17 Kasım 2014 Pazartesi

TSYD'den açıklama: "Sabrımız Kalmadı"

TSYD, Türkiye-Kazakistan maçından önce ve sonra gerçekleşen olaylarla ilgili aşağıdaki açıklamayı paylaştı:

"16 Kasım 2014 Pazar günü TT Arena Stadı’nda oynanan Türkiye-Kazakistan EURO 2016 Grup Eleme maçı sonrası yaşanan olaylar, Türk Sporunun bir “Kara gecesine” daha, imza atmıştır.
Nerden geldikleri belli olmayan, kendilerini “koruma” diye tanıtan; ama buna rağmen akreditasyon kartları bulunmayan 7 kişinin, görevleri sadece haber peşinde koşan meslektaşlarımıza hunharca saldırmaları, darp etmeleri, öldüresiye teşebbüste bulunmaları asla ve asla affedilemeyecek ve mutlaka cezasını bulması gereken çirkin bir olay olarak tarihe geçmiştir.
Bilinmelidir ki; son zamanlarda, basın mensuplarını azarlamayı, antrenman sahalarına almamayı, tribünlere sokmamayı marifet sayan zihniyetlerin yol açtığı bu tip olaylar, kendilerini sadece deklanşör, görüntü ve haberleriyle savunan meslektaşlarımızı, asla yıldıramayacaktır.
Sınırlarımızı ve sinirlerimizi zorlayan her türlü davranışın karşısında Türk Spor Basını, her zaman kenetlenmiş ve birlik ve beraberlik içinde olacaktır.
Dün arkadaşlarımıza atılan o tekmeler, yumruklar o darp edilmeler, öldüresiye hamleler, sadece Metin Karabaş’a, Saycan Sayım’a, Gökhan Kılınçer’e, Murat Akbaş’a, Uğraş Özyurt’a değil, Spor Basınına yapılmış en terbiyesiz, en adi, en çirkin saldırıdır.
Bu olayların faillerinden 8 kişi,  Emniyet Birimleri ile yapılan görüşmeler sonunda, gözaltına alınmış, haklarında gerekli işlemler başlatılmıştır.
Kazakistan maçının öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylar, öyle bildiri ve kınama ile geçiştirilecek bir hadise değildir.

NEREYE GİDİYORUZ ?

Günden güne ülke futbolu küçülüyor, meşin yuvarlağa bakış ise kin ve nefret tohumları ile özdeşleşiyor sanki.
Düşünün hayati bir maça çıkan Milli Takımımızın kalecisi Volkan Demirel, bir grup taraftarın iğrenç tezahüratları ile çileden çıkıyor. Hatta bu protestonun ilerlemesi nedeniyle stattan da ayrılıyor.
Milli Takıma seçilmek kadar, formasını giymek kutsal bir görevdir. Orada her kim ne olursa olsun, Ay-Yıldız’ı temsil etmektedir.
Bu nedenle futbolculara yapılan küfürlü tezahürat, ülkeye ihanettir. Protestonun çeşitli tarzı vardır. Ve ne yazık ki her geçen dakika erozyona uğrayan, cehaletini aynı felsefeyi taşıyan arkadaşlarıyla cesarete dönüştüren, düşünce özgürlüğünü ayaklar altına alan bir sürü baldırı çıplak, hem Volkan Demirel’e, hem de bu ülkeye ihanet edecek kadar ileri gitmiştir.
“Ne Mutlu Türk’üm” diyebilecek kadar cesaretiniz varsa, çıkaracağınız günah da, o denli acımızı hafifletecektir.
Volkan Demirel orada sizi bekliyor. Haydi koşun ona, bir özür dileyin.
Volkan Demirel’in karşı karşıya kaldığı bu pespaye, bu hiçbir tavır ve davranışla biçimlendirilemeyecek olayın daha üstü açık iken, karşılaşma sonrası meslektaşlarımızın uğradığı saldırı ise, artık güvenlik denilen bir mekanizmanın ayaklar altına alındığı bir vahşete bürünmüştür. Yerde yatan bir meslektaşımızın kafasını tekmeleyen insanlar, ne polis, ne özel güvenlikçi, ne taraftar her kim olursa olsun, terör odaklı birer militandır.
Bunları kınamıyoruz. Bu zavallıları bu ülkenin Adalet dağıtıcıların ellerinde nasıl bir cezaya çarptırıldıklarını görmek istiyoruz.

ARTIK YETER !
Her fırsatta hedef gösterilen meslektaşlarımızın böylesine bir saldırının ortasında kalıp halen yaşamlarını sağ olarak sürdürebilmeleri ise, onların birer şansından başka bir şey değildir.
Kınıyoruz olmuyor.
Bildiri yayınlıyoruz olmuyor.
Sayın Cumhurbaşkanı
Sayın TBMM Başkanı
Sayın Başbakan
Sayın Bakanlar
Sayın Milletvekilleri
Söyler misiniz biz ne yapacağız?
Söyler misiniz, bu işin sonu nereye varacak?
Söyler misiniz can güvenliğimiz konusunda başvuracağımız yeni mercilerin adresi var mıdır?
Var mı bir çözüm öneriniz?
76 milyonda birkaç bin kişi maça gittiği ey koca ülkem!
Futbolda düştüğün duruma bak.
Kan gövdeyi götürüyor.
Artık, her olayların odağında olan, futbolumuzu çirkinleştiren, dostluk rüzgarlarını estirmeyen bazı sporcuların, kollanıp korunmasını istemiyoruz…
Huzura en ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, spor sahalarını kendi çıkarları için kamufle edenler, her çirkin olay gibi, bir gün oklar kendilerine döndüklerinde, sakın ola ki, basından medet ummasınlar…
Türkiye Spor Yazarları Derneği Genel Merkezi, dün olduğu gibi, yarınlarda da asla yaşamak istemediğimiz meslektaşlarımıza reva görülen bu tip çirkin davranışların, her zaman karşısında olacak ve asla bu olaylara sebebiyet verenlerin peşini, kanunlar çevresinde her platformda arayacak ve bırakmayacaktır.

Saygı ile duyurulur.

TÜRKİYE SPOR YAZARLARI DERNEĞİ
GENEL MERKEZ YÖNETİM KURULU"

13 Kasım 2014 Perşembe

Tayfun Bayındır Yanılıyor

Bugün TRT'de yayınlanan "Manşetlerde Spor" programına denk geldim. Birkaç gün önceye kadar Uğur Meleke'nin oturduğu koltukta bugün Tayfun Bayındır oturuyordu.

Hatırlanacağı üzere, Uğur Meleke, geçen hafta Beşiktaş, Fikret Orman, Fenerbahçe, Aziz Yıldırım, Emre Belözoğlu, Galatasaray, TFF, milli takım hakkında çok sert eleştiriler getirmiş ve TRT ile yolları ayrılmıştı.

Tayfun Bayındır'ın futbolla ilgili görüşleri tartışılır. Brezilya maçı ile ilgili esaslı eleştiriler dile getiremedi.

Futbolu bir kenara koyalım! Bayındır hukuki konulara da değindi ve  fahiş hata yaptı.

Bayındır, Fatih Terim'in ligimizde oynayan üç yabancı oyuncuyu devşirmek istediğini, ancak sistemin buna izin vermediğini savundu. Bayındır, bir yabancının Türk vatandaşı olması için, Türkiye'de en az beş sene ikamet etmesi gerektiğini; Terim'in istediği üç oyuncunun bu şartı sağlamadığını ve devşirmenin gerçekleşemediğini söyledi.

Bayındır, mevzuatı eksik biliyor. Bayındır sadece genel şartları okumuş. İstisna hükmünü gözden kaçırmış.

Türk Vatandaşlığı Kanunu'na göre, kural olarak, bir yabancının Türk vatandaşlığını kazanabilmesi için aşağıdaki şartlar aranır:
a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak,
b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye'de kesintisiz beş yıl ikamet etmek,
c) Türkiye'de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,
ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,
d) İyi ahlak sahibi olmak,
e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,
f) Türkiye'de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak,
g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak.

Bununla birlikte, kanun, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Bakanlığın teklifi, Bakanlar Kurulunun kararı ile sportif alanda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler Türk vatandaşlığı kazanabileceğini öngörmektedir.

Spor alanındaki devşirmeler çok kolay gerçekleşmektedir. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın teklifi ile sporcular kısa süre içinde Türk vatandaşlığını kazanmaktadır. Sporcuların kesintisiz beş yıl ikamet etmek, yeteri kadar Türkçe konuşabilmek gibi şartları yerine getirmesi aranmamaktadır.

Güvener, en kısa zamanda hatasını TRT ekranlarında düzeltmelidir.

10 Kasım 2014 Pazartesi

Tahkim Kurulu, Gökhan Töre ile ilgili İtirazı Reddetti

TFF Tahkim Kurulu, Beşiktaş A.Ş.'nin Gökhan Töre ile ilgili itirazını "yargılamanın yenilenmesi" şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle reddettti.

PFDK eski üyesi Yusuf Reha Alp, bu kararı eleştirmiş: http://www.sabah.com.tr/spor/futbol/2014/11/10/besiktasta-radikal-rotasyon#

Alp'in iddiası ilginç. Sanki yeniden yargılama mümkün olabilir gibi beyanda bulunmuş.

Kanımca şike sürecine ilişkin yeniden yargılama söz konusu olamaz. Gerekçelerini yazmıştım. Çok küçük bir ihtimal olmakla birlikte, kararı veren PFDK üyeleri ile yargılanan kulüpler arasındaki ilişkiye dayanılabilir.

Şike süreci bir yana, TFF Tahkim Kurulu'nun yeniden yargılama koşullarına ilişkin tartışmalı kararı aşağıdaki gibidir:

"1- E.2014/239,K.2014/244
Beşiktaş A.Ş.'nin, futbolcusu Gökhan Töre ile ilgili 09.11.2014 tarihli dilekçesi okundu. Başvurunun, Kurulumuzun 01.11.2014 tarihli ve E.2014/239, K.2014/244 K. sayılı kararına karşı yargılamanın iadesi ve uygulamanın durdurulması talebi mahiyetinde olduğu, gerekli harcın yatırıldığı görüldü. Başvurucunun, dayandığı müsabakaya ilişkin belge ve kayıtlar ile tüm dosya üzerinde yapılan müzakere neticesinde;


Yargılamanın yenilenmesi (disiplin yargılamasının iadesi), Futbol Disiplin Talimatı'nın 91. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir:


"Disiplin Kurullarının, kesinleşen bir kararında dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları veya kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı veya kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı takdirde; ilgili kişi veya kulüpler ile soruşturma merciileri, kararı veren Disiplin Kurulu'ndan yargılamanın iadesini talep edebilirler. Bu talep üzerine ilgili Disiplin Kurulu, inceleme sonucuna göre, önceki kararın değiştirilmesine yer olmadığına karar verebileceği gibi yeni bir karar da verebilir."
Görüldüğü üzere FDT'de, yargılamanın yenilenebilmesi için 3 tahdidi neden sayılmış; sadece bu hallerin varlığı halinde yargılamanın yenilenebileceği belirtilmiştir. Olağanüstü bir yargı olan yargılamanın yenilenmesinde, kurulan hükmün sakatlığı ancak, hükme esas delillerle aynı kuvvette bir delil eşliğinde ileri sürüldüğünde dikkate alınabilir.


Yargılama konusu "hakaret" eylemi, müsabaka görevlilerinin raporlarında yer almış olup bu aşamadan sonra yapılacak tartışmada öncelikle, FDT'nin 76.maddesi dikkate alınarak sunulan tüm delillerin kuvveti belirlenmelidir. FDT'nin 76/I. maddesine göre "Müsabaka görevlilerinin raporlarında bulunan hususlar aksi ispat edilmediği sürece doğru kabul edilir". Söz konusu hükümden açıkça anlaşıldığı üzere, müsabaka görevlilerinin raporlarında bulunan belirlemeler karine olarak doğru kabul edilmekte, ancak bu karinenin aksinin ispat edilmesine imkân verilerek ispat yükü ise faile yüklenmektedir. Buna göre, futbol disiplin hukukunda, müsabaka görevlilerinin raporlarının, aksi ispat edilmediği sürece,atılı eylemin ispatı ve fail hakkında ceza tayini için tek başına yeterli delil olarak kabul edildiği söylenmelidir. Futbol yargısında, işlediği disiplin ihlali müsabaka görevlerinin raporunda yazılı olan taraf, raporun aksini FDT'nin "Deliller" başlıklı 75. maddesi ve "Disiplin Yargılaması" başlıklı 85.maddesinin 3'ncü fıkrası uyarınca ancak futbol yargısında kabul edilen deliller (müsabaka görevlilerinin raporları, tarafların ve tanıkların beyanları, maddi deliller, uzman görüşleri ve ses ya da video kayıtları), diğer bir deyişle en az müsabaka görevlilerinin raporları kadar kuvvetli deliller vasıtasıyla ispat etme imkânına sahiptir. Ancak bu noktada, adli yargıda olduğu gibi futbol yargısında da, delillerin kuvveti yönünden bir değerlendirme, kuvvet derecelendirmesi yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere, usul hukukunda yazılı delil karşısında tanık deliline itibar edilmez. Buna karşılık, bir hareketten/eylemden ibaret (şiddetli hareket, sportmenliğe aykırı hareket, tükürme, saldırı gibi) maddi bir fiilin ispatında görsel kayıtlar, yazılı ya da sözlü bir delil karşısında daha kuvvetli ve yeterli bir delil olarak kabul edilir. Bu çerçevede futbol ispat hukukunda da; tamamen maddi bir fiilden ibaret bir disiplin ihlali karşısında, görsel kayıtlarla müsabaka görevlilerinin raporlarının aksinin ispatının mümkün olduğu, buna karşılık sözlü bir ihlal karşısında müsabaka görevlilerinin raporlarının tanık delilinden daha kıymetli olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Hal böyle olmakla birlikte, müsabaka görevlilerinin raporlarında geçen sözlü bir disiplin ihlalinin aksinin, teknik ve hukuki olarak sıhhatinden şüphe edilemeyecek bir ses kaydı ile ispatına imkân tanınmalıdır.


Kulüp, gerek esas yargılamada gerekse yargılamanın yenilenmesi talebinde yeni bir delil sunmadığı gibi, gerekçe gösterdiği olaya dair futbol yargı kurullarındaki bir yargılama veya bu yargı kurullarının bir hükmünden de bahsetmemektedir.Başvuruda müsabaka hakeminin takdir alanı ve yetkisi ile disiplin yargısının başlayacağı zaman ve yer dikkate alınmamış olup müsabaka görevlilerinin raporunda yer almayan, takdir alanı içinde kalan ve bu suretle disiplin mercilerinin yargı yetkisine dâhil olmayan bir olayın, yargılamanın yenilenmesine esas alınması mümkün değildir. Böylece, Kurulumuza yapılan başvuruda, FDT'nin 91.maddesinde belirtilen;


a. Dayanılan delillerin gerçeğe aykırı oldukları,
b. Kararı etkileyecek yeni bir delilin meydana çıktığı,
c. Kararın yerine getirilmesi tamamlanmadan önce mevzuatta ilgililer lehine bir değişiklik yapıldığı,


hallerinden herhangi birinin gerçekleştiğini ispata yeter kuvvette delil sunulmadığı; dilekçede dayanılan beyan ve delillerin, yargılamanın yenilenmesine dayanak olamayacağı anlaşıldığından, Beşiktaş A.Ş.'nin, Gökhan Töre ile ilgili başvurusunun reddine; esas hakkında karar verildiğinden uygulamanın durdurulması talebinin reddine, oybirliği ile (K.2014/244 EK K.);

Karar verilmiştir.

Tahkim Kurulu"

9 Kasım 2014 Pazar

Tarihi Bir Dönüm Noktası: Birleşmiş Milletler Sporun Özerkliğini Tanıdı

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), Birleşmiş Milletler’in sporun özerkliğini tanıyan tarihi kararını büyük bir memnuniyetle karşıladı.

Birleşmiş Milletler’in 69’uncu genel kurul toplantısında oybirliği ile alınan kararda “BM, Olimpik Hareket’in lideri IOC’nin misyonu yanında, sporun bağımsızlığı ve özerkliğini destekler” ifadesi kullanıldı.

Birleşmiş Milletler kararı; eğitim, sağlık, gelişme ve barışa katkı sağlayan sporda uluslararası yarışmaların dostluk, karşılıklı anlayış ve her türlü ayırımcılığı reddederek birleştirici ve uzlaştırıcı şekilde düzenlenmesine saygı gösterilmesini talep etmek suretiyle boykotlara karşı çıkıyor.

IOC’nin Başkanı Thomas Bach, BM’in 2013 yılında yapılan genel kurulunda, sporun kendi evrensel hukukunu yaratan ilk sosyal alan olduğunu ve uygulanabilmesi için de özerk olması ve buna siyasetin saygı göstermesi gerektiğine işaret etmişti.

Birleşmiş Milletler kararını spor-siyaset ilişkilerinde ‘tarihi bir dönüm noktası’ olarak niteleyen Bach:“Siyasi kurumlarla, sporun özerkliğini tanıyan bu karar doğrultusunda işbirliğine gitmeliyiz. BM ve IOC arasında mevcut olan mükemmel ilişkiler, ulusal düzeyde Milli Olimpiyat Komitelerinin kendi hükümetleri ile sporun her şartta siyaseten tarafsız kalması bazında kuracakları ilişkilere örnek teşkil etmelidir” dedi.

Bach; IOC’ye bağlı 205 Milli Olimpiyat Komitesi başkanlarına gönderdiği yazıda, sporun özerkliğinin kendi ülkelerinde güçlendirilmesi ve siyasi otoriteler ile olan diyaloglarda sporun BM’in ‘2015 Sonrası Kalkınma Gündemi’ kapsamında değerlendirilmesini teşvik etmelerini istedi.

Birleşmiş Milletler'in söz konusu kararının herkesi tatmin etmediğini belirtmem lazım. Internet'te gördüğüm en sert eleştirilerden biri için bkz. https://sports.vice.com/article/the-olympic-committee-thinks-youre-stupid

3 Kasım 2014 Pazartesi

Yeni WADA Kodu ve Türkiye'nin Doping Siyaseti

"Yeni WADA Kody ve Türkiye'nin Doping Siyaseti" isimli yazım Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi Bülteni'nin Ekim 2014 sayısında yayınlandı: http://www.khas.edu.tr/cms/scm/dosyalar/files/SCM%20HB%2010.pdf

Sayfadan kaynaklanan sorunlar sebebiyle, linkler hata vermektedir.

Linkler dipnotlarının sırasıyla aşağıdaki gibidir:





Kısmet Erkiner'e Armağan Yayınlandı

İstanbul Barosu Spor Hukuku Komisyonu, İstanbul Barosu Dergileri içinde "Spor Hukuku Özel Sayısı" yayınlama kararı almıştı.
Yazılar toplanıp yayına gönderildikten kısa süre sonra, yayının niteliği bir anda değiştirildi ve özel sayı yerine "Kısmet Erkiner'e Armağan" başlıklı bir kitap yayınlandı.

2015 Yılı Programı'nda Spor

17/10/2014 Tarihli ve 29148 Sayılı Resmî Gazete’de Yayımlanan 30/9/2014 Tarihli ve 2014/6841 Sayılı 2015 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı Eki 2015 Yılı Programı 1 Kasım 2014 Tarihli ve 29162 Sayılı Resmî Gazete'nin Mükerrer sayısında yayınlandı.

Programın "Spor" bölümü programın 141 ilâ 143'üncü sayfaları arasında yayınlandı.

Sadece "Spor" başlığını okumak için bkz. http://goo.gl/9AIc8Z.