4 Mayıs 2012 Cuma

Karşılaştırmalı Hukukta Şikenin Ceza Hukuku Boyutu

Trabzon Barosu Spor Hukuku Komisyonu "Avrupa Ülkelerinde Şike Uygulamaları" çalışması başlatmış. Baronun Internet sitesinde yayınlanan ilk iki rapor İtalya Futbol Federasyonu ve Fransa'nın Toulouse Barosu'ndan gelmiş.

Anladığım kadarıyla, Komisyon Avrupa'daki barolara ve futbol federasyonlarına tek tek yazı göndermiş. Bu talebe kaç baro ve federasyonun cevap verir bilinmez.

Oysa Avrupa Konseyi (Council of Europe) ve Avrupa Komisyonu (European Commission) şikenin ceza hukuku boyutu ile ilgili kapsamlı raporlar yayınladı.

Avrupa Konseyi'nin raporu (Feasibility study on criminal law on Promotion of the integrity of sport against manipulation of results, notably match-fixing), Avrupa Birliği'nin raporu kadar kapsamlı değil. Üstelik Avrupa Konseyi'nin yayınladığı raporda 6222 sayılı Kanun'daki değişiklikler yer almıyor. Avrupa Birliği'nin raporu (Match-fixing in sport - A mapping of criminal law provisions in EU 27)ise örnek olaylar, davalar ve federasyon kararları ile zenginleştirilmiş.

Avrupa Konseyi raporunda, Avrupa Birliği üyesi olmayan Rusya Federasyonu'nun mevzuatı da açıklanmış.

6222 sayılı Kanun'da şike için öngörülen 4 ila 12 yıl arası hapis cezasını azaltan Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu raporları dikkate alıp yeni bir düzenleme getirirler mi bilinmez.

3 Mayıs 2012 Perşembe

"Memleket Meselesi" Programında Şike Tartışıldı


A Haber kanalında yayınlanan "Memleket Meselesi" programında Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi İlhan Ekşioğlu'nun avukatı Prof. Dr. Ersan Şen ve Trabzonsporlu hukukçu Atilla Dilaver şike soruşturmasını tartıştılar.

Program sadece zaman kaybıydı. Taraflar asıl konunun etrafında dolaştılar. Sayın Şen, söylemini müvekkilinin savunması üzerine kurarken; Sayın Dilaver iddianame ve tanık ifadeleri ile kısıtlı konuştu. Oysa TFF'nin 30 Nisan kararları üzerinde durulması beklenirdi.

Sayın Dilaver'in Spor Hukuku Enstitüsü Derneği hakkındaki iddiaları ise çok çarpıcıydı. Trabzonspor ve Galatasaray taraftarları derneğin şike soruşturmasına etkisini tartışmaya başladılar. Ana medya bu tepkileri yansıtmıyor ancak dernek sosyal medyada çok sert eleştiriliyor.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Nihat Özdemir: “CAS davasını ülke menfaatleri adına geri çektik”

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün Internet sitesinde aşağıdaki duyuru yapılmıştır:


"Yönetim Kurulumuz adına açıklama yapan Başkanvekilimiz Nihat Özdemir, Fenerbahçe’nin şampiyonluğu alın teriyle kazandığını ve saha içine yansıyan bir şey yoksa saha dışında da bir şey olamayacağını söyledi. Fenerbahçe’nin masum, suçlamaların ise asılsız olduğunu yineleyen Nihat Özdemir, 58. Madde değişikliği hakkındaki tutumlarının da başından beri aynı olduğunu ve hiç değişmediğini ifade etti. Başkanımız Aziz Yıldırım ve yöneticilerimizin tahliye edilmesini beklediklerini ve bunu talep ettiklerini belirten Özdemir, Fenerbahçe’nin CAS’taki davasını, ülke menfaatleri için geri çektiğini de sözlerine ekledi.

Son günlerdeki gelişmeler üzerine Yönetim Kurulumuz Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı 1907 Tribünü’nde bir basın toplantısı düzenledi. Tüm Yöneticilerimiz ile Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Yüksel Günay ve kulüp yetkililerinin katıldığı toplantıda Yönetim Kurulumuz adına açıklamalar yapan Başkanvekilimiz Nihat Özdemir şunları söyledi:

TÜM BUNLARA DEĞER MİYDİ

"Değerli basın mensupları,

Hepinizin bildiği gibi Türk futbolu olağanüstü bir dönemden geçmektedir.

3 Temmuz süreci olarak tanımladığımız ama başlangıcı daha öncelere dayanan bu süreç, Türk Futbolunun bütün dinamiklerini alt üst etmiş, camiaları karşı karşıya getirmiş, taraftarları birbirine düşürmüş, futbolumuzu içinden çıkılması zor bir girdabın ortasında bırakmıştır.

Şöyle bir geriye dönüp bakarsak;

Sözde "Temiz Futbol" prensibi ile başlatılan bu operasyon, bu sezonki maçlarda futbol tarihimizin en istenmeyen tribün olaylarını beraberinde getirdi. Kulüpler suçlandı, kişiler suçlandı.

İnsanlar hiç hak etmedikleri muamelelere tabii tutuldular. İnanılmaz travmalar yaşandı, ailelerinden, çocuklarından uzak kaldılar. Taraftarlar buldukları her ortamda, sokakta, maçta, sosyal medyada birbirlerine hakaret ettiler. Herkes birbirini suçladı, küfürler, kötü sözler, iftiralar havada uçuştu.

Bu temiz futbol süreci, daha ilk dokuz ayında  birbirinden nefret eden, birbirini hiç dinlemeyen, karşılıklı saygısını, sevgisini kaybetmiş bir futbol kültürü yarattı. Tabii ki daha önceki yıllarda da bu konuda çok ciddi sorunlar yaşanmaktaydı. Ama bu malum süreçle birlikte her şey çok daha keskinleşti, karşı tarafa yapılan saldırılar bel altına indi, empati yani  kendini karşısındakinin yerine koyma tutumu zaten azdı, tümden yok oldu. Durum o derece kötü bir noktaya geldi ki; en acısı okullarda küçücük çocuklarımız birbirlerine  "sen şikecisin, senin takımın şikeci" demeye başladı. Gelecek nesiller için sporda şiddetin, nefretin tohumları hiç arzu etmediğimiz bir şekilde bugünden atılmış oldu. Bundan sonra da ne yapacağız, nasıl toparlayacağımızı bilemiyoruz.

Değerli basın mensupları; 

Şimdi gelinen noktada sizlerin aracılığıyla spor kamuoyunun sağduyu sahibi kesimlerine soruyorum:

DEĞER MİYDİ ???

BUNCA YAŞANANLARA, YAŞATILANLARA, DÜŞMANLIKLARA, HAKARETLERE, NEFRETE, ÜLKEMİZİ KÜÇÜK DÜŞÜRECEK HAMLELERE GEREK VAR MIYDI??   TÜM BUNLARA DEĞDİ Mİ??

Lütfen yanlış anlaşılmasın:

Temiz Futbol için hepimiz ne gerekiyorsa yapmaya, üzerimize düşen katkıyı sağlamaya hazırız. Ama yolu-yöntemi bu mu olmalıydı? Futbolu temizleyelim derken, futbolun içinde telafisi güç kutuplaşmalara neden oldu…

Şimdi 3 Temmuz’dan bu yana yaşadıklarımızı gelin hep beraber bir kez daha hatırlayalım.. 

*6 Temmuz günü tarihimizde bir ilk yaşandı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, resmi internet sitesinden bir bülten yayınlayarak "19 maçta şike ve teşvik yapıldığının delillendirildiğini ve tespit edildiğini" kamuoyuna duyurdu. 

*Sürecin başından itibaren sistematik bir şekilde Fenerbahçe odaklı olarak dosyanın gizliliği ihlal edildi.

*Tüm hukuki girişimlere rağmen bu kadar hassas bir konuda haftalarca yayın yasağı getirilmedi. Getirildiğinde de zaten olan olmuştu, iş işten geçmişti.

*Savcılık makamı da bize göre son derece zorlama hukuki yorumlarla, olmayan bir örgüt ve çete suçlaması yaparak dosyayı özel yetkili mahkemelerin önüne getirdi. Konu çok daha farklı boyutlara taşındı.

TFF Etik Kurulu hazırladığı ilk raporunda, nasıl bir tasnife tabii tutulduğu bilinmeden kendisiyle paylaşılan ve 21 Temmuz itibarıyla yollanan kısıtlı belgeler üzerinden bir sonuca ulaşmaya çalışmıştır. Hiçbir savunma almadan bir rapor yazarak bir kanaat oluşturmuştur. Dönemin TFF yönetimi de bu eksik rapor üzerinden medyayı ve kamuoyunu yönlendirmiştir. Bununla beraber bu eksik rapor üzerinden UEFA’ya sadece Fenerbahçe odaklı bilgilendirme yapılmıştır. Bize göre ülke futbolunun uluslararası platformda zor durumda kalmasına ve içinde bulunduğu karmaşık ortamın daha da derinleşmesine, bu eksik raporu baz alıp hukuk cinayeti işleyenler neden olmuştur.

Tüm bunlar yaşanırken medyanın belirli bir kesimi ve bilhassa Özel Yetkili Mahkeme’lerdeki davalara ilişkin ağız birliği etmişçesine konuşup hareket eden, mutlaka ama mutlaka şüphelileri suçlayan ekip yine sahneye çıktı. Onlar da her zamanki tavırlarını, bıkmadan, usanmadan, hak hukuk tanımadan sürdürdüler.  Durumdan vazife çıkaran diğerleri de bu olayı bilinçli-bilinçsiz işlemeye başladılar. Tarihte eşi benzeri olmayan, bundan sonra da olması mümkün gözükmeyen bir karalama ve iftira kampanyası başladı ve bugünlere kadar türlü şekillerde de devam etti.

YANITSIZ KALAN SORULAR

Tüm bunlara rağmen şu sorular maalesef yanıtsız kaldı:

"Bir takım takipler, tespitler yapıldıysa neden suçüstü yapılmadı?" 

"Operasyon neden liglerin tescil edilmesinden haftalar sonra yapıldı?" 

"6 Temmuz açıklamasında 19 olan maç sayısı, iddianamede nasıl ve ne şekilde azaldı?"

"Lehteki deliller neden iddianamede yer almadı?"

"Toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren, bu kadar hassas bir konuda neden bir an önce yayın yasağı uygulanmadı?"

"Emenike’nin para sayma görüntüleri nerede?" 

"Gizlilik ihlalinin önüne neden geçilemedi?" 

"Fenerbahçe’nin çete ile örgüt ile ne alakası olabilir?

Bu sorular yeterince medyada, kamuoyunda irdelenmedi, tatmin edici yanıtlar verilmedi.

Peki bu tek taraflı kampanyanın ana hedefi olan Fenerbahçe Spor Kulübü ne yaptı? Yani biz ne yaptık?

-Yapılan onca haksızlığa-hukuksuzluğa rağmen, Türk Adaletine güvendik, kamuoyuna evrensel hukuk kurallarını hatırlattık.

- Zaman zaman, yapılan saldırılara toplu bir cevap niteliğinde basın açıklamaları yaptık.  Sürece ilişkin bilgilendirmelerde bulunduk.

-Hep az ama öz konuşmaya gayret ettik.

-Bunu yaparken camiamızdan gelen yoğun eleştirileri de göze aldık ama devam eden hukuki sürece saygı göstererek, gerekmedikçe konuşmadık…

Fakat en önemlisi, buraya özellikle dikkat çekmek istiyorum; bizler hiçbir resmi açıklamamızda, konuşmamızda başkalarına saldırmadık, kimseyi hedef göstermedik. Hep haktan, hukuktan, adaletten bahsettik, ortamı germeye çalışmadık, germeye çalışanlara da engel olmaya çabaladık.

Bugün geldiğimiz noktada artık atıp tutanların, hunharca asıp kesenlerin nefeslerinin kesileceği ana geldik. Çünkü sıra artık ilgili kurumlara geldi.

Nitekim TFF’nin yetkili organları tüm dosya üzerinden ve savunmaları da alarak çalışmalarını tamamlamak üzereler.

ETİK KURULU RAPORU BİZİ TEYİT EDİYOR

Tekrar ifade ediyoruz ki; bizler temiziz ve sonuna kadar suçsuzluğumuza inanıyoruz. Adil bir yargılamanın bunu er ya da geç ortaya çıkaracağından da bugüne dek en ufak bir şüphemiz olmadı, olmayacak. Kamuoyuyla paylaşılan ve basına yansıyan bilgilere göre, Etik Kurulu’nun raporu bizim ilk günden itibaren savunduğumuz hususları büyük ölçüde teyit eder nitelikte.

Burada şunu da belirtmekte fayda görüyoruz: Eğer şike suçu, daha açık konuşmak gerekirse maç skorunu bağlama suçu sahadaki oyuncular tarafından yerine getirilmediyse, saha dışında da bir sorun yoktur... Ama tabii bunun kararını yine yetkili merciiler verecektir. Biz yine saygıyla yetkili kurumlar tarafından verilecek kararı bekliyoruz.

58. MADDE HAKKINDAKİ TAVRIMIZ HİÇ DEĞİŞMEDİ

Bu noktada da bir kez daha ve önemle hatırlatmak ve hatta tekrarlamak istiyoruz ki; 58. Maddenin değişmesi ile ilgili de ilk günden bu yana kulübümüzün tavrı aynıdır, bir değişiklik yoktur.

Biz ilk günden itibaren suçsuz olduğumuzu, o yüzden her hangi bir madde değişikliğini istemediğimizi söyledik. Sadece maddenin mevcut haliyle suç ve ceza dengesi açısından dünya standartlarına aykırı olduğu görüşüne iştirak ettik. Ama kesinlikle özel bir düzenleme istemedik. Böyle bir şeye de ihtiyacımız yok çünkü tekrar söylüyorum;

BİZ MASUMUZ… BİZ GEÇEN SENEKİ MAÇLARIMIZI ŞİKE YAPARAK, KARŞI TAKIMIN OYNAMAMASI SONUCU ALMADIK, SAHADA MÜCADELE EDEREK; ALIN TERİMİZLE ALDIK.

SIRA ÖZGÜRLÜKLERİNE KAVUŞMALARINDA

Bununla birlikte Çıkar Amaçlı Suç örgütü Kurmak ve Yönetmek suçlamasıyla karşı karşıya kalan Başkan ve yönetici arkadaşlarımız, halen bu suçlardan tutuklu olarak yargılanmaktadırlar. Haksız ve ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü iddiası, Ağır Ceza Mahkemesine sunulan ve resen Mahkeme tarafından alınan resmi raporlarla tamamen ortadan kalkmış ve ispatlanmamış bir iddia olarak tarihteki yerini almıştır. Zira söz konusu raporda Fenerbahçe’mizin tüm kayıtlarının ve hesaplarının hukuka uygun olduğu, yönetici arkadaşlarımızın tasarruflarının tamamının belgelere dayandığı açıkça ortaya konmuştur. Bunun anlamı açıktır. FENERBAHÇE  tertemizdir ve  adı hiçbir gayrı-ahlaki iddiayla  yan yana konulamaz. Bu itibarla Kulübümüzün tertemiz olduğunu söyleyenlerin yaptıkları şey bizlere lütuf yada ayrıcalık tanımak değil, belgeli gerçekleri ortaya koymaktır. Bunun kamuoyu tarafından böyle bilinmesi hukuki bir zorunluluktur.

Şimdi ise sıra artık sevgili Başkan ve yönetici arkadaşlarımızın özgürlüklerine kavuşmasına gelmiştir. Onlar ki duruşları ve sabırlarıyla Fenerbahçe değerlerine değer katmışlardır. Onları silahlı suç örgütü üyeliğine dahil etmek isteyenler, bugün bir kişi dışında bu silahlı suç örgütü üyelerinin tamamının tahliye edildiğini neden görmezden gelmektedir. Şike gerekçesiyle tutuklanan bu kişiler hakkında, yetkisini Anayasadan alan kurul raporlarında şike adının geçmemesi tesadüf müdür? Kişiye özel yasalardan kimler yararlanmıştır? Yargılanan, tahliye olan ve hatta peşinen suçlu ilan edilirken şu anda futbol hayatlarına dahi devam edenlere tanınan haklar neden Sayın Başkanımız ve Yöneticilerimizden esirgenmektedir? Bu zulmün nedeni nedir? Dolandırıcılık ve adam öldürmekten tutuklu meczup ve her dosyanın kadrolu gizli tanıklarının yalan ve trajikomik hatalar içeren beyanları ile Türk sporuna hayatlarını adamış bu insanların tutuklu kılınması meşru mudur ?

En önemlisi adil midir? Tüm bunları tarih yazacaktır.Umudumuz ve inancımız Başkan ve arkadaşlarımızın en kısa sürede aramıza katılıp Fenerbahçe için verdikleri mücadeleye kaldıkları yerden devam etmeleridir.

YAYGARAYA BAŞLADILAR

Değerli basın mensupları,

Şimdi TFF’nin aldığı son kararların ardından yine malum çevreler ve basındaki uzantılarının yaygara yapmaya başladıklarını görüyoruz. Kimse kusura bakmasın tane tane söyleyeceğim;

BUNLAR;

FENERBAHÇE İLE SPOR SAHALARINDA BAŞA ÇIKAMAYACAKLARINI ANLAYANLARIN BEYHUDE ÇIRPINIŞLARIDIR.

SAVUNMA HAKKINA, MASUMİYET KARİNESİNE ZERRE KADAR SAYGISI OLMAYANLARIN SON HEZEYANLARIDIR.

HERGÜN KUPA İSTEYEREK KUPA ALABİLECEKLERİNİ SANANLARIN  RÜYALARIDIR.

*ADALET BEKÇİLİĞİ YAPMAYA ÇALIŞANLARIN HUKUKA ADALETE ZERRE KADAR SAYGI GÖSTERMEDİKLERİNİN EN NET İŞARETİDİR.

*HEP SÖYLEDİK BİR KEZ DAHA SÖYLÜYORUZ. FENERBAHÇE CAMİASI BU YAPILANLARI ASLA AMA ASLA UNUTMAYACAKTIR. TARAFTARIMIZ RAHAT OLSUN, ZAMAN VE HUKUKİ SÜREÇ BİZİ HAKLI ÇIKARACAKTIR.

TARAFTARIMIZIN GÖSTERDİĞİ DİRENİŞ BİZİ AYAKTA TUTTU

Burada yeri gelmişken tüm çabalarımız, alın terimiz lekelenmeye çalışılırken Teknik Direktörümüz, gol kralımız, kaptanımız ama her şeyden önce camiamızın evladı Aykut Kocaman’a ve onun nezdinde tüm futbolcu kardeşlerimize, Fenerbahçe camiası adına yürek dolusu teşekkür ediyorum. Amatör branşlarda bizlere kupalar getiren şampiyonlular yaşatan Fenerbahçe formasını helal terleri ve emekleri ile terleten tüm sporcularımıza da sizlerin huzurunda bizlere yaşattıkları başarılar ve gururlar için teşekkür etmek istiyoruz. Fenerbahçe yönetim kurulu olarak onları tüm kalbimizle alkışlıyoruz.

Ancak elbette ki bu süreçte hem bizlere hem de sporcularımıza bu gücü veren taraftarlarımız ve onların desteği olmuştur. Taraftarımızın gösterdiği müthiş direniş ve kenetlenme bu süreç boyunca hepimizi ayakta tutmuştur. Onlar da kulüplerine, takımlarına olan inançları ve destekleriyle şimdiden tarihe geçmişlerdir. Hepsine yönetim kurulumuz adına teşekkürlerimizi iletiyorum.

Bugün Fenerbahçe Spor Kulübü’nün taraftarı ile kenetlenerek elde ettiği bu başarılar tesadüf değildir. Tüm bu başarılar saygıdeğer başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’ın vizyonu ve yönetim kurulumuzun çalışmaları neticesinde gerçekleşmiştir. Kalıcı sportif başarıların, ancak güçlü ve sağlam ekonomik bir yapı ile olabileceğini gören başkanımız önderliğinde, bugün Fenerbahçe Spor Kulübü sponsorluk gelirlerinde, kombine bilet satışı gelirlerinde, taraftar mağazaları Fenerium’un satış rakamlarında, GSM hizmeti veren Fenercell’in rakiplerine göre abone sayısı ve gelir rakamlarında, açık ara öndedir.

Fenerbahçe Spor Kulübü, yaşanan tüm olumsuzluklara ve üzerine atılmaya çalışılan lekelere karşın piyasa değeri olarak neredeyse 3 büyük rakibin toplamı kadar bir değere sahiptir.

Bu ekonomik gücün getirdiği yatırımlar neticesinde Fenerbahçe Spor Kulübü son 5 yılda tüm şubelerde büyük başarılara imza atmıştır. 100. Yılında dünyada en çok madalya ve kupa kazanan spor kulübü olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir.

Fenerbahçe Profesyonel Futbol, Fenerbahçe Ülker Erkek Basketbol, Fenerbahçe Bayan Basketbol, Fenerbahçe Universal Bayan Voleybol ve Fenerbahçe Grundig Erkek Voleybol A Takımlarımız, son 5 yılda; Dünya, Avrupa, Balkan, Türkiye Ligi, Türkiye Kupası, Süper Kupa ve Cumhurbaşkanlığı kupaları şampiyonlukları olmak üzere toplam 32 kupa kazandı.

Fenerbahçe’nin tüm branşlardaki tüm takımları(Altyapı takımları da dahil), son 5 yılda, Dünya, Avrupa, Balkan, Türkiye Ligi, Türkiye Kupası, Süper Kupa, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Şampiyonları olmak üzere toplam 297 kupa kazandı.

Ayrıca amatör branşlardaki sporcularımız ferdi şampiyonalarda ve milli takım forması altında yurt, Avrupa ve Dünya çapında sayısız başarı, madalya ve derece elde etti.

Bununla birlikte son olimpiyatlarda da olduğu gibi, bu yaz düzenlenecek olimpiyatlarda ülkemizi en çok Fenerbahçe Spor Kulübü’nün sporcuları temsil edecek ve bizlere ulusal başarılar kazandıracaklardır.

Şüphesiz ki bunlar geceden sabaha olan işler değildir. Bunlar, Aziz Yıldırım gibi bir spor adamının çalışma arkadaşları ile birlikte adeta hayatını Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ve Türk sporuna adaması sonucu ortaya çıkmıştır. Ancak bugün Başkanımızın Türk sporuna yaptığı hizmetlere karşın bizlere reva görülen muamele ve içinde bulunduğumuz durum, vicdanları yaralamaktadır.

Tekrar ediyorum; Başkanımız Aziz Yıldırım ve yöneticilerimiz tutuksuz yargılanmayı hak etmektedirler. Gerekli mercilerin bir an önce bu yönde karar almalarını talep ediyor ve Türk adaletine olan sonsuz inancımızla bu kararı bekliyoruz.

ÜLKE MENFAATLERİ İÇİN

Ve son olarak CAS davasına ilişkin de bir değerlendirme yapmak ve sözlerime son vermek istiyorum.

Bilindiği üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü olarak, UEFA’ya ve TFF’ye karşı, Şampiyonlar Ligi’nden 2011/2012 sezonunda men edilmemiz nedeniyle, Uluslar arası Spor Tahkim Mahkemesi CAS’ta, 1 Eylül 2011 tarihinde bir dava açmıştık.

Konusu ülkemizde yürütülmekte olan şike soruşturmasının dışında, kulübümüzün savunma hakkı gözetilmeden cezalandırılmasına ilişkin olan bu davamız sürecinde, kapalı kapılar arkasında kalmış bir takım gerçeklere, bilgi, belge ve savunma beyanlarına ulaşmıştık. Ancak geldiğimiz noktada, hem ülkemizin menfaatleri ışığında, hem de uzun süredir Türk futbolunu işgal eden ve artık tıkanma noktasına gelmiş bu sorunun çözümüne katkı sağlamak adına, Fenerbahçe Spor Kulübü olarak söz konusu davamızı geçtiğimiz hafta itibarıyla geri çektik. Ne var ki, Fenerbahçe olarak sergilediğimiz bu olgunluğun dahi farklı noktalara nasıl çekilmeye çalışıldığını, şike soruşturması sürecinin başından beri kara propaganda yapmaktan başka bir görevi olmayan mihraklar tarafından nasıl yanlış anlatılmaya çalışıldığını esefle takip ediyoruz.

TFF’nin Pazartesi günü açıklamış olduğu kararlar ışığında, artık bağımsız hukuk kurullarına intikal etmiş bu konuda, işletilecek yargı süreçlerini etkilemeye yönelik her türlü girişimden kaçındık, kaçınacağız ve bu konuda diğer kulüplerin de gerekli hassasiyeti gözetmelerini bekliyoruz.

Süreci en başından bu yana yöneticilerimiz ve hukuk ekibimiz muhataplarımızla, kulübümüzün ve ülkemizin menfaatlerini sonuna kadar gözeterek yürüttüğümüzden kimsenin şüphesi olmasın.

Bu kararın hem ülkemiz hem de kulübümüz adına hayırlı olacağına eminiz"

Nihat Özdemir: "Galatasaray Play-Off’u bizsiz oynayacağını sanıyordu"

Toplantıda Nihat Özdemir’in yaptığı açıklamalardan sonra basın mensupları yöneticilerimize çeşitli sorular yöneltti. Bu süreçte Fenerbahçe’nin aldığı yaraların çoğunu maalesef Galatasaray’ın verdiğini ve Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın talihsiz açıklamalar yaptığını söyleyen Başkanvekilimiz Nihat Özdemir, "Kendisi ve arkadaşları bu play-off maçlarını Fenerbahçe olmadan oynanacağını zannediyordu. Biz kendilerine, ’Bu hayalleri görmekten vazgeçin’ demiştik. Bugün Allah’a bin defa şükürler olsun ki birlikte oynuyoruz. Şampiyonluk konusunda en az onlar kadar iddiamız vardır ve sezon sonunda hakkımız olan şampiyonluğu kucaklayacağız. Bu açıklamalar ne kendisini ne de kulübünü hiçbir yere taşımaz" dedi


Özdemir: "Ülke menfaati neyse Fenerbahçe’nin menfaati de odur"

CAS davasını çekilmesiyle ilgili olarak sorulan soruya ise Özdemir, "Fenerbahçe’nin menfaati Türkiye Cumhuriyeti menfaatlerinden asla ayrılamaz. TFF - UEFA ilişkileri, bizim UEFA ile olan ilişkilerimiz, bizim TFF ile olan ilişkilerimiz... Bunların hepsinin iyiye doğru gitmesinin istenmesinden dolayı dava geri çekilmiştir. 2020 için şu an Türkiye tek adaydır ve umuyorum ki Avrupa Şampiyonası Türkiye’de yapılacaktır" diye konuştu. Nihat Özdemir, Başkanımız Aziz Yıldırım’ın CAS davasının geri çekilmesi konusunda "Çekilin" veya  "Çekilmeyin" şeklinde bir beyanın olmadığını da yineledi. Özdemir, Fenerbahçe Hukuk Kurulu’nun, Kulübümüz ve Başkanımızın hakların korumak adına gerekli çalışmaları yaptığını ve bu sürecin devam edeceğini de sözlerine ekledi.


Özdemir: "Trabzonspor hassasiyet göstermedi"

Trabzonspor’un süreç boyunca takındığı tavrı de eleştiren Özdemir, "Trabzonspor maalesef bu sürecin başından beri bizim gösterdiğimiz hassasiyeti hiçbir zaman göstermedi ve bugün yaşanan sıkıntılı durumun baş mimarı oldu. Sayın Sadri Şener, geçmiş dönemde hiçbir zaman TFF ile konuşarak hakem değişmesini istemiş midir? Hak etmedikleri halde TFF’den para almak gibi bir teşebbüsleri olmuş mudur? Biz Topuk Yaylası’nı yaparken orayı tüm Türk sporcuların kullanacağını açıkladık. Bu tesisin yapılmasında yüzde 20’lik bir yardım aldık GSGM ve TFF’den. Acaba Trabzonspor, Karadeniz Oyunları için verilen 6 milyon TL’den 5 milyon TL almış mıdır? Bu bugüne kadar açıklanmadı da, araştırılmadı da, Bugün Fenerbahçe ile birlikte Trabzonspor da PFDK’ya sevk edilmiştir. Sivasspor-Fenerbahçe maçı öncesinde Trabzon’dan Sivas’a "balık" gönderiliyormuş. Trabzon neresi, Sivas neresi? Bu balık olayı da incelenmelidir. Bu tapelerde Trabzonsporlu yöneticilerin Sayın Başbakan’la alakalı da bazı sözleri vardır. Bunlar hiç dikkate alınmıyor. Bu sözleri Sayın Aziz Yıldırım yapsa belki bu dava Ergenekon’a bağlanacaktı" diye konuştu.

İki yönetim arasındaki fark


TFF’nin eski ve yeni yönetimini kıyaslanması istendiğinde ise Özdemir, "Sayın Mehmet Ali Aydınlar daha iddianame bile ortaya çıkmadan idam sehpasını kurmuştur. Sayın Demirören göreve geldikten sonra herkesin savunmasını almıştır. İsteyenden yazılı, isteyenden sözlü savunma alınmıştır. En büyük fark budur iki dönem arasındaki" dedi.

Ali Koç: "İddialar asılsız"

Spor basının gerekli araştırmaları yapmadığını söyleyen Asbaşkanlarımızdan Ali Koç ise, "Spor medyamızda bir sıkıntı var. Araştırmıyor, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyor. Aylarca UEFA’nın Türk takımlarını men edeceğini söylendi ama bir kişi de çıkıp bir takım yüzünden tüm takımlara böyle bir ceza verilemeyeceğini açıklamadı. İkinci konu da Trabzonspor konusu. Bir ülkede bir takım TFF tarafından sıradan çekilirse sıradaki takım gider. UEFA çekerse, UEFA’nın seçeceği takım gider. CAS davasına gelirsek. Bu konuda da çok bilgi kirliliği var. Tarih değişti, bunlar bir sürü anlam çıkartıldı. Tarih her zaman değişebilir. Bu tarih değişene kadar 76 tane yazışma yapıldı. Bunun tonlarca örneği mevcuttur. Dönersek kendi konumuza. Önümüzdeki sene ile ilgili bir pazarlık yaptığımız konuşuluyor. Pek çok iddia ortaya atılıyor. Bu iddialardan bir tanesi de UEFA’ya önümüzdeki sene gitmeyeceğimiz konusunda taahhüt verdiğimizdir. Böyle bir şey söz konusu değildir. Haksız yere zaten geçen sene ceza aldık, bunun önümüzdeki sene devam etmeyeceğini ve etmemesi gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu.

Ali Koç: "Eski rapor savunmalar alınmadan yazıldı"

Etik Kurulu Raporunun değişmesi hakkında ise Ali Koç, "Sıfır tolerans nezdinde sorabiliriz Trabzonspor’un neden gittiğini... İlk Etik Kurulu raporuna istinaden sadece ve sadece Fenerbahçe hakkında bilgilendirme yapılmış UEFA’ya bir önceki TFF tarafından. Geçmiş TFF, 21 Temmuz itibariyle emniyetten gelen bilgi ve belgeler çerçevesinde hiçbir savunma almadan bir kanaat oluşturmuştur. Bu büyük bir hukuksuzluktur. 21 Temmuz’dan sonra bu raporu yazan kurulun başkanının da ifade ettiği gibi ilk belgelerin üç misli bilgi gelmiştir. Savunmalar alınmadan yazılan hiçbir raporun tam bir rapor olamayacağı belirtilmiştir. Bugünlerde eski rapora dayanarak TV’lerde ve gazetelerde konuşanları görüyoruz... O kadar belge ve bilgi eksikti ki bu raporun değişmemesi garip olurdu.  Fenerbahçe Spor Kulübü, Avrupa spor hukukunda eşi görülmemiş şekilde, hiçbir savunmasına başvurulmadan cezalandırılmıştır. Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne alınmasının ardından bildiğiniz gibi hemen yurtdışı yasağı da kalmıştı insanların" diye konuştu

Cihan Kamer: "Bırakın yargı işini yapsın"

Birlik beraberlik çağrısı yapan Cihan Kamer ise "Eğer yarın bir takım Avrupa’ya gidemezse, bizim kurullarımızdan değil basınımızdan dolayı gidemeyecek. Ülke olarak birbirimizle kavga ediyor ve dövüşüyoruz. Taraftarlar sürekli UEFA’ya mesajlar gönderiyor. Herkesten rica ediyorum. Artık buna bir dur diyelim ve ülkemizi düşünelim. O öyle yapmış, bu böyle yapmış… Bırakın yargı ile ilgili kararları yargı versin. TFF, kararları bildiği gibi versin. Spor programlarına bakamaz hale geldik. Bunun UEFA’ya yansımasını düşünün bir de. Başkanlık konusuna gelince; umarım Aziz Yıldırım Cuma günü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır ve Kongreye burada katılır, tekrar seçilir ve yönetimiyle birlikte görevine devam eder" diye konuştu."

1 Mayıs 2012 Salı

Şikede "Sahaya Yansıma" Kriteri

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Yıldırım Demirören, dün yaptığı basın açıklamasında "talimatlarla korunması hedeflenen temel değerlerin doğrudan zarar görmediğinin ortaya çıktığınıı, futbolu futbol yapan değerlere müdahale çabalarının, bu değerlere zarar verecek noktaya ulaşmadıklarını" belirtti.

Birkaç aydır "şikenin sahaya yansıması" kriterini tartışıyoruz. Türkiye'de sözü dinlenen bazı hukukçular şikenin ancak hakem ve gözlemci raporlarında yer alması durumunda cezalandırılabileceğini iddia ediyorlar. Şikeden ötürü ceza alması muhtemel kulüpler de bu teoriyi destekliyor.

Bu kriter hukuka uygun değildir.

Şike suçunun unsurlarını açıklamadan, hukuki gerekçeler ileri sürmeden önce, ilgili kriterin uygulanamaz olduğunu iddia edebiliriz.

Profesyonel sporda şikenin sahada açıkça anlaşılacağını, şike taraflarının göz göre göre şike yapacaklarını ileri sürmek mümkün değildir.

Şikenin sadece spor sahasında, seyircilerin önünde gerçekleşeceğini düşünenler ya şikenin ne olduğunu bilmiyorlar ya da şikenin cezalandırılmamasını istiyorlar.

Hiçbir profesyonel sporcu göz göre göre şike yapmaz. "Basit hatalar", "olmadık hatalar", "düşüncesiz hareketler", "stres sebebiyle yapılan yanlışlar", "sinirle yapılan hareketler" görülebilir. Ancak bunların şike olarak değerlendirilmesi çok zordur.

PFDK ve Tahkim Kurulu açık farkla biten maçların ardından sadece maç sonucuna bakarak şike yapıldığına hükmetmiştir. Alışılmışın dışında, genel performansının altında oynayıp maçı farklı kaybeden kulübün şike yaptığı kabul edilebilir. Bu örnek dışında, yanlışlıkla gol yemek, sinirli davranış sonucu kart görmek, yanlış yere pas atmak, şut kaçırmak gibi futbol sahasında her zaman gerçekleşebilecek hareketleri şike olarak değerlendirmek çok güçtür. Hakemin, gözlemcinin şikeden şüphelenmesi çok zordur.

Şikeyi hakemin yapması durumunda ise yanlış kararların şike olarak nitelendirilmesi kolay olmayacaktır. Hakemin şike yaptığının ispatlanması gerekir. Bu da ancak saha dışı delillerle mümkün olacaktır.

Şikenin sahada yapılması da gerekmez. Kulüp yöneticisi, teknik ekip üyesi veya sporcu maçtan önce gizlice maç kadrosunu açıklayabilir. Bir masör, masaj yapmak yerine bir veya birkaç sporcuyu sakatlayabilir. Bir sporcu antrenmanda takım arkadaşını sakatlayabilir. Teknik direktör, sporcuyu kadroya almayabilir. Bu davranışlar da şike olarak kabul edilebilir. Zira bu davranışlarla maçın sonucuna etki edilmek istenmektedir.
Sahaya yansıma kriterini kabul ettiğimiz zaman, şikeye teşebbüs neredeyse mümkün olmayacaktır. Teşebbüsün sahada tespiti neredeyse imkansızdır.

Şikenin sahada açıkça anlaşılması bir nebze mümkün olsa bile teşvik primi verildiği nasıl rapor konusu olacaktır? Sporcunun rakiplerine karşı iyi oynaması, terinin son damlasına kadar mücadele etmesi beklenir. Hakem ve gözlemci raporunda sporcunun iyi oynadığını mı rapor edecektir? Böyle bir iddia komik değil, saçma olacaktır.

Futbol camiasının öneml, isimleri de şikenin ve teşvik priminin ispatının çok zor olduğunu, hakem ve gözlemci raporlarına bakmanın yanlış olacağını belirtmişlerdir. 2005 yılında Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'nun Raporu'nda aşağıdaki ifadeler yer almıştır:

Ali Şen (Eski Fenerbahçe Başkanı) "Şikenin, hayatın her alanında olduğunu, şikeyi kimsenin ispat edemeyeceğini, topu elinden kaçıran kaleciye, eğer sezon başı ise, acemi, sezon sonu ise, şike yaptı denildiğini, Türk futbolundaki şikenin diğer ülkelerinkinden daha fazla olmadığını, şikeyi ispat edecek hiçbir otorite olmadığını",
Atay Aktuğ (Trabzonspor Başkanı) "Şike iddialarında, hakem veya gözlemci kanaatine göre hareket edilmesinin uygun olmadığını",
Fethiyespor Kulübü Başkanlığı "Türkiye’de şike ve teşvik priminin varlığına inandıklarını, bu tür olayların belgesini bulmanın ve ispatlamanın mümkün olmadığını",
İlhan Cavcav (Gençlerbirliğispor Kulübü Başkanı) "Teşvik primi verilmesi ve hatır şikesi hususlarının, geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettiğini, kimsenin teşvik primi yok diyemeyeceğini, yönetici, teknik direktör, futbolcu herkesin bu işin içinde olduğunu, Türkiye Şampiyonu olan takıma UEFA’nın 6 trilyon gibi bir para verdiğini, bir takımın 6 trilyon için 500 milyar teşvik primini kolaylıkla verebileceğini, ancak bu hususları ispat etmenin çok zor olduğunu",
Ahmet Çakar (Eski hakem) "Hakemin, teşvik primini sahada ispat edemeyeceğini, çünkü teşvik primi alanların aslanlar gibi mücadele edeceğini, bir takıma sen niye aslanlar gibi mücadele ediyorsun denilemeyeceğini, Ersun Yanal’ın evinde teşvik primi alan futbolcuların imzalı kağıdının olduğunu, para dağıtımı esnasında hangi futbolcunun ne kadar para aldığına dair imzalı belge olduğunu, Ersun Yanal’a sorulduğunda belki o belgeyi yakacağını ya da yok diyeceğini, Türkiye’de teşvik priminin olduğunu, Avrupa da da bir çok maçta teşvik olduğunu, kara parayla mücadele veya nereden buldun kanununun Türkiye’de bir Amerika’daki kadar çok sert olarak yerleşmediği sürece bu olayların ispatlanamayacağını düşündüğünü, Teşvik priminin polisiye önlemlerle engellenemeyeceğini, tamamıyla sportif önlemlerle engellenebileceğini"

ileri sürmüşlerdir.

Meclis Araştırma Komisyonu ise raporunun "Şike Suçuna ve Şikenin İspatına İlişkin Olarak Yapılacak Düzenlemeler" başlıklı bölümünde aşağıdaki tespit ve önerilerde bulunmuştur:
"Komisyon çalışmaları sonucunda elde edilen bilgi, bulgu ve alınan beyanlardan şikenin ispatına yönelik delil elde etmenin neredeyse imkansız derecede olduğu görülmüştür.
Sporda yaşanan şike iddialarında en önemli sorunun ispat sorunu olduğu, kamuoyunda konuşulan bazı iddiaların müeyyidesiz kaldığı, eldeki mevcut kanuni imkanlarla ispat hukuku açısından anılan konularda ispat kolaylığı sağlanması ve bunun sonucunda gerekenin yapılabilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda yer alan ve ispat müesseseleri olan “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma” başlıklı 134 üncü, “İletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması” başlıklı 135 inci, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138 inci, “Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” başlıklı 139 uncu ve “Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140 ıncı maddelerinde yer alan hukuki müesseselerden yararlanmak için gerekli yasal değişikliklerin yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Bunun gerçekleşmesi halinde, delil olmaması nedeniyle müeyyidesiz kalan eylemlerin gerekli müeyyidelerle karşılanmasının temin edileceği, bu müesseselerin Türk sporu üzerinde varlığı iddia edilen gölgelerin kaldırılmasına da yardımcı olacağı değerlendirilmektedir."

Görüldüğü üzere, henüz 2005 yılında şike ve teşvik priminin hakem ve gözlemci raporlarıyla ispatlanmasının mümkün olmadığı futbol ailesi tarafından dile getirilmiştir. Ancak bugün bazı kulüplerin ceza almasını önlemek için “şikenin hakem ve gözlemci raporunda yer alması” kriteri öngörülmüştür. Bu kriterin önemli hukukçular tarafından kabul edilmesi de kaygı vericidir.

Şike soruşturması kapsamında şike anlaşmalarının varlığı ispatlanmışsa, anlaşmanın taraflarına şikeden ötürü ceza verilmelidir. Kulüpleri temsil yetkisi bulunan kimseler ve yöneticiler şike anlaşmasının tarafı olmuşlarsa, kulüplere küme düşme cezası verilmelidir. Aksini iddia etmek hukuku yok saymak olacaktır.

PFDK ne tarafsız ne de bağımsızdır!

TFF, Etik Kurulu raporunu aynen kabul etti ve raporu PFDK'ya sevk etti. PFDK, 16 takımın savunmasını aldıktan sonra kararlarını açıklayacak.

PFDK'nın yapısını incelediğimizde kurul üyelerinin kulüp temsilcilerinden oluştuğunu görüyoruz. Hatırlanacağı üzere, Trabzonspor başkanı Sadri Şener, TFF kurullarına adamlarını soktuğunu açıklamıştı.

Sadri Şener'in açıklamalarını hatırlayalım:

"“İki arkadaşımız yönetim kuruluna girdi. Kurullar değişti ama o değişen kurullara da arkadaşlarımızı soktuk. Bugüne kadar sürecin hep dışında kaldık ama artık sürecin tam içindeyiz. Süreci yöneten ve istediğini alan bir güç haline geldik. Yıldırım Demirören’le sürekli görüşüyoruz. Şu anda camiadan ve taraftarlardan tepki var ancak attığımız adımların ne kadar yerinde ve haklı adımlar olduğunu yakında herkes görecek.”

Görünen o ki, Trabzonspor'un yönetim kurulu bünyesindeki temsilcileri süreci istedikleri gibi yönetemediler. Şimdi PFDK'daki kulüp temsilcilerinin ne yönde karar verecekleri merak ediliyor.

PFDK üyelerinin kulüplerle yakın ilişkileri, PFDK'nın kararlarını daha tartışılır hale getirecek.

Kulüpler bu sakıncayı dile getirmeye başladı. Fenerbahçe, PFDK'nın Trabzonlu yöneticisi Yusuf Reha Alp'in görevden alınması için başvuruda bulundu.

Belirtmek gerekir ki, PFDK üyelerini görevden alınamazlar. Ancak kurul üyeleri, tarafsızlıklarından ciddi şüpheyi gerektirecek haklı sebeplerin varlığı halinde ilgili dosyaya ilişkin olarak kuruldan derhal çekilmek zorundadır.

TFF Disiplin Talimatı'na göre, PFDK üyesi bir kulübün herhangi bir kurulunda görev alıyorsa ve ilgili disiplin dosyası  üyenin görev aldığı kulüple ilgili ise, o üyenin tarafsızlığından ciddi şüphe edilmesini gerektirecek haklı bir sebep söz konusudur.

İlk okumada, disiplin talimatının sadece kulüp kurullarında görev almayı tarafsızlık açısından şüphe doğuran haklı sebep olarak kabul ettiği; kulüp üyeliğinin ise haklı sebep olamayacağı iddia edilebilir. Oysa kulüp kurullarında görev alınması sadece örnek olarak belirtilmiştir. Disiplin Talimatı'nın 72. maddesinde "Özellikle aşağıda belirtilen hallerde üyenin tarafsızlığından ciddi şüpheyi gerektirecek haklı sebebin var olduğu kabul edilir" cümlesindeki "özellikle" ifadesi, maddede yer alan durumların sınırlı sayıda olmadığını göstermektedir.

Bir kulübün herhangi bir kurulunda görev almak için illa o kulübün üyesi olunması gerekmemektedir. Hatta Fenerbahçe, Galatasaray, BJK ve Trabzonspor gibi bünyesinde halka açılan şirketler bulunan kulüpler, bu şirketlerin yönetim kurullarında toplam yönetim kurulu üye sayısının üçte birinden az olmamak üzere bağımsız üyeler bulundurmak zorundadır.

TFF, kulüp kurullarında sadece profesyonel görev yürüten kimselerin kulüple ilgili disiplin dosyasında tarafsız kalamayacağını kabul ederken; kulübe taraftarlık bağı ile bağlı olan ve kulübünün menfaatlerini her şeyden üstün tutacak kişilerin tarafsızlıktan ödün vermeyeceklerini düşünnmüş olabilir mi?

TFF, kulüp üyelerinin TFF bünyesinde görev yapmalarını engelleyecek hükümleri elemiş ve futbol dünyasında baskın kulüplere bağlılık yemini etmiş kimselerin yönetim kurulu, PFDK ve Tahkim Kurulu'nda görev almasının önünü açmıştır.

Bugüne kadar, PFDK ve Tahkim Kurulu üyelerinin bir dosyadan çekildiklerini duymadım. Bu durumda, yargılanan kulüpler PFDK'nın ilgili üyelerinin tarafsızlığı ile ilgili şüphelerini paylaşabilir ve itirazda bulunabilirler. Böyle bir itiraz durumunda, PFDK itiraz edilen üyenin yokluğunda toplanarak itirazı karara bağlamak zorundadır. PFDK'nın kararına karara karşı ise ancak Disiplin Kurulu’nun disiplin dosyasına ilişkin nihai kararı ile birlikte Tahkim Kurulu’na başvurulabilecektir.

Fenerbahçe de PFDK'ya yapacağı savunmada Yusuf Reha Alp'in tarafsızlığı hakkında ciddi şüpheler olduğunu iddia ederek itirazda bulunacaktır. Benzer itirazlar diğer kulüpler tarafından diğer kurul üyeleri hakkında ortaya konulacaktır. Örneğin, PFDK başkanı 

PFDK'nın kararlarına itiraz edilmesi durumunda bu sefer Tahkim Kurulu'nun yapısı tartışılacak. Türkiye'de yıllar önce değiştirilmesi gereken kurul yapısı, ilerleyen günlerde kurul başkanı Av. Engin Tuzcuoğlu'nun şike ve teşvik primi ile ilgili makaleleri, görüşleri ve Spor Hukuku Enstitüsü bünyesinde verdiği mütalaa sebebiyle gündeme taşınacak.

Oysa Tahkim Kurulu, sayın Tuzcuoğlu'ndan bağımsız şekilde tartışılmalı. Birkaç gün içinde kurulla ilgili görüşlerimi paylaşacağım.

TFF yönetim kurulu, PFDK ve Tahkim Kurulu üyelerinin nasıl belirlendiklerini; büyük kulüplerin kontenjanları olduğunu biliyoruz. Bu yapı değişmedikçe kurullar kararlarını her zaman forma aşkı ve kulüp menfaatlerini dikkate alarak verecek.

Trabzonspor'dan Açıklama

Trabzonspor yönetim kurulu aşağıdaki açıklamayı paylaştı:
"Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören'in sözde Türk futbolunun içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulması yönünde çözüm yollarını sıraladığı basın toplantısı maalesef büyük bir hayal kırıklığına sahne olmuştur.
Trabzonspor Kulübü olarak bu toplantıda yer alan söylemlere gününde cevap vermememizin sebebi, bir süredir seslendirmeye çalıştığımız doğruların iyice özümsenmesi ve aradığımız adaletin sadece kendimiz için değil futbolun tüm unsurları için geçerli olduğu gerçeğidir.
Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki; Trabzonspor'un aylardır kupa talebiyle ilgili öne sürdüğü söylem, sıradan bir istek değil, temelinde hukukun üstünlüğünün sağlanmasını talep eden, temiz futbolu hakim kılmaya çalışan anlamlı bir sesleniştir.
Bu gerçeğin altını çizdikten sonra güncel konuya tekrar dönersek; TFF Yönetim Kurulu'nun 58. maddeyi değiştirmeye yönelik hamlesi, gerek uluslararası futbol yönetenlerinin, gerekse de Türk futbolundaki sağduyulu gerçek adalet arayıcılarının kabul edemeyecekleri nafile arayıştan başka bir şey değildir.
Trabzonspor olarak bu maddenin değişmesiyle ilgili alınan kararın engellenmesi yolundaki gereken tüm hukuksal adımları atacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.
Zira Futbol Federasyonu Genel Kurulu'nda reddedilen bir madde değişiklinin, federasyon yönetimince yapılması en basit tabiriyle genel kurula, dolayısıyla da kulüplere saygısızlıktır.
Bu saygısızlığı yapan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu önce gündemdeki konuları değil, kendi konumunu sorgulamalıdır. Futbol Federasyonu Fenerbahçe’yi kurtarmak için kendini feda etmiştir. Görevdeki federasyonun oluşumuna vermiş olduğumuz destek, uğradığımız haksızlığın devamı süresince de aynı tavrı sürdüreceğimiz yanılgısını yaratmasın.
Trabzonspor adalet ve temiz futbol beklentisi doğrultusunda hak ettiklerini alamazsa önümüzdeki genel kurulda da en sert tavrı koyacak kulüplerin başında gelecektir.
TFF tarafından alınan 58. maddenin değiştirilmesi kararı artık Türkiye’de bir nevi sportif anlamda şike ve teşvik priminin serbest bırakıldığı anlamını taşımaktadır.
UEFA'nın bu ortamda sergileyeceği tavrın ülke futboluna vereceği zararın muhatapları, yaşanacak gelişmelerin ve uğranacak mağduriyetlerin en büyük sorumlularıdır. Bu sorumluluk onları ağır bedeller ödemek zorunda bırakabilir.
Ayrıca disiplin talimatına eklenen 105. madde suçluların cezalandırılmasını değil, aksine cezalandırılmamasını sağlamaya yönelik en çarpıcı hamlelerin başında gelmektedir.
Sözde futbolda adaleti sağlamak adına, suçlu suçsuz tüm takımları gündeme ortak edip, aynı kefeye koyarak PFDK'ya sevk etmek, federasyonun bütün inandırıcılığını ortadan kaldırmış, bu önemli kurumun sadece durumdan vaziyet çıkartmaya çalışan bir pozisyona oturmasına yol açmıştır.
Bu yaklaşım tarzını iyiniyetli bir adım olarak görmemiz mümkün değildir. Ayrıca Federasyon Başkanı’nın yetkili kurullarına sevk ettiklerini açıkladıkları bir konuyla ilgili olarak yorum yapması, daha da ileri giderek araştırılması gereken süreç hakkında “şike sahaya yansımamıştır” ifadelerini kullanması, başlamadan sportif adalet sürecinin nasıl dejenere edildiğinin en çarpıcı ispatıdır.
TFF Başkanı yaptığı açıklamayla ne yazık ki bünyesindeki kurulları etkileme yolunu tercih etmiştir.
Oysa yine Federasyon Başkanı’nın kurtarmak istediği Türk futbolunun geleceği; suçların üstünün örtülmesiyle değil, suç işleyenlere yönelik hak edilen yaptırımların uygulanmasıyla aydınlığa kavuşur.
Olayın geldiği aşama itibariyle Trabzonspor Kulübü olarak daha önce altyapısını oluşturduğumuz hukuksal zeminin üzerine giderek, yurt içi ve yurtdışı yasal yolların hepsinin kullanılması suretiyle gerekli girişimlerde bulunacağımızın bilinmesini isteriz.
Yeri gelmişken hatırlatmakta fayda görüyoruz; bu konu sadece kulüpler ve federasyon arasında cereyan eden dar boyutlu hak arama meselesi değil, kitleleri de geren toplumsal bir olgu haline dönüşmüştür.
Bugüne kadar sağduyulu tavrından taviz vermeyen ve gelişmeleri soğukkanlılıkla takip eden Trabzonspor taraftarında maalesef yavaş yavaş haksızlığa uğrayacağız endişesi oluşmaktadır.
Bu sebeple oluşması meydana gelmesi muhtemel toplumsal reaksiyonlar da düşünülerek dikkatli davranılmalı, bu vesileyle birilerini kurtarmak adına herkesi yakma arayışından vazgeçilerek geciken adalet en kısa zamanda sağlanmalıdır.
Saygılarımızla.
Trabzonspor Yönetim Kurulu"

Aziz Yıldırım Avukatlarıyla Mesaj Gönderdi

Aziz Yıldırım, avukatları aracılığıyla bir açıklama göndermiş.

Açıklama metni aşağıdaki gibidir:


"Öncelikle yaşanılan süreçte, Büyük Fenerbahçe taraftarına Bizlere verdiği destekten ötürü minnettar olduğumuz belirtmek isterim. Bu destek; inancımızın ve haklı duruşumuzun yegâne dayanağıdır. Bilinmelidir ki, Bizlerin de bu uğurda "çektiklerimiz", "göze aldıklarımızın" yanında yok hükmündedir.
Sevgili Fenerbahçe’mizin Dünya kulübü olma yolundaki büyük yürüyüşü, taraftarıyla, tarihiyle, ekonomisiyle ve en önemlisi yıkılmaz duruşunu simgeleyen zaferleriyle engellenemez boyutlara ulaşmıştır.
Kulübümüzün gerek geldiği nokta ve gerekse hedeflerine yönelik projeleri kimileri için hayal dahi edilemez niteliktedir. Yasadığımız sürecin ve Fenerbahçe’mize karşı yürütülen bu hayâsızca kampanyanın gerçek sebebi de budur.
Ancak bu süreç, Fenerbahçe camiasının sadece şanlı geçmişine değil, geleceğine de ne denli sahip çıktığını dost düşman herkese açıkça göstermiştir, göstermeye de devam edecektir.
Fenerbahçe’mizin bu büyük yürüyüşünü engellemeye çalışanlar geçmişte olduğu gibi bugün de muvaffak olamayacaklardır. Asılsız suçlamalarla ve türlü oyunlarla Bizleri, Türk Sporu nu bulundukları yere diğer bir deyişle bataklığın içine çekmeye çalışanlar, bugün de işbaşındadırlar. Türlü senaryolarla Fenerbahçe’mizi, Beni ve yöneticilerini lekelemeye kalkanlar şimdilerde Fenerbahçe’mizi ele geçirme senaryolarının son perdesini oynama hazırlığı içindedir. Ancak unuttukları, Fenerbahçe’mizin Başkanı, yöneticileri, taraftarı ve tüm değerleriyle ayrılmaz ve bölünmez bir bütün olduğu gerçeğidir.
"Bu ayrılık bir gün biter, bu sevda asla" uğruna hayatlarını ortaya koymaktan çekinmeyen Fenerbahçe’mizin Başkan ve yöneticilerinin şahsi ikballeri uğruna, bu sevdalarını pazarlık masalarında bırakıp kaçacaklarını söylemek kimsenin haddi değildir; bunlar derhal ve en sert şekilde gereken cevabı alacaklardır.
Aziz Yıldırım’ın vereceği cevap ise her zaman olduğu gibi açık ve nettir. Aziz Yıldırım 19 MAYIS 2012 TARİHLİ BÜYÜK FENERBAHÇE KONGRESİNDE FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BAŞKAN ADAYIDIR.
Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının mücadelesi Fenerbahçe’nin mücadelesidir. Bu mücadelemiz her yöneticimiz her taraftarımız ve her zerremiz aklanana kadar ve Bizlere bu zulmü yaşatanlar kanunlar önünde hesap verene kadar sürecektir. Unutulmamalıdır ki hiçbir güç bu ulu çınardan tek bir yaprak dahi kopartamayacaktır.
Sahaya yansımayan eylemlerin, nerede ve nasıl yapıldığını ortaya koyamayanlar bu hukuk dışı safsatalara dayanarak karar alamazlar. Hele hele günü kurtaran yasa değişiklikleri ile Fenerbahçe’yi kurtarma adı altında lekelemeye çalışanlar, Türk Futboluna ihanet etmektedirler.
Ceza yargılamasında Mahkemeye ulaşan ve "Fenerbahçe’nin tüm hesaplarının tertemiz olduğunu, yöneticilerinin tüm tasarruflarının belgelere dayandığını içeren resmi bilirkişi raporları" onca açıklamanın içinde bile yer almamaktadır.
Etik Kurulu Raporu gündeme geldiğinde, TFF’na yapılan ziyaretleri söyleyemeyen ve nedenlerini yazamayan korkusuz(!) ve özgür(!) medya; konu Bizler ve Fenerbahçe’miz olunca neden ve hangi maksatla kana susamış bir canavara dönüşmektedir?
Fenerbahçe üzerinden oynanmaya çalışılan son oyunun adı ise CAS davasıdır. Birileri "CAS davasının namusumuz olduğunu ancak namusumuzdan kayıtsızca vazgeçtiğimizi hatta şahsi pazarlıklar uğruna Fenerbahçe menfaatlerini bir çırpıda feda ettiğimizi" fısıldayarak; Taraftarlarla Fenerbahçe yönetimini karşı karşıya getirmeye çalışmaktadırlar. Öncelikle herkes şunu çok iyi bilmelidir ki Aziz Yıldırım ve Arkadaşları için iki şey asla ama asla pazarlık konusu yapılamaz; teklif dahi edilemez. Bunlar, "BÜYÜK TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE BU CUMHURİYETİN KALESİ FENERBAHÇE’MİZİN MENFAATLERİDİR"
Aziz Yıldırım’ın imzası ve onayı olmasa dahi, böyle bir kararın Fenerbahçe Yönetim Kurulu tarafından ancak ve ancak ülke menfaatleri söz konusu olduğu zaman ve bir an bile düşünülmeden, hiçbir karşılık gözetmeden derhal alınabileceğini bilmemek ya da bildiğini söylememek alçaklıktan öte ihanettir. Sürekli sınanan ve denenen sabrımızın da bir sınırı olduğu unutulmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki; şimdi bu ulu çınarın dallarını budamaya, kırmaya çalışanlar, gün gelecek güneşi görmek için yine bu çınarın tepesine çıkmak zorunda kalacaklardır. Gün Biz "Fenerbahçeliyiz" deme günü değil; "FENERBAHÇEYİZ" deme günüdür. Tüm emekçilerin bayramını kutlar saygılar sunarım.
Aziz Yıldırım
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı"