



15 ülkeden 425'e yakın maç hakemi, kulüp yöneticisi, futbolcu ve önemli suçlunun 380'den fazla profesyonel futbol maçını etkilediği iddia edildi. Organize suç örgütünün 8 milyon Avro bahis kazancı sağladığı ve sonuca etki edeceklere 2 milyon Avro'dan fazla para verdiği belirtildi.

Şike yapılan maçlar sadece lig maçları değil. Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonası eleme turu ve Şampiyonlar Ligi maçlarında da şike yapıldığı tespit edildi.

Şike örgütünün merkezinin Singapur olduğu iddia edildi.

EUROPOL'un açıklamasında Türkiye önemli yer tutuyor. Türkiye, 79 maçla en fazla bahis şikesi yapılan ülke oldu.

EUROPOL'un basın açıklamasının detaylarını daha sonra yazacağım. Bu yazıda Türkiye'yi tartışmayı tercih ediyorum.

EUROPOL'un basın toplantısı ile aynı saatlerde İstanbul'da FIFA ve INTERPOL'un düzenlediği şike çalıştayı Türk medyası ve kamuoyundan gizli şekilde gerçekleşiyordu.

FIFA ve INTERPOL, şike ile savaş konusunda geri kalmış, böyle bir savaşa girmekten kaçınan ülkelerde şikenin zararları ve şikenin nasıl önlenebileceği konusunda eğitimler veriyor. Türkiye de INTERPOL'un radarında olduğu için, bu çalıştayın ülkemizde de düzenlenmesi bekleniyordu.

Medyada yer alan yorumlara göre, TFF 3 Temmuz sürecinin tartışılmasını istememiş. Birçok kulüp de bu çalıştaya katılmaya gerek görmemiş.

Şike sisteminden beslenenlerin şike ile mücadeleye kafa yormayacaklarını tahmin etmek zor olmaz.

İstanbul'daki çalıştay zaten TFF'nin bilmesi gereken konuları hatırlatmak ve yetkililer arasında kartvizit değişimi sağlamaktan başka bir işlev görmeyecek.

TFF, Türk yargısı EUROPOL'u dikkate  almalı!

Fransa Futbol Federasyonu başkanı Frédéric Thiriez, EUROPOL'e mektup yazarak Fransa liglerindeki şike faaliyetleri olup olmadığı konusunda bilgi istedi.

Aynı hassasiyeti TFF'den beklemiyoruz. Savcılığın EUROPOL ile temas kurmalı ve Türkiye'de bahis şikesine karışan spor adamları ile onlarla şike anlaşması yapanlar hakkında harekete geçmelidir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Genel Müdürlüğü de EUROPOL ve INTERPOL ile ortak çalışma yürütmelidir. Sporcuların şikeden korunmaları için eğitim çalışmaları yapmalıdır. Şike konusunda itirafta bulunacak sporcular için bir anonim ihbar hattı oluşturmalıdır.

Türk devleti, Türk hükümeti, TBMM artık şikenin büyük bir sorun olduğunu idrak etmelidir. Şikecileri korumak için kanunda değişiklik yapmak, siyasilerin de şikecilerle yakın ilişki içinde oldukları izlenimi doğurmaktadır. Bu izlenimin ortadan kalkması ve kamuoyuna güven verilmesi için siyasilerin acilen 6222 sayılı Kanun'u tekrar gündeme alması ve şike ile ilgili düzenlemeleri gözden geçirerek sert cezalar getirmeleri gerekir.

8 Mayıs 2012 Salı

Fanatik: "UEFA TFF'nin Kararına Saygılı"; InsideFootbal: "FIFA ve UEFA'nın gözü Türk futbolunun üzerinde"

PFDK'nın şike kararı Türkiye kamuoyunda olduğu kadar yabancı medyada da tartışılıyor.
Türk medyası UEFA'nın TFF'nın kararlarına saygılı olduğunu ve bütün kulüpleri Avrupa Kupaları'na kabul edeceğini iddia ederken; yabancı basında TFF'nin kulüpleri temizlediği, şikeyi görmezden geldiği belirtiliyor.
Bugün bu süreçle ilgili iki farklı yazı okudum.
Fanatik gazetesinden Mehmet Demircan, UEFA'nın aşağıdaki açıklamayı yapacağını iddia etti:
"UEFA’nın bu konuda tavrı nettir. Türkiye Ligi’nde gerçekleştiği iddia edilen şike ve teşvik olaylarıyla ilgili kararı verme yetkisi Türkiye Futbol Federasyonu’na aittir. Türkiye Futbol Federasyonu kararını açıklamıştır. Bu karara müdahale UEFA’nın yetkisinde değildir. Türkiye Futbol Federasyonu her yıl olduğu gibi bu sezon bitiminde yeni sezonda Avrupa Kupaları’na katılacak kulüplerin listesini bize bildirecektir. UEFA olarak, prosedür gereği federasyonlar tarafından bize ismi bildirilen kulüpleri Avrupa Kupaları’nda yarıştırma mecburiyetimiz vardır.”
Önce bir konuya açıklık getirelim.
UEFA, kararların değişmesini sağlayamaz. İç hukuka bu yönde müdahale edemez. Ancak UEFA'nın federasyonlar tarafından ismi bildirilen kulüpleri Avrupa Kupaları'nda yarıştırma mecburiyeti yoktur.
UEFA, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi düzenlemelerinde bu kupalara katılma kriterleri arasında sayılan "şike yapmamış olmak" kriterinin gerçekleşmediği kanaatine varırsa ilgili kulübü Avrupa Kupaları'na almayabilir. İhlalin ağırlığına göre, ilgili kulüp ve hatta kulübün bağlı olduğu ulusal federasyon hakkında kendi disiplin soruşturmasını başlatabilir.
Bu açıklamayı kuralları hatırlatmak için yaptım. 2011-2012 sezonunda şike sebebiyle Şampiyonlar Ligi'ne gönderilmeyen Fenerbahçe'nin cezasını çektiği iddia edilebilir. Benim itirazım, Mehmet Demircan'ın "yarıştırma mecburiyeti" ile ilgili iddiasınadır. UEFA'nın önüne gelen listeyi aynen kabul etme, listede yer alan kulüpleri sorgusuz sualsiz yarıştırma zorunluluğu yoktur.
Bugün okuduğum bir diğer yazı ise utbolla ilgili önemli bir haber, yorum kaynağı olan "Inside World Football" sitesinde yayınlandı. Yazıda şike şüphesi ile yargılanan kulüpleri aklayan, adeta affeden Türk futbolunun UEFA ve FIFA tarafından gözlendiği, durumunun incelendiği iddia edildi. Yazar, EURO 2020'ye aday olan Türkiye'nin ülke imajını önemli ölçüde sarsan şike skandalını önemsemediğini belirtti.
Hangi iddiaya inanalım? UEFA'nın PFDK ve Tahkim Kurulu kararlarını olduğu gibi kabul edeceğine mi; FIFA ve UEFA'nın Türk futbolunu incelemeye başladığına mı inanalım?
Avrupa Şampiyonası organizasyonunu kazanmanın çantada keklik,  tek engelin ise Fenerbahçe'nin CAS'ta açtığı dava olduğuna; Fenerbahçe'nin ulusal çıkarlar gereği davasını geri çekip Avrupa Şampiyonası organizasyonunu Türkiye'ye kazandırdığına mı; şike skandalının ülkenin imajına zarar verdiğine ve bu vurdumduymazlığın Avrupa Şampiyonası ev sahipliğine mal olacağına mı inanalım?
Yabancı medyada da olmadık iddialar yayınlanıyor. Sadece yabancılar kaleme aldığı için yazılanları ciddiye almıyoruz. Ancak şike skandalının yurt dışında nasıl algılandığını dikkate almalıyız. Özellikle güvenilirliği konusunda şüphe doğurmayan, saygın medya kuruluşlarının Türkiye'deki gelişmelerle ilgili haber ve yorumlarını göz ardı edemeyiz.
Avrupa Kupaları başlayana, grup aşamasına geçilene kadar Türk basınında birçok iddia ve senaryo göreceğiz. Bunları yabancı medyadaki haberlerle karşılaştırarak okumalıyız.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Declan Hill'den TBMM ve TFF'ye Ağır Eleştiri


Şike denince ilk akla gelen isimlerden biri Declan Hill’dir. Hill, “Şike & Futbol ve Organize Suçlar” isimli kitabında özellikle Asya, Uzak Doğu’daki bahis organizasyonları inceledi. Bahis amaçlı şikenin nasıl, hangi kanallarla, kimler tarafından yapıldığını ortaya koydu. Dünya Kupası’nda bile şike yapıldığını açıkladı.

Declan Hill'in "Şike" kitabını tüm futbolseverler okumalı! Bu kitabı okuduktan sonra profesyonel futbolu başka bir gözle takip edeceksiniz.
Sporda yozlaşma üzerine çalışan birçok kurum ve kuruluş Declan Hill’in danışmanlığından faydalanıyor. UEFA da Declan Hill ile görüş alışverişinde bulunuyor.
Hill, geçen sene şike hakkında konuşmak üzere Türkiye’ye gelmişti. Hill, Türk yetkilileri şike konusunda kararları olmaları konusunda uyarmıştı.
Hill, bugün blogunda Türkiye’deki şike soruşturması sürecini eleştirmiş. TFF ve milletvekilleri hakkında çok sert ifadeler kullanmış.
Hill’in yazısının ilgili bölümünü paylaşıyorum:
“Last week, the Turkish Football Federation announced that clubs caught fixing would only have points deducted from them and not mandatory relegation to lower divisions.    Part of the claim is that the clubs should not be punished for the actions of the senior executives.   This is such spurious logic that it is difficult not to laugh.  
However, what does make me fall about laughing are the actions of a majority of the Turkish parliamentary deputies.   Last winter, this gang of clowns voted a serious sounding anti-match-fixing law that had severe penalties for fraud.  A few months later when presumably many of the teams and executives that they support were in jeopardy of being punished under this new bill, they quickly reversed themselves and overturned their new law.  You can just imagine the conversation that they must have had, ‘Oh you mean someone may actually be punished by a law that we passed?  Someone may go to jail in Turkey for corruption?  We never meant for that to happen! We just wanted it on the books to impress the European Union. We never intended for our friends to risk going to prison.’
Please, it is a resounding slap in the face to the Turkish police and judicial prosecution.   Either you trust your institutions to do their job or you do not.  You change laws and procedures if there are human rights abuses or institutional malfeasance not because your favorite football team might be in jeopardy.    There has to be one law for all which if people are guilty they suffer for it.”

Hill, önce TFF'yi ve milletvekillerini eleştirmiş. Milletvekillerine “palyaçolar çetesi” demiş. Ardından onlarla dalga geçmiş.
Hill, taraftarlara da tepki göstermiş. Taraftarların genel olarak yolsuzluktan, şikeden dert yanmadıklarını; diğer takımların ceza görmesi için çabaladıklarını söylemiş.
Hill haksız değil. Ne yazık ki Türk taraftarlar futbolu, hukuku, adaleti önemsemiyor. Şike umurlarında değil. TFF’nin siyasilerin elinde oyuncak olmasını umursamıyorlar. Avrupa medyasında da Türk siyasilerin şikecilere yardım ettikleri ileri sürülüyor.
Yeter ki takımlarının başına bir şey gelmesin!
Türkiye’de hukuk, adalet hep subjektif, kişisel çıkarlara göre yontuluyor. Kimse değerlere, ilkelere inanmıyor. Bunları korumaya çalışmıyor.
Şike sürecinde TBMM, hükümet, yargı, TFF, medya hakkında yorum yapanlar hep taraftar oldukları kulüp ya da mensubu oldukları kurumlara göre dinlendiler. Ne dendiğine değil, kimin söylediğine bakıldı.
Türkiye taraftarları uyanmalı artık! Siyasilerin, TFF’nin, kulüplerin birlikte yönettikleri futbol mafyasına tepki göstermeli!
Türkiye’de futbol öldü. Küllerinden doğması taraftarlara bağlı.