şike soruşturması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şike soruşturması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2014 Cuma

Anayasa Mahkemesi Aziz Yıldırım'ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

3 hafta önce Anayasa Mahkemesi'nin Aziz Yıldırım hakkında verdiği kararı paylaşmıştım.

Anayasa Mahkemesi ilgili kararı aldığı gün (8 Mayıs 2014), Aziz Yıldırım'ın bir başka başvurusunu da inceleyip karara bağlamış. Ancak ikinci karar, birinci kararın yayımlanmasından üç hafta sonra yayımlandı.

Kararı şu şekilde özetleyebiliriz:

Aziz Yıldırım, çeşitli iddialarla soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında HSYK'ya başvuruda bulunarak şikayetçi oldu.

HSYK Üçüncü Dairesi, soruşturma izni verilmemesine karar verdi. Aziz Yıldırım bu karara itiraz edince bu sefer HSYK Genel Kurulu itirazı reddetti.

Aziz Yıldırım HSYK Genel Kurulu kararının ardından Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, HSYK'nın meslekten çıkarma dışındaki kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı gerekçesiyle Aziz Yıldırım'ın itirazını "konu bakımından yetkisizlik" gerekçesiyle reddetti.

Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı ise aşağıdaki gibidir:

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR

Başvuru Numarası : 2013/3240
Karar Tarihi : 8/5/2014

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkındaki soruşturmada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcıları aleyhindeki şikayetine istinaden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yürütülen soruşturma ve verilen kararlar nedeniyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 6/5/2013 tarihinde istanbul Anadolu 35. Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31112/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanıdır.

6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250. maddesi ile görevli) tarafından yürütülen ve kamuoyunda "şike soruşturması” adıyla anılan soruşturma kapsamında 3/7/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 10/7/7/2011 tarihinde tutuklanmıştır.

7. Başvurucu, kendisi ve müdafiine karşı gizli olan soruşturma dosyası içeriğinin medya ve gazetelere karşı gizi olmadığı, sanık ve savunma haklarının ihlal edildiği. uzun süre birbiri ile alakası olmayan suçlamalar hakkında işlem yapılmaksızın beklendiği, herkesin ve her şeyin birbirine ulanarak ve bu şekilde çok sanıklı kalın dosyalar oluşturularak savunmanın imkansız hale getirildiği, iddianamelerin hazırlanmasının geciktirildiği, yargılamanın bu nedenle yıllar sürecek şekilde uzatıldığı, soruşturmanın kapsamının belirlenmesinde ayrımcı tutum sergilendiği, delillere ilişkin gizli bilgilerin kesin doğruyu yansıtıyormuş gibi basına verildiği, basında yer alan haberlerin oluşturduğu baskı ve olumsuz atmosferin etkisi ile tutuklandığını ileri sürerek, soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında HSYK'ya başvuruda bulunarak şikayetçi olmuştur.

8. Başvurucunun şikayeti üzerine HSYK ' nın 1/8/2011 tarihli "inceleme ve gerektiğinde soruşturma" iznine istinaden, ilgili Cumhuriyet Savcısı hakkında HSYK Başmüfettişi tarafından inceleme yürütülmüş ve tanzim edilen 13/9/2011 tarihli fezleke, HSYK Üçüncü Dairesine sunulmuştur. Fezleke ve ekleri ile başvurucu ve avukatının dilekçe ve beyanlarını inceleyen HSYK Üçüncü Dairesinin 4/10/2011 tarih ve 2011/5961 sayılı kararıyla soruşturma izni verilmemesine karar verilmiş ve HSYK Genel Sekreterliğinin 15/2/2012 tarih ve 8581 sayılı yazısı ile başvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu bu karara karşı yeniden inceleme talebinde bulunmuştur.

9. Başvurucunun yeniden inceleme talebini inceleyen HSYK Üçüncü Dairesinin 3/5/2012 tarih ve 2012/390 sayılı kararıyla "kararın kaldırılmasını gerektiren herhangi bir delil ve durumun bulunmadığı" gerekçesiyle, başvurucunun talebinin reddine karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 23/7/2012 tarihli dilekçe ile HSYK Genel Kuruluna itiraz yoluna başvurmuştur.

10. Başvurucunun itirazını inceleyen HSYK Genel Kurulunun 20/2/2013 tarih ve 2013/210 saylı kararıyla "yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın yerinde olduğu" gerekçesiyle, başvurucunun itirazının oy birliğiyle ve kesin olarak reddine karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 5/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk
11. Anayasa'nın 159. maddesinin dokuzuncu ve onuncu fırkaları şöyledir:
"Hakim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hakimler için idari nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve somşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kımi/u Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.
Kurulun meslekten çıkarma ce;asına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı merciierine başvurulamaz. ''

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 20 13/3240 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun iddiaları

13. Başvurucu, gözaltına alındığı ve eşkal tespitinin yapıldığı görüntü ve fotoğrafların, soruşturma dosyasına ait çok sayıda bilgi ve belgenin basında yer aldığını, soruşturma makamlarınca, soruşturmanın gizliliğinin korunmasına ve medya yoluyla oluşturulan olumsuz '"linç" atmosferinin önüne geçilmesinin sağlanmasına yönelik tedbirlerin alınmadığmı, soruşturmanın yürütülüş ve delillerin toplanması yöntemi ile dosya kapsamındaki kısıtlılığa soruşturma makamlannın riayet etmemelerinin hukuka aykırı olduğunu, soruşturma kapsamında suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğini, bu hususlara ilişkin olarak HSYK'nın sorumlular hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdiğini, bu şikayetlerini ilettiği HSYK tarafından görevlendirilen Başmüfettişin topladığı delilleri ve aldığı ifadeleri kendisi ile paylaşmadığını, aynı şekilde HSYK tarafından da dosyanın tamamının kendisi ile paylaşılmadığını, belgelerde adları geçen kişilerin isimlerinin gizlendiğini, HSYK Üçüncü Dairesi ve Genel Kurul kararlarının gerekçesiz olduğunu, bu nedenlerle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, HSYK kararlarının kaldırılmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

14. Başvurucunun, ihlal iddialarına konu olan olay ve olguları, anılan HSYK tarafından yürütülen soruşturma ve verilen kararlara dayandırdığı (§ 13) ve sonuç olarak Anayasa Mahkemesinden bu kararların ortadan kaldırılmasını ve ilgili Cumhuriyet Savcısı hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını temine yönelik bir karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.

15. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa lıdahkemesi kararları ile Anayasanm yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz."

16. Anayasa'nın "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu" kenar başlıklı 159. maddesinin onuncu fıkrası şöyledir:

"Kurulun meslekten çıkarma cezasma ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı merciierine başvurulamaz."

17. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bireysel başvuru konusu olamazlar. Anayasa'nın 159. maddesinin onuncu fıkrası ile de HSYK'nın meslekten çıkarma cezası dışındaki kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır.

18. Başvuru konusu olayda başvurucu, hakkındaki soruşturmada görev alan hakim veya Cumhuriyet savcılan hakkında yaptığı şikayet sonucunda soruşturma izni verilmemesine ve yeniden inceleme talebinin reddine dair HSYK Üçüncü Dairesinin kararları ile HSYK Genel Kurulunun yeniden inceleme talebine ilişkin karara karşı itirazının reddine dair kararları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa'nın 159. maddesininonuncu fıkrası gereğince HSYK’nın anılan kararları aleyhine yargı merciierine başvurulması mümkün değildir. Dolayısıyla başvuru konusu işlem, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerden olduğundan bireysel başvuruyakonu olamaz (B. No: 2013/1581, 16/4/2013, § 15).

19. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir işleme karşı yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Başvurunun, "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL EDiLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 8/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım'ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi, Aziz Yıldırım'ın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

Aziz Yıldırım, kendisi hakkında yürütülen soruşturmada görev alan Cumhuriyet savcısı hakkında yaptığı şikayet sonucunda şikayetin işleme konulmamasına ve yeniden inceleme talebinin reddine dair HSYK Üçüncü Dairesinin kararları ile HSYK Genel Kurulunun yeniden inceleme talebine ilişkin karara karşı itirazının reddine dair kararları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle bireysel başvuruda bulunmuştu.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir işleme karşı yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna  karar verdi.

Anayasa Mahkemesi kararını 8 Mayıs 2014 tarihinde vermişti. Karar bugünkü (2 Temmuz 2014) Resmi Gazete'de yayımlandı (RG versiyonu: http://goo.gl/p0LKXF).

Karar aşağıdadır:

Başvuru Numarası: 2013/8404
Karar Tarihi: 8/5/2014

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturmada görev alan Cumhuriyet Savcısı aleyhindeki şikayetinin işleme konulmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 19/11/2013 tarihinde İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci B.lüm Birinci Komisyonunca, 311/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, 1998 yılından başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihe kadar, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. maddesi ile görevli) tarafından yürütülen ve kamuoyunda "şike soruşturması" adıyla bilinen soruşturma kapsamında 3/7/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 10/7/2011 tarihinde tutuklanmıştır.

7. Başvurucu, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı hakkında, aynı soruşturma kapsamında aynı iddianame numarası ile iki farklı iddianame imzalayıp mühürlediği iddiasıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) 20/2/2012 tarihli dilekçeyle şikayette bulunarak ilgili Cumhuriyet Savcısının cezalandırılmasını talep etmiştir.

8. HSYK Genel Sekreterliğinin 26/6/2012 tarih ve 33561 sayılı yazısı ile başvurucunun şikayetini inceleyen HSYK Üçüncü Dairesinin 3/5/2012 tarih ve 2012/3099 sayılı kararıyla 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 97. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince şikayetin işleme konulmadığı bildirilmiştir.

Genel Sekreterlik yazısının ilgili kısımları şöyledir:

"... görüldüğü üzere asıl olan UYAP kayıtlarının esas alınması olduğu, nihai olarak da somut olayda karar verme ve takdir yetkisinin mahkeme hakimine ait olduğu,

Kaldı ki, yapıldığı iddia edilen yanlışlığın, kasten hareket edilerek delil bütünlüğünü bozmak ve davanın esasına etki etme amacıyla yapıldığı y.nünde herhangi bir iddianın bulunmadığı gibi, bu yönde hareket edi/diğine dair delil de bulunmadığı, kaldı ki, iddia edilen hususun esası etkileyen ve delil bütünlüğü ile yargılama sonucuna etki eden bir durum olmadığı,

Bir kısım iddianın ise, maddi hatanın düzeltilmesine yönelik bir işlem olduğunun anlaşıldığı, ileri sürülen iddianın yargılamaya olumsuz herhangi bir etkisinin bulunmadığı, iddianamenin mahkemeye verildiği tarihin gerek UYAP ortamında, gerekse fiziki ortamda kayıtlı olduğu,

..."

Başvurucu HSYK Üçüncü Dairesine, 16/7/2012 tarihli dilekçe ile başvuruda bulunarak, şikayetin işleme konuimamasma dair karara ilişkin olarak yeniden inceleme talebinde bulunmuştur.

9. Başvurucunun yeniden inceleme talebini inceleyen HSYK Üçüncü Dairesinin 14111/2012 tarih ve 2012/920 sayılı kararıyla "kararın kaldırılmasını gerektiren herhangi bir delil ve durumun bulunmadığı" gerekçesiyle, başvurucunun talebinin reddine karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı HSYK Genel Kuruluna itiraz yoluna başvurmuştur.

10. Başvurucunun itirazını inceleyen HSYK Genel Kurulunun 19/6/2013 tarih ve 2013/524 sayılı kararıyla "yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın yerinde olduğu" gerekçesiyle, başvurucunun itirazının oy birliğiyle ve kesin olarak reddine karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 7/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

11. 24/2/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 97. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:

"Hakim ve savcılar hakkında;
a) Belli bir konuyu içermeyen veya somut delile dayanmayan,
...
İhbar ve şikayetler işleme konulmaz. "

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 19/11/2013 tarih ve 2013/8404 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun iddiaları

13. Başvurucu, soruşturma sonucunda hakkında iki farklı iddianame düzenlendiğini, suçlanan kişinin hakkındaki suçlamalardan haberdar olabilmesi ve savunmasını yapabilmesinin bir gereklilik olduğunu, buna rağmen ortada iki farklı iddianame olması nedeniyle hangi iddianamenin yargılamaya esas alınacağını bilemediği, bu duruma istinaden, iddianarneyi düzenleyen Cumhuriyet Savcısı hakkında şikayetçi olduğunu, ancak şikayetinin HSYK tarafından işleme konulmadığını, Cumhuriyet Savcısı hakkında soruşturma açılmamasının adil yargılanma hakkını güvencesiz bıraktığım, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Anayasa'nın 159. maddesinin onuncu fıkrasındaki meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki HSYK işlemlerini yargı denetimi dışında bırakan düzenlemenin, Anayasa'nın 36., 37. ve 38. maddelerine aykırı olduğunu ve iptalini, ilgili Cumhuriyet Savcısı hakkında soruşturma açılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

14. Başvurucunun, ihlal iddialarına konu olan olay ve olguları, HSYK işlemlerine dayandırdığı (§ 13) ve ilgili Cumhuriyet Savcısı hakkında soruşturma açılmasını temine yönelik bir karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.

15. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında btraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz. "

16. Anayasa'nın "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu" kenar başlıklı 159. maddesinin onuncu fıkrası şöyledir:
"Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı merciierine başvurulamaz. "

17. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bireysel başvuru konusu olamazlar. Anayasa'nın 159. maddesinin onuncu fıkrası ile de HSYK'nın meslekten çıkarma cezası  dışındaki kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır.

18. Başvuru konusu olayda başvurucu, kendisi hakkında yürütülen soruşturmada görev alan Cumhuriyet savcısı hakkında yaptığı şikayet sonucunda şikayetin işleme konulmamasına ve yeniden inceleme talebinin reddine dair HSYK Üçüncü Dairesinin kararları ile HSYK Genel Kurulunun yeniden inceleme talebine ilişkin karara karşı itirazının reddine dair kararları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğinden balıiste bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa'nın 159. maddesinin onuncu fıkrası gereğince HSYK'nın anılan kararları aleyhine yargı merciierine başvurulması mümkün değildir. Dolayısıyla başvuru konusu işlem, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerden olduğundan
bireysel başvuruya konu olamaz (B. No: 2013/1581, 16/4/2013, § 15).

19. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir işleme karşı yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları y.nünden incelenmeksizin "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Başvurunun, "konu bakımından yetkisizlik'' nedeniyle KABUL EDiLEMEZ OLDUGUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 8/5/2014 tarihinde OY BİRLİGİYLE karar verildi.

10 Haziran 2013 Pazartesi

Fenerbahçe'den İtiraz Açıklaması

Fenerbahçe Spor Kulübü, UEFA'nın şike soruşturması ile müfettiş raporu hakkındaki ilk değerlendirme ve itirazlarını kamuoyu ile paylaştı.
Açıklama aşağıdaki gibidir:
"Fenerbahçe Spor Kulübü Hukuk Kurulu Başkanlığı, Kulübümüze ulaşan UEFA Disiplin Müfettişi Raporu hakkındaki ilk değerlendirme ve itirazlarını UEFA Disiplin Kurulu’na sunmaktadır:
UEFA Disiplin müfettişi Sayın Miguel Lietard Fernandez-Palacios tarafından tanzim ve imza edilmiş 31.05.2013 tarihli disiplin raporu tarafımıza ulaşmıştır.
Tarafımıza ulaşan rapor üzerine ilk anda yaptığımız değerlendirmeler ve bu değerlendirmelere dayalı itirazlarımız ve taleplerimiz aşağıdadır.
1.-Raporda Kulübümüzün ve ilgili yöneticilerimizin her aşamada (TFF Hukuk Organları, İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay Başkanlığı) yapmış olduğu savunmalara tek satır dahi olsa yer verilmemiştir. Rapor sadece 16.Ağır Ceza Mahkemesi'nin (halen kesinleşmemiş) kararına dayanılarak hazırlanmıştır. Raporun hazırlanmasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 59.ncu maddesi gereğince futbol disiplin hukuku bakımından kesin ve nihai karar vermeye münhasıran yetkili kılınmış olan TFF hukuk organlarının konuya ilişkin kararlarının göz ardı edildiği hatta yok sayıldığı anlaşılmaktadır.
Hatırlatmak isteriz ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 59.ncu maddesi uyarınca TFF hukuk organlarının rapora konu  olay hakkında vermiş oldukları kesin ve nihai kararlar (mahkemeler dahil olmak üzere) hiçbir makam ve mercii tarafından değiştirilemez nitelikteki kararlardır. Bu itibarla konuya ilişkin olarak TFF Hukuk Organlarının vermiş oldukları kesin ve nihai kararlar iç hukukumuz bakımından tartışılmaz nitelikte yargı kararlarıdır.  Oysaki raporun dayanağı olan 16. Ağır Ceza Mahkemesi kararı iç hukukumuz bakımından kesin ve nihai nitelikte bir karar değildir.
2.-UEFA disiplin müfettişi tarafından TFF Hukuk Organları tarafından verilmiş kararlara itibar edilmeyerek, 16.Ağır Ceza Mahkemesi kararına itibar edilmesi UEFA tarafından her fırsatta dile getirilen futbol hukukunun bağımsızlığı prensibine de aykırıdır. Bu şekli ile rapor UEFA tarafından yıllar boyu sürdürülen mücadele neticesinde tartışmasız bir hale gelen futbolun yönetiminin ve yargısının özerkliğine vurulmuş bir darbe ve UEFA'nın ilke ve prensiplerinin inkarı mahiyetindedir. UEFA uzun yıllardır ulusal yargı organlarının futbolun yönetimine ve yargısına müdahalesine karşı ısrarlı bir direnç içindeyken sayın raportörün TFF Hukuk Organlarının konuya ilişkin kesin ve nihai kararlarını yok sayması asla kabul edilemez bir durumdur.
3.-Kaldı ki 16.Ağır Ceza Mahkemesi özel yetkili mahkeme olarak kurulmuş olup, futbol hukukunda her hangi bir uzmanlığı da bulunmamaktadır. Özel yetkili mahkemelerin yargılama usulleri, delil toplama ve değerlendirme yöntemleri ile savunma hakkına yönelik kısıtlamaları Avrupa Birliği ilerleme raporunda tartışma konusu yapılmış ve nihayetinde aynı düşünceyi paylaşan Yasa Koyucu tarafından hazırlanan yasa tahtında  özel yetkili mahkemelerin faaliyetine son verilmiştir.
Yine unutmamak gerekir ki olaya ilişkin olarak Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nde ne soruşturma ne de kovuşturma safhasında spor hukuku normlarına uygun  bir şike yargılaması  yapılmamıştır. Hatta yargılamadaki delil ikamesi dahi Özel Yetkili Mahkemeleri yetkili kılmak için spor hukuku normları dışındaki konulardan yapılmıştır.
Bu nedenledir ki rapora dayanak olan telefon konuşmalarının “yasak ağacın meyvesi de yasaktır” kuralı gereğince hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna ilişkin temyiz itirazlarımız mevcut olup, bu hususta da temyiz mahkemesi henüz kararını vermemiştir. Kaldı ki unutulmaması gereken bir diğer husus Özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nin de dayandığı yegane delil hukuki geçerliliği tartışılan iş bu telefon konuşma tapeleridir. Bir kez daha tekrarlarız ki İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi kararı henüz kesinleşmemiştir. Karara karşı yapılan temyiz başvurusunun temeli ise mahkemece karara dayanak olarak alınan delillerin hukuka aykırı nitelikte deliler olduğu yönündedir. Delillerin hukuka aykırı nitelikte olup olmadığı hususunda temyiz mahkemesi ise henüz kararını vermemiştir.
Mahkeme kararının  ve özellikle karara dayanak yapılan delillerin hukuka uygunluğu hususunda henüz temyiz mahkemesi tarafından da bir karar verilmediği olgusu göz önünde tutulduğunda hazırlanan rapor Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olup, rapora dayanak kararın bozulması ve delilerin hukuka aykırılığının tespiti halinde bu rapor ve rapora dayalı yapılan yargılama konusuz kalacaktır. Bu takdirde bu şekilde yapılan disiplin yargılamasının tazminat sorumluluğunu doğuracağı hususu tartışmasızıdır. Bu çerçevede kulüp olarak AİHM ne müracaat ve tazminat taleplerimizi saklı tutuyoruz.

Yukarıda açıklanan nedenler ile öncelikle TC Anayasası'nın 59.ncu maddesi ve UEFA'nın futbolun yönetimi ve yargısının özerkliğine ilişkin prensiplerine aykırı olarak hazırlanan rapora UEFA Disiplin Yargılaması'nda itibar edilmeyerek bu husustaki itirazlarımızın kabulü ile yeni bir rapor hazırlanmasını,
Eğer 16.Ağır Ceza Mahkemesi eliyle yapılan yargılamaya TC Anayasası'nın 59.ncı maddesi ve UEFA'nın futbolun yönetimi ve yargısının özerkliği ilkelerine rağmen itibar edilecek ise bu takdirde rapora dayanak teşkil eden 16.Ağır Ceza Mahkemesi kararının Yargıtay temyiz aşamasının geçirilerek, kesinleşmesinin BEKLENİLMESİNE karar verilerek, disiplin yargılaması sürecinin kararın kesinleşmesine kadar  ERTELENMESİNE,
Taleplerimizin kabul edilmemesi halinde ise disiplin yargılamasının kapsamının göz önünde bulundurularak tarafımıza etkin savunma hakkının kullandırılmasını teminen makul ek sürenin verilmesine, yargılamada adil yargılama prensibinin sağlanabilmesi için duruşma yapılmasına,
Karar verilmesini talep ederiz."

31 Mayıs 2012 Perşembe

Şekip Mosturoğlu'nun Yargılamasında Bağımsızlık, Tarafsızlık Sorunu


TFF Tahkim Kurulu, Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu'nun savunmasını aldı. Bilindiği üzere, PFDK, Şekip Mosturoğlu'na bir yıl hak mahrumiyeti vermişti.

TFF Tahkim Kurulu'nun Mosturoğlu'ndan savunma alması bazı çevrelerce eleştirildi. Eleştirinin temelinde, Mosturoğlu ile Tahkim Kurulu'nun bazı üyelerinin yakın ilişki içinde olması, özellikle Spor Hukuku Enstitüsü kaynaklı ilişki vardı.

Bu eleştirilere hak vermemek imkansız.

Tahkim Kurulu üyelerinin bazıları, Şekip Mosturoğlu ile aynı derneğin yöneticiliğini üstleniyorlar. Aralarında yakın ilişki var. Bu yakın ilişki, kurul üyelerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında şüphe uyandırıyor.

Söz konusu yakın ilişkinin yargılamaya olası etkisi hakkında spekülasyon yaratılabilir. Farklı görüşler ileri sürülebilir.

Ne var ki, Tahkim Kurulu başkanı Avukat Engin Tuzcuoğlu ile Şekip Mosturoğlu arasındaki ilişki basit bir şüpheden öte anlam taşıyor.

Hatırlanacağı üzere, Spor Hukuku Enstitüsü Derneği adına Avukat Kısmet Erkiner ve Avukat Engin Tuzcuoğlu, Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu’nun avukatına hitaben bir mütalaa (görüş) kaleme aldılar. Ve bu mütalaada (özetle) Emenike’nin F.Bahçe’ye transferinde bir transfer şikesinden bahsedilemeyeceğini ifade ettiler. Bu mütalaa şike davasının görüldüğü Ağır Ceza Mahkemesi'ne verildi.

Avukat Engin Tuzcuoğlu, mütalaa verdiği bir olayla ilgili karar verecek hakem haline geldi. Lehine mütalaa verdiği birini yargılayacak hakemin mütalaasının aksine hüküm vermesi pek mümkün değil.

Bu konuda çok detaya girmek istemiyorum. Avukat Engin Tuzcuoğlu'nun mütalaa verdiği, açıkça görüş belirttiği bir dosya ile ilgili yargılamaya katılması bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine aykırıdır. Tuzcuoğlu'nun hem TFF Tahkim Kurulu Talimatı hem de Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince şike ile ilgili davalarda hakemlikten çekilmesi gerekir.

Bazı hukukçular TFF Etik Kurulu, Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu'nda görev alan Spor Hukuku Enstitüsü üyelerinin istifa etmeleri gerektiğini iddia ediyorlar.

Bu görüşe katılmıyorum.

Spor Hukuku Enstitüsü Derneği'ne üyelik tek başına istifa sebebi olamaz. Bununla birlikte, medyada yorum yapan, çeşitli ortamlarda görüşünü açıklayan, sürecin içinde aktif rol alan hukukçuların şike ile ilgili yargılamaya katılmamaları gerekir.

TFF Tahkim Kurulu'nun bu akşam, en geç yarın akşam şike ile ilgili kararlarını açıklaması bekleniyor. Av. Engin Tuzcuoğlu başta olmak üzere, şike sürecinde aktif rol alan üyelerin karardaki imzaları bu kararların hukuka uygunluğunu sorgulatacak.

Anayasa'da Tahkim Kurulu kararlarına karşı yargı organlarına başvurulamayacağı öngörülmüş olsa bile, Tahkim Kurulu'nun şike ile ilgili kararları sadece kararı veren üyelerin niteliğinden yola çıkılarak kamu düzenine açık aykırılık sebebiyle devlet yargısına götürülmeye çalışılacaktır.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Taraf Gazetesi, Etik Kurulu'nun İki Raporunu Yayınladı

TFF Etik Kurulu'nun heyecanla beklenen iki raporu Taraf gazetesinde yayınlandı.

Raporların linkleri:

8 Mayıs 2012 Salı

Uğur Meleke'nin 5N1K'da Yaptığı Açıklamalar

Türkiye'nin saygın spor yazarlarından Uğur Meleke, dün akşam katıldığı 5N1K'da önemli tespit ve iddialar paylaştı.

Meleke'nin sözlerinin ciddiye alınması lazım.


7 Mayıs 2012 Pazartesi

Aziz Yıldırım'dan Açıklama

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün resmi sitesinde Aziz Yıldırım'ın açıklaması yayınlandı.

Açıklama aşağıdaki gibidir:

"Türk futbolunun içerisinde bulunduğu kaygı verici durum kamuoyunun malumudur. Gelinen bu noktanın yegane sorumluları, cesaret ve kararlılığın ötesinde "dışarıda olmalarına rağmen bizlerden daha tutuklu ve daha esaret altında olan Futbol yöneticileridir."

Sürecin başından beri işaret ettiğim ve sıklıkla gündeme getirdiğim "Fenerbahçe Operasyonu" nihayet sona yaklaşmıştır.

Fenerbahçe’nin kazandığı günün, gece yarısı karanlıklarına sıkıştırılan planlı kararlar, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının haklılığını bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Hukukun gücü yerine gücün hukukunu uygulamaya kalkanlar sipariş kararlarla 58. Maddeyi değiştirmiş, başından beri haykırdığımız üzere "kulüple başkan ve yöneticilerini", "kulüple taraftarını" ayırarak "böl ve yönet" prensibini hayata geçirme hedeflerini açıkça gözler önüne sermişlerdir.

Kamuoyu bilmelidir ki;
Fenerbahçe Spor Kulübü ile Başkanı, taraftarı ve yönetimi ayrılmaz bir bütündür.

Fenerbahçe taraftarına ve Fenerbahçe çoğunluğuna hoş görünmek adı altında kulübü mesnetsiz bir şekilde yöneticilerinden ayırmaya kalkışanlar,

birkaç yöneticimizi günah keçisi ilan edip, olmayan suçlardan cezalandırma yolunu seçenler,

Fenerbahçe Başkanını susturmak için Aziz Yıldırım’a sus payı verebileceğini düşünenler ve bütün bunların yanında "haklı-haksız" ayrımı yapmadan tüm kulüplerimizi ceza kurullarına sevk ederek Fenerbahçe ile diğer kulüpleri düşman etmeye, futbolu yangın yerine çevirmeye kalkışanlar tarafımızdan gereken cevabı en sert şekilde alacaklardır.

Fenerbahçe ve tüm spor kamuoyu bilmelidir ki; adı geçen tüm yöneticiler "kendileri istedikleri sürece yeni dönemde de Fenerbahçe’de görev alacaklardır."

Ve yine kamuoyu bilmelidir ki; Aziz Yıldırım duruşmada da açıkladığı üzere "Fenerbahçe için ödenecek her türlü bedeli tek başına ödemeye hazırdır."

Ancak kulüplerin temiz olduğuna karar verip, bu kulübün başkan ve yöneticilerini suçlamaya kalkmak, planlı bir operasyon ötesinde açık bir "hukuk cinayetidir". Bağımsız mahkemelere gelen ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tertemiz olduğunu gösteren raporları hiçe sayarak kararlarına gerekçe dahi gösteremeyenler, Fenerbahçe’yi kayırma rolünü üstlenme gibi bir hadsizliğe kalkışamazlar.

Aynı şekilde gerekli görülmediği için şahsi hesapları inceleme altına dahi alınmayan ve tüm tasarrufları belgelere dayanan yöneticilerimizi suçlayarak dolaylı olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nü zan altında bırakmak kimsenin uhdesine terk edilemez ve edilmiş de değildir.

Spor ailesinden olmadığı için yargılayamadıkları, hatta ifadelerini dahi alamadıkları spor ailesi dışındaki 3. kişilerin eylem ve tasarruflarını, kulübümüze ve yöneticilerimize izafe edenler, bu keyfi kararların sorumluluklarını da bilmelidirler.

"Şike ve Teşvik" suçunun unsurları olarak talimat ve yasaların aradığı ve "suç işlemeye elverişli" şahıslar olarak tanımladığı kişilerin eylemlerine bizzat tesadüf edilmeden, yani "suç ve eylem sübuta ermeden", "teşebbüs" eyyamıyla karara bağlayanlar bu dosyanın gerçek sanıklarıdır.

Unutulmamalıdır ki; "şüphe" adı altında Ceza Kurullarına sevk edilen yöneticilerimizin cezalandırılması için, bu "şüphe"yi hangi delil ve inandırıcı kanıtlarla karar niteliğine taşındığını ispat edemeyenler bir takım oluşumların medyadaki tetikçilerine şirin gözükmek içn karara bağlayanlar, yargı önünde bizler kadar eşittir ve öyle de olacaktır.

Fenerbahçe çınarının bir yaprağı bile, yaratılan futbol sonbaharında süpürülüp savrulmayacaktır. Fenerbahçe’nin her yerde her branşta ve özellikle göz diktikleri Fenerbahçe Futbol Takımının şampiyonluğunu engellemek için sahaya yansıtılan tüm çirkinlikler ve kirli oyunlar dün itibariyle artık tüm kamuoyunun malumu olmuştur.

Fenerbahçe taraftarına reva görülen uygulamalar "vatan hainlerine" bile gösterilmeyen sertliktedir. Ufukta görülen, Fenerbahçe’nin tutuklu olmayan yönetici ve hukukçularının aynı oyun ve tehditlerle karşı karşıya olduklarıdır.

Ama bilinmelidir ki; Fenerbahçe bir bütün olarak "her şeyin farkındadır" ve "her zamankinden daha güçlüdür."

Ancak Fenerbahçe’ye ve Fenerbahçeliye karşı yürütülen bu linç kampanyasını yürütenler unutmamalıdır ki, sabrımızın da bir sınırı vardır.

Ve tüm spor kamuoyu bilmelidir ki;

Fenerbahçe yönetimi bu adil olmayan düzende ve aynı uygulamaların devamı halinde Fenerbahçe Futbol takımını "Yarışmaktan alıkoymak" kararı da dahil olmak üzere bir takım yaptırım ve kararları kongre sonrası genel kuruluna götürmekten kaçınmayacak olgunluk ve kararlılıktadır.

Sporda verilebilecek en ağır cezanın "alkıştan mahrum bırakmak" olduğunu bilen bir spor adamı olarak kim olursa olsun Lig şampiyonunu şimdiden alkışlıyor ve her iki takımımızı da Şampiyon saygınlığı ile selamlıyorum.

Tüm Fenerbahçe taraftarına güzel ve güneşli günler göreceklerine inanmaları isteğimle sevgilerimi ve hasretlerimi sunuyorum…

Aziz YILDIRIM
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı

4 Mayıs 2012 Cuma

Karşılaştırmalı Hukukta Şikenin Ceza Hukuku Boyutu

Trabzon Barosu Spor Hukuku Komisyonu "Avrupa Ülkelerinde Şike Uygulamaları" çalışması başlatmış. Baronun Internet sitesinde yayınlanan ilk iki rapor İtalya Futbol Federasyonu ve Fransa'nın Toulouse Barosu'ndan gelmiş.

Anladığım kadarıyla, Komisyon Avrupa'daki barolara ve futbol federasyonlarına tek tek yazı göndermiş. Bu talebe kaç baro ve federasyonun cevap verir bilinmez.

Oysa Avrupa Konseyi (Council of Europe) ve Avrupa Komisyonu (European Commission) şikenin ceza hukuku boyutu ile ilgili kapsamlı raporlar yayınladı.

Avrupa Konseyi'nin raporu (Feasibility study on criminal law on Promotion of the integrity of sport against manipulation of results, notably match-fixing), Avrupa Birliği'nin raporu kadar kapsamlı değil. Üstelik Avrupa Konseyi'nin yayınladığı raporda 6222 sayılı Kanun'daki değişiklikler yer almıyor. Avrupa Birliği'nin raporu (Match-fixing in sport - A mapping of criminal law provisions in EU 27)ise örnek olaylar, davalar ve federasyon kararları ile zenginleştirilmiş.

Avrupa Konseyi raporunda, Avrupa Birliği üyesi olmayan Rusya Federasyonu'nun mevzuatı da açıklanmış.

6222 sayılı Kanun'da şike için öngörülen 4 ila 12 yıl arası hapis cezasını azaltan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu raporları dikkate alıp yeni bir düzenleme getirirler mi bilinmez.

3 Mayıs 2012 Perşembe

"Memleket Meselesi" Programında Şike Tartışıldı


A Haber kanalında yayınlanan "Memleket Meselesi" programında Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi İlhan Ekşioğlu'nun avukatı Prof. Dr. Ersan Şen ve Trabzonsporlu hukukçu Atilla Dilaver şike soruşturmasını tartıştılar.

Program sadece zaman kaybıydı. Taraflar asıl konunun etrafında dolaştılar. Sayın Şen, söylemini müvekkilinin savunması üzerine kurarken; Sayın Dilaver iddianame ve tanık ifadeleri ile kısıtlı konuştu. Oysa TFF'nin 30 Nisan kararları üzerinde durulması beklenirdi.

Sayın Dilaver'in Spor Hukuku Enstitüsü Derneği hakkındaki iddiaları ise çok çarpıcıydı. Trabzonspor ve Galatasaray taraftarları derneğin şike soruşturmasına etkisini tartışmaya başladılar. Ana medya bu tepkileri yansıtmıyor ancak dernek sosyal medyada çok sert eleştiriliyor.

1 Mayıs 2012 Salı

Şikede "Sahaya Yansıma" Kriteri

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Yıldırım Demirören, dün yaptığı basın açıklamasında "talimatlarla korunması hedeflenen temel değerlerin doğrudan zarar görmediğinin ortaya çıktığınıı, futbolu futbol yapan değerlere müdahale çabalarının, bu değerlere zarar verecek noktaya ulaşmadıklarını" belirtti.

Birkaç aydır "şikenin sahaya yansıması" kriterini tartışıyoruz. Türkiye'de sözü dinlenen bazı hukukçular şikenin ancak hakem ve gözlemci raporlarında yer alması durumunda cezalandırılabileceğini iddia ediyorlar. Şikeden ötürü ceza alması muhtemel kulüpler de bu teoriyi destekliyor.

Bu kriter hukuka uygun değildir.

Şike suçunun unsurlarını açıklamadan, hukuki gerekçeler ileri sürmeden önce, ilgili kriterin uygulanamaz olduğunu iddia edebiliriz.

Profesyonel sporda şikenin sahada açıkça anlaşılacağını, şike taraflarının göz göre göre şike yapacaklarını ileri sürmek mümkün değildir.

Şikenin sadece spor sahasında, seyircilerin önünde gerçekleşeceğini düşünenler ya şikenin ne olduğunu bilmiyorlar ya da şikenin cezalandırılmamasını istiyorlar.

Hiçbir profesyonel sporcu göz göre göre şike yapmaz. "Basit hatalar", "olmadık hatalar", "düşüncesiz hareketler", "stres sebebiyle yapılan yanlışlar", "sinirle yapılan hareketler" görülebilir. Ancak bunların şike olarak değerlendirilmesi çok zordur.

PFDK ve Tahkim Kurulu açık farkla biten maçların ardından sadece maç sonucuna bakarak şike yapıldığına hükmetmiştir. Alışılmışın dışında, genel performansının altında oynayıp maçı farklı kaybeden kulübün şike yaptığı kabul edilebilir. Bu örnek dışında, yanlışlıkla gol yemek, sinirli davranış sonucu kart görmek, yanlış yere pas atmak, şut kaçırmak gibi futbol sahasında her zaman gerçekleşebilecek hareketleri şike olarak değerlendirmek çok güçtür. Hakemin, gözlemcinin şikeden şüphelenmesi çok zordur.

Şikeyi hakemin yapması durumunda ise yanlış kararların şike olarak nitelendirilmesi kolay olmayacaktır. Hakemin şike yaptığının ispatlanması gerekir. Bu da ancak saha dışı delillerle mümkün olacaktır.

Şikenin sahada yapılması da gerekmez. Kulüp yöneticisi, teknik ekip üyesi veya sporcu maçtan önce gizlice maç kadrosunu açıklayabilir. Bir masör, masaj yapmak yerine bir veya birkaç sporcuyu sakatlayabilir. Bir sporcu antrenmanda takım arkadaşını sakatlayabilir. Teknik direktör, sporcuyu kadroya almayabilir. Bu davranışlar da şike olarak kabul edilebilir. Zira bu davranışlarla maçın sonucuna etki edilmek istenmektedir.
Sahaya yansıma kriterini kabul ettiğimiz zaman, şikeye teşebbüs neredeyse mümkün olmayacaktır. Teşebbüsün sahada tespiti neredeyse imkansızdır.

Şikenin sahada açıkça anlaşılması bir nebze mümkün olsa bile teşvik primi verildiği nasıl rapor konusu olacaktır? Sporcunun rakiplerine karşı iyi oynaması, terinin son damlasına kadar mücadele etmesi beklenir. Hakem ve gözlemci raporunda sporcunun iyi oynadığını mı rapor edecektir? Böyle bir iddia komik değil, saçma olacaktır.

Futbol camiasının öneml, isimleri de şikenin ve teşvik priminin ispatının çok zor olduğunu, hakem ve gözlemci raporlarına bakmanın yanlış olacağını belirtmişlerdir. 2005 yılında Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'nun Raporu'nda aşağıdaki ifadeler yer almıştır:

Ali Şen (Eski Fenerbahçe Başkanı) "Şikenin, hayatın her alanında olduğunu, şikeyi kimsenin ispat edemeyeceğini, topu elinden kaçıran kaleciye, eğer sezon başı ise, acemi, sezon sonu ise, şike yaptı denildiğini, Türk futbolundaki şikenin diğer ülkelerinkinden daha fazla olmadığını, şikeyi ispat edecek hiçbir otorite olmadığını",
Atay Aktuğ (Trabzonspor Başkanı) "Şike iddialarında, hakem veya gözlemci kanaatine göre hareket edilmesinin uygun olmadığını",
Fethiyespor Kulübü Başkanlığı "Türkiye’de şike ve teşvik priminin varlığına inandıklarını, bu tür olayların belgesini bulmanın ve ispatlamanın mümkün olmadığını",
İlhan Cavcav (Gençlerbirliğispor Kulübü Başkanı) "Teşvik primi verilmesi ve hatır şikesi hususlarının, geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettiğini, kimsenin teşvik primi yok diyemeyeceğini, yönetici, teknik direktör, futbolcu herkesin bu işin içinde olduğunu, Türkiye Şampiyonu olan takıma UEFA’nın 6 trilyon gibi bir para verdiğini, bir takımın 6 trilyon için 500 milyar teşvik primini kolaylıkla verebileceğini, ancak bu hususları ispat etmenin çok zor olduğunu",
Ahmet Çakar (Eski hakem) "Hakemin, teşvik primini sahada ispat edemeyeceğini, çünkü teşvik primi alanların aslanlar gibi mücadele edeceğini, bir takıma sen niye aslanlar gibi mücadele ediyorsun denilemeyeceğini, Ersun Yanal’ın evinde teşvik primi alan futbolcuların imzalı kağıdının olduğunu, para dağıtımı esnasında hangi futbolcunun ne kadar para aldığına dair imzalı belge olduğunu, Ersun Yanal’a sorulduğunda belki o belgeyi yakacağını ya da yok diyeceğini, Türkiye’de teşvik priminin olduğunu, Avrupa da da bir çok maçta teşvik olduğunu, kara parayla mücadele veya nereden buldun kanununun Türkiye’de bir Amerika’daki kadar çok sert olarak yerleşmediği sürece bu olayların ispatlanamayacağını düşündüğünü, Teşvik priminin polisiye önlemlerle engellenemeyeceğini, tamamıyla sportif önlemlerle engellenebileceğini"

ileri sürmüşlerdir.

Meclis Araştırma Komisyonu ise raporunun "Şike Suçuna ve Şikenin İspatına İlişkin Olarak Yapılacak Düzenlemeler" başlıklı bölümünde aşağıdaki tespit ve önerilerde bulunmuştur:
"Komisyon çalışmaları sonucunda elde edilen bilgi, bulgu ve alınan beyanlardan şikenin ispatına yönelik delil elde etmenin neredeyse imkansız derecede olduğu görülmüştür.
Sporda yaşanan şike iddialarında en önemli sorunun ispat sorunu olduğu, kamuoyunda konuşulan bazı iddiaların müeyyidesiz kaldığı, eldeki mevcut kanuni imkanlarla ispat hukuku açısından anılan konularda ispat kolaylığı sağlanması ve bunun sonucunda gerekenin yapılabilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan ve ispat müesseseleri olan “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma” başlıklı 134 üncü, “İletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması” başlıklı 135 inci, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138 inci, “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139 uncu ve “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140 ıncı maddelerinde yer alan hukuki müesseselerden yararlanmak için gerekli yasal değişikliklerin yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Bunun gerçekleşmesi halinde, delil olmaması nedeniyle müeyyidesiz kalan eylemlerin gerekli müeyyidelerle karşılanmasının temin edileceği, bu müesseselerin Türk sporu üzerinde varlığı iddia edilen gölgelerin kaldırılmasına da yardımcı olacağı değerlendirilmektedir."

Görüldüğü üzere, henüz 2005 yılında şike ve teşvik priminin hakem ve gözlemci raporlarıyla ispatlanmasının mümkün olmadığı futbol ailesi tarafından dile getirilmiştir. Ancak bugün bazı kulüplerin ceza almasını önlemek için “şikenin hakem ve gözlemci raporunda yer alması” kriteri öngörülmüştür. Bu kriterin önemli hukukçular tarafından kabul edilmesi de kaygı vericidir.

Şike soruşturması kapsamında şike anlaşmalarının varlığı ispatlanmışsa, anlaşmanın taraflarına şikeden ötürü ceza verilmelidir. Kulüpleri temsil yetkisi bulunan kimseler ve yöneticiler şike anlaşmasının tarafı olmuşlarsa, kulüplere küme düşme cezası verilmelidir. Aksini iddia etmek hukuku yok saymak olacaktır.

10 Ocak 2012 Salı

SPK'dan Şike Süreci Açıklaması

Sermaye Piyasası Kurulu, milletvekili Muharrem İnce'nin şike soruşturması sürecinde sermaye piyasasındaki gelişmeler hakkında verdiği soru önergesine yanıt olarak TBMM'ye yazı gönderdi.




27 Temmuz 2011 Çarşamba

CHP Milletvekilleri Şike Soruşturması ile İlgili Meclis Araştırması İstedi

CHP milletvekilleri, şike soruşturmasının siyasi amaçlarla yapıldığını ve ucu açık bir sürece girildiğini iddia ediyorlar.

CHPliler şike soruşturması hakkında Meclis Araştırması açılmasını istediler.