21 Aralık 2012 Cuma

Polis Fanatik mi Seçiyor?

Dün Edirne'de bir basket maçında kaydedilen polis şiddeti görüntüleri sosyal medyada büyük yankı buldu. Polis memurları, kriz geçiren bir taraftarı acımadan dövdüler. Dayağın gerekçesi ise, bu taraftarın küfretmesi imiş.



Uzun yıllardan beri polis şiddetini tartışıyoruz. Devlet, polis şiddeti yüzünden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkum edilip duruyor.

Spor alanlarında da spor şiddetine rastlıyoruz. Ne yazık ki polis, saha içinde müdahale konusunda uzman değil. Üstelik hep yanlış hedefe yöneliyor. Genellikle olaylara karışmayan taraftar kitlesine saldırıyor.

Geçen sene Şükrü Saraçoğlu Stadyumu ve çevresinde gerçekleşen olayları hatırlayalım! Polis olay çıkaranlara müdahale etmek yerine; genç-yaşlı, kadın-erkek ayırt etmeden bir anda tribüne gaz bombaları gönderdi. Yüzlerce insan gazdan etkilendi.

Aynı polis körüğü yakmaya, soyunma odalarına girmeye çalışan taraftarlara karşı aciz kaldı.

O olay bile polisin fanatiklere karşı görevini gereği gibi yerine getirmediğinin kanıtı idi.

Türkiye'de polis toplu gösterileri sevmez. Basın açıklamalarını bile zul görür. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nu dikkate almaz. İnsanların serbestçe toplanıp, demokratik toplumların vazgeçilmezi olan açıklama yapma özgürlüğünü tehdit görür. Öğrenciler, işçiler ve daha birçok grup sadece açıklama yapmak isterken polis şiddetine maruz kalır.

Oysa futbol fanatikleri dokunulmazdır.

Bu adamlar meşalelerle stadyumu yakarlar. Spiker ortaya çıkan rezaleti "muhteşem görüntü" olarak yansıtır. Polis bakmakla yetinir.



Bu adamlar caddeleri trafiğe kapatıp meşalelerle yürüyebilirler. Polis bunlara eskortluk yapar.



Bu adamlar caddelerde, meydanlarda, toplu taşıma araçlarında bağıra çağıra küfür edebilir; etrafa laf atabilirler. Otobüsten inip etrafa saldırabilirler. Polis sadece izlemekle yetinir.



Bu adamlar havalimanlarında çıkış kapısı önünde meşaleler yakıp koro halinde küfredebilirler. Yolcu yakınlarının, yolcuların huzurunu bozabilirler. Taksi ve özel araçları sallayıp terör estirebilirler. Polis sadece izler.





Bu adamlar vapurda davul çalar, meşale yakar. Kimse uyaramaz. Polis bunları iskele çıkışında gözaltına alamaz. İskelelerde polis bile olmaz.



Rakip takımın formasını giyenin minibüsü yüzlerce kişi tarafından tekmelenebilir. Polis karışmaz.



Sporda şiddetin sona erdirilmesi için yeni kanun çıkarıldı. Sanki eski kanun yetersizmiş gibi!

Eski kanundaki cezalar eleştiriliyordu. Yeni kanunda sert cezalar getirildi. Sonra bu cezalar indirildi. Peki neden?

Gerekçesini hepimiz biliyoruz. Şike için öngörülen 4-12 yıl arası hapis cezası, şikeci kulüpler ve bir şekilde şike ile ilgisi olan kulüpler tarafından eleştirildi. Şike soruşturmasının aktörlerinin mağdur olmaması için şike için öngörülen cezalar, ağır cezaları gururla kabul eden aynı TBMM tarafından indirildi. Kamuoyu tepkisinden korkulduğu için şiddet suçlarının cezaları da indirildi.

6222 sayılı Kanun hazırlanırken, eski kanunun uygulanamadığı iddia ediliyordu. Sanki uygulamaya çalışmışlar gibi!

6222 sayılı Kanun kulüplere ve emniyet güçlerine önemli görevler ve yetkiler veriyor. Bugüne kadar kanun gereği gibi uygulanmadı.

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, "spor savcılığı" fikrini ortaya attı. Sanki savcı stadyumda oturunca şiddet azalacakmış gibi!

Şiddetin çoğunlukla saha dışında gerçekleştiği görmezden gelindi.

Şimdi polisin daha sıkı denetim yapacağı iddia ediliyor.

Polis işe alkol kontrolü ile başladı. Oysa kanun, polise önüne gelen taraftara alkol kontrolü yapma yetkisi vermiyor.

Saha dışında hala şiddet var. Polis sessiz. Polis yetersiz.

Geçen hafta Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra Bağdat Caddesi'nde GS Store'a meşaleler ile saldırıldı. Mağazanın kepenki tekmelendi. Mağazanın bulunduğu binanın üst katlarına ve yoldan geçenlere meşaleler atıldı. Polis bekledi. İtfaiye bekledi. Olaylar dakikalarca sürdü. Maddi hasar oluştu.



İstiklal Caddesi'nde Fenerbahçeliler'e saldırılıyor. Bağdat Caddesi'nde Galatasaraylılar dövülüyor. Beşiktaş'ta şampiyonluk turu atmak isteyen Galatasaraylılar'ın otomobillerine hasar veriliyor.

Şiddetin rengi yok. Her grup karşı grubu suçluyor. Oysa herkes sorumlu.

Kulüp başkanları bile holigan gibi konuşuyorlar. Savcılık bu başkanlarla ilgili hiçbir işlem yapamıyor.

Türkiye'de terör estirmek isteyenler kulüp kaşkolları takarak etrafa korku salabilirler Kulüplerle yakın ilişki, suçluları dokunulmaz kılıyor.

Maalesef kabak sadece spor izlemek isteyenlerin, şans eseri çevrede dolaşanların başında patlıyor.

Devlet, hükümet, federasyonlar ve kulüpler şiddeti bitirmek istemiyor. Sadece kopyala-yapıştır yöntemi ile kanun hazırlandı. Polis kanunu uygulamıyor. Savcılık işlemiyor. Kulüpler, taraftar dernekleri, medya kontrol edilmiyor. Şiddete yol açanlar, bunları destekleyenler ve şiddeti övenler cezalandırılmıyor.

İyi insanlar polisten korkuyorlar. Fanatik gruplar ise polisi umursamıyor.

Bu sistemde bir sorun var.

Edirne Barosu'ndan Polis Şiddetine Tepki

Bugün sosyal medya 20 Aralık 2012 tarihinde Edirne'de oynanan Olin Edirne - Mersin İBB maçında gerçekleşen polis şiddeti ile sarsıldı.

Youtube'de paylaşılan görüntüler vicdanları sızlattı:



Edirne Barosu, olaydan bir gün sonra basın açıklaması yaptı.

Açıklama aşağıdaki gibidir:



"KAMUOYUNUN DİKKATİNE
    20.12.2012 günü Edirne’ de oynanan Olin Edirne-Mersin BŞB maçı sırasında, salonda bulunan bazı polis memurlarının, astım ve panik atak hastası bir taraftar tarafından küfür edildiği gerekçesi ile aile tribününe girerek kadın-erkek, yaşlı-çocuk, engelli dinlemeden taraftarların çoğuna şiddet uyguladıkları yerel ve ulusal basına yansıyan görüntülerde açıkça görülmektedir.
    Şehrimizin takımı olan Olin Edirne’ nin Beko Basketbol Ligi’nde oynadığı, üç sezondur Mimar Sinan Spor Salonunda bazı polis görevlilerinin kendilerine ‘Edirne Halkı’na haddini bildirmek’, ‘hizaya sokmak’ gibi bazı misyonlar yükledikleri, hatta ve hatta bazı güvenlik görevlilerinin bu gibi yaklaşımlarına karşı tavır gösteren Baromuz Mensubu Avukat Meslektaşlarımıza karşı maiyetindeki memurlara kanunsuz emirler veren, hakaret ve tehdit eden, hatta fiziki şiddet uygulamaya teşebbüs eden bazı üst düzey güvenlik görevlilerinin halen sanık sıfatı ile yargılandıkları Baromuzun bilgisi ve takibinde olan hususlardır.
    Öncelikle 20.12.2012 günü meydana gelen olayda Polisin tribüne girerek güç kullanması hiçbir açıdan yasal değildir. Maçın başlamasından yirmi dakika öncesinden itibaren salonun tek hakimi hakemlerdir ve maçın hakemleri polis görevlilerine böyle bir talimat vermemişlerdir. Olin Edirne Basket Kulübü yetkililerinin de polis görevlilerinden böyle bir talebi olmamıştır. Polis görevlileri maçın hakeminin ve Olin Edirne Yönetiminin talebi olmadan tribüne girerek öncelikle hukuka aykırı davranmışlardır. Bu hukuka aykırı davranışın cezai müeyyideleri bulunmaktadır.
    Diğer yandan bazı polis memurlarının amirlerinin talimatı üzerine aile tribününe girdikleri, kadın, çocuk, yaşlı, özürlü dinlemeden önüne gelen herkesi ezip geçtikleri, tribünde bulunan küçük çocukların ağlayarak kaçıştıkları, örneğin tribünde bulunan “Olin Babanne” diye bilinen bir hanımın Olin Edirne basketbolcusu Levent Bilgin’i kucaklayarak polislerin önünden kaçırdığı, diğer Olin Edirne basketbolcularının yanı sıra başta Hakan Köseoğlu olmak üzere Mersin BŞB oyuncularının dahi tribündeki çocuk ve bayanları bazı polis memurlarının vahşetinden kurtarmaya çalıştıkları, nihayet bazı polis memurlarının tribüne girme gerekçesi olarak kullandıkları Mutlu İlke isimli astım ve panik atak hastası genci yakaladıktan sonra yerde yatarken vahşice copladıkları ve akabinde yerlerde sürükleyerek salondan çıkardıkları yerel ve ulusal basına akseden kamera görüntülerinden sabittir.
    Baro Başkanımız Sayın Av. Özgür Yıldırım yaşanan bu çok çirkin görüntülerden sonra konu ile ilgili olarak hemen Edirne Emniyet Müdürü Sayın Cemil Ceylan ile bir görüşme yapmıştır. Sayın Emniyet Müdürü bu görüşmede henüz görüntüleri izlemediğini, kusuru veya suçu tespit edilecek olursa olaylara karışan polislerin korunmayacağını, polislere karşı da tribünden küfürler ve hakaretler edildiği duyumunu aldığını,  yaşanan bu üzücü olaylar karşısında son derece üzgün olduğunu, Edirne Halkı ile Edirne Emniyet Teşkilatının karşı karşıya kalmamasını dilediğini, Emniyet Teşkilatının her zaman Halkımıza hizmet etmek gayesi ile gece – gündüz özveri ile çalıştığını ifade etmiştir.
    Asil Edirne Halkı, bugüne kadar Güvenlik Güçlerimizin ve Emniyet Teşkilatımızın her zaman yanında olmuş, Güvenlik Güçlerimize ve Emniyet Teşkilatımıza karşı yapılan haksız saldırılar ve eylemleri şiddetle, lanetle, nefretle kınamış, bugüne kadar ülkenin hiç bir bölgesinde olmadığı kadar askerine ve polisine sahip çıkmıştır. Üzerindeki üniformanın ağırlığını taşıyamayan bir kaç kendini bilmez, Edirne Halkı ile Emniyet Teşkilatını karşı karşıya getiremeyecektir.
    Edirne Barosu olarak Edirne Halkı’na karşı gerçekleşmiş veya gerçekleşecek olan her türlü olumsuz eylemin karşısında kararlılıkla dimdik duracağımızı, kamu görevlilerinden dahi gelse Halkımıza karşı haksız ve hukuka aykırı her türlü davranış karşısında Baro olarak tüm gücümüz ve kurumlarımız ile Halkımızın yanında olduğumuzun bilinmesini, meydana gelen olayda kanunsuz emirleri veren, uygulayan, orantısız güç kullanan, suç işleyen kamu görevlileri hakkında yapılacak idari, adli ve cezai işlemlerin her aşamasının takipçisi ve müdahili olacağımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.
                                                                                                                       EDİRNE BAROSU"

14 Aralık 2012 Cuma

Deplasman Yasağını Kim İstiyor?

Uzun zamandan beri deplasman yasağını tartışıyoruz. Önceleri bu yasak sadece büyük maçlarla sınırlı iken, zaman geçtikçe bu yasağın kural haline geldiğine şahit olduk.

Herkes bu yasağı destekliyor. Hiçbir ev sahibi kulüp stadyumuna yabancı taraftar almak istemiyor. İl ve İlçe Güvenlik Kurulu toplantılarında deplasman takımı hariç hiçbir yetkili yasağa karşı tavır almıyor.

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, kendi adına konuşup yasağa karşı olduğunu söylemeye devam ediyor.

Suat Kılıç, bugün Twitter'dan ilginç paylaşımlarda bulundu:

"Deplasmana yasak kararı, İl Güvenlik Kurulu tarafından alınmadı. Karar, kulüplerin. Valilik, güvenliği sağlarım, diyor."

"Deplasmana taraftar götürmeme kararına karşı tutumum belli. Yasak yabancılaştırır. Mesafeleri açar. İhtilâfları büyütür."

"Taraftar düşman değil, kardeş. Sadece farklı renklere tutkunlar. Kazanmak da var, kaybetmek de. Ama kavga yok!"

"Bugün aynı tribünlerde 90 dakika yan yana duramayanlar, yarın aynı cephede aynı bayrak altında omuz omuza olacaklar!"

"Yasağı, yasak kararını alanlar kaldırmalı ki, arkasında dursunlar, sahip çıksınlar, ve taraftarı da yanlarına alsınlar."

""Yasağın kalkması için biraz daha zamana ihtiyaç var" derlerse, Bu durumda taraftar süreyi kısaltacak adımlar atmalı."

Bu beyanlardan en dikkat çekeni, yasak kararının İl Güvenlik Kurulu tarafından değil, kulüpler tarafından alındığına dair iddia oldu.

Bugün çeşitli Internet sitelerinde de bu iddiayı destekleyen haberler yayınlandı.

İddiaya göre, Galatasaray-Fenerbahçe maçı öncesinde toplanan İl Güvenlik Kurulu'nda Galatasaray yasağın devam etmesini istemiş. Galatasaray yöneticileri ise yasak kararının devam etmesini istemişler. Vali yardımcısı Aziz Mercan ise "Bu kulüplerin meselesi biz karışamayız, Aranızda bir karar verin" diye konuşmuş.

Bu iddia doğru ise, devletin futbolun elinde oyuncak haline geldiğini, devlet yetkililerin adeta kukla gibi hareket ettiklerini görüyoruz.

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanun, İl Spor Güvenlik Kurulu'na geniş yetki veriyor. Bu kurulda sadece kulüp yetkilileri bulunmuyor. Kurul, oylama sonucunda karar veriyor. Sadece ev sahibi kulübün kararı, kurul kararı olamıyor. En azından kanun böyle diyor.

İl Güvenlik Kurulu'na kulüpler dışında hangi kurum temsilcileri katılıyor?

Kanuna göre, il spor güvenlik kurulu, vali veya görevlendireceği vali yardımcısının başkanlığında, belediye başkanlığı, il jandarma komutanlığı, il emniyet müdürlüğü, gençlik ve spor il müdürlüğü, il sağlık müdürlüğü, il milli eğitim müdürlüğü, ilgili federasyon ve amatör spor kulüpleri konfederasyon temsilcileri, vali tarafından belirlenecek bir hukukçu ile farklı spor kulüplerine mensup taraftardan sorumlu kulüp temsilcisi olan en az iki yönetici ve gerekli görüldüğünde davet edilecek basın kuruluşlarının ve ilgili kamu kuruluşlarının temsilcilerinden oluşuyor.

Kulüp temsilcilerini çıkardığımız zaman, İdare'nin bu kurula hakim olduğunu görüyoruz. Deplasman yasağı kararını aslında İdare alıyor. Bu idari kararın sorumluluğunun bir kulübe yıkılması doğru değil. Vali yardımcısının beyanı doğru ise, Valilik ve diğer kamu yetkililerinin görevlerini yerine getirmedikleri anlaşılıyor.


Görevi ihmalden öte, devletin bir grup holigan karşısında aciz kaldığını iddia etmek daha doğru olur.


İl Emniyet Müdürlüğü, polisin gerekli önlemleri alamadığının farkında. Sadece stadyum içinde ve çevresinde değil, tüm şehirde önlem alınması gerekiyor. İstiklal Caddesi, Bağdat Caddesi, stadyuma giden yollar, toplu taşıma araçları denetim halinde tutulması gerekiyor. Emniyet bunu sağlayacak güçte değil.


Belediye ise toplu taşıma araçlarının zarar görmesinden çekiniyor.


İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün bu kurulda ne işi olduğunu bilmiyorum. Olmasa da olurdu.


İl Sağlık Müdürlüğü ise stadyum çevresinde ve şehir içinde oluşacak şiddet olayları sonucunda yaralananlara ambulans yetiştirmekte zorlanacağını düşünüyordur. Hastanelerin gereksiz yere (!) işgal edilmesinden kaygılanıyor olabilir.


Bakan Kılıç, "Deplasmana yasak kararı, İl Güvenlik Kurulu tarafından alınmadı. Karar, kulüplerin. Valilik, güvenliği sağlarım, diyor." şeklindeki tweeti ile, 6222 sayılı Kanun'un uygulanmadığını itiraf etti.


Bakan Kılıç, deplasman yasağına karşı olduğunu belirtiyor ancak İl Spor Müdürlüğü yetkililerinin hangi yönde oy kullandıklarını bilmiyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın kurumsal görüşü nedir? Bilen var mı?

Bakan Kılıç, 6222 sayılı Kanun'un taraftarlara karşı en sert şekilde uygulanacağını hatırlatıp duruyor. Sporda şiddetin taraftar kaynaklı olduğunu iddia ediyor.

6222 sayılı Kanun'un uygulanmadığı tek alan, yaptırım boyutu değil. İl Spor Müdürlükleri il güvenlik kurullarında aktif değil. Bakan Kılıç'ın beyanına göre, aktif de olamıyor. Devlet, spor kulüplerinin sözünden çıkamıyor. İl Spor Müdürlükleri ise Bakan Kılıç ın görüşünü hayata geçiremiyor. Kılıç'ın sözleri sadece bir bakanın iyi dilekleri olmaktan öteye geçemiyor. Bakan Kılıç, kendi memurlarını yasağın kalkması yönünde oy kullanmaya zorlayamıyor.

Deplasman yasağı devletin işine geliyor. Valilik, Emniyet, Belediye yasak kararı ile birçok görevi yerine getirme yükümlülüğünden kurtulmayı; sorumluluğu sadece taraftar ve kulüplerin üzerine yıkmayı amaçlıyor.

Taraftarlar ise konunun detayını bilmedikleri için ev sahibi kulübün yöneticilerine kızmakla yetiniyorlar. Oysa yasak kararı bir kurula ait. Kulüplerin söz hakkı ise çok az. Deplasman yasağının devam etmesi, devletin kararıdır. Kulüplerin değil. Aksini iddia etmek ise gerçeği çarpıtmaktan öte anlam taşımaz.

Ve sormak gerekir: Madem ev sahibi kulübün kararı hayata geçiriliyor, neden kurul topluyorsunuz? Neden hayata geçirmekten çekineceğiniz kanunlar çıkarıp, toplumun TBMM'yi ve İdare'yi ciddiye almamasına neden oluyorsunuz?

Türkiye Futbol Federasyonu ve Digiturk Hakkında Soruşturma Açıldı

Rekabet Kurulu, Türkiye Futbol Federasyonu hakkında soruşturma açtı.

Kurul'un Internet sayfasında yayınlanan duyuru aşağıdaki gibidir:

"Süper Lig yayın haklarının devri konusunda Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. (Digiturk) arasındaki sözleşmenin süresinin iki yıl uzatılıp uzatılmadığının araştırılması ve bu iddiaların doğruluğu halinde işlem yapılması talebi üzerine başlatılan önaraştırma, Rekabet Kurulunca karara bağlandı.

Önaraştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitleri 06.12.2012 tarihli toplantısında müzakere eden Kurul, bulguları ciddi ve yeterli bularak, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 41. maddesi uyarınca Türkiye Futbol Federasyonu ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. hakkında soruşturma açılmasına karar verdi.

Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi, rekabeti sınırlayıcı anlaşmaları ve uyumlu eylemleri yasaklamaktadır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, TFF ile Digiturk tarafından Paket A Yayın Hakları Sözleşmesi kapsamında yayın haklarının 2015-2016 ve 2016-2017 futbol sezonlarını da içerecek şekilde devrine yönelik olarak imzalanan 21.05.2012 tarihli sözleşmenin, 30.04.2012 tarihinde 12-23/659-181 sayılı Rekabet Kurulu kararıyla muafiyet tanınmayan sözleşmeye göre daha kısa süreli hak devrini düzenlediği anlaşılmakla beraber Kanun’un 4. maddesinin uygulanmasından muaf tutulabilmesi için gerekli şartları karşılayıp karşılamadığına dair bireysel muafiyet değerlendirmesine tâbi tutularak, ilgili taraflarca 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla soruşturma başlatılmasına karar verildi."

13 Aralık 2012 Perşembe

Tarafsız Bölge'de Şike Tartışıldı (12.11.2012)

Yayın tarihi: 12.11.2012

Konuklar:
Av. Alpay Köse,
Gazeteci Orhan Bursalı,
Gazeteci Münir Koçarslan,
Av. Engin Tuzcuoğlu
Av. Rezan Hepözdemir

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

2 Aralık 2012 Pazar

Yunan Sporcuyu Türk Yapacak Erkek Aranıyor

Türkiye Eskrim Federasyonu Başkanı Müminhan Bilgin, Türk spor yönetiminin içler acısı haline güzel bir örnek.

Bilgin'in devşirme teklifi götürdüğü Yunan sporcu ile ilgili açıklamaları o kadar düzeysiz ki, üzerinde tartışmaya değmez.

Şimdilik ilgili haberi paylaşıyorum. Gelecek günlerde Bilgin'in önceki icraatları ışığında Yunan sporcu olayını irdeleyeceğim.

İlgili haber şöyle:

"Eskrimde dünya 5'incisi olan Yunan sporcu,Türkiye'den 'Bir Türk'le evlen, bayrağımızla yarışmaya katıl' diye teklif geldiğini açıkladı. Türkiye Eskrim Federasyonu Başkanı Müminhan Bilgin: Ne damat ne de para teklif ettik. Bizim çöpçatanlık rolümüz yok. Ama böyle bir şey olup gazeteye çıksa 100 bin kişi sıraya girer.


Vatan gazetesinden İsmail Şahin'in haberine göre, Yunanistan ’ın eskrimde dünya sıralamasında 5’inci sırada yer alan sporcusu Vaso Vougiouka, Olimpiyatlar’da Türk bayrağıyla yarışması için Türkiye ’nin kendisine çok cazip bir vatandaşlık teklifinde bulunduğunu söyledi. Komşu kızı, “Bir Yunan gibi düşündüm ve Türkler’in teklifini reddettim. Teklifi yapan Türkiye olmasaydı kabul edebilirdim” dedi. 

Londra Olimpiyatları’nda çıktığı son maçta dişinin kırılması sonucu bronz madalyadan olan Yunan eskrimci Vaso Vougiouka’nın komşuda yayınlanan Proto Thema gazetesine verdiği röportaj olay yarattı. 1986 doğumlu Yunanistan Şampiyonu sporcu, Türk Eskrim Federasyonu yetkililerinin Olimpiyatlar’dan hemen sonra kendisini arayarak bir sonraki oyunlarda Türkiye adına yarışmasını istediklerini söyledi. Kendisini çok kibar konuşan bir Türk yetkilinin aradığını ve Türk bayrağıyla podyuma çıkmayı kabul etmesi durumunda kendisine 50 bin euro ’su hemen ödenmek kaydıyla 100 bin euro transfer parası ile aylık maaş bağlanacağını, ayrıca alacağı madalya başına da ödül verileceğini söylediğini belirtti. Buna göre Türkiye, kadın eskrimciye altın madalya kazanması durumunda 500 bin euro, gümüş madalya içinse 110 bin euro karşılığı altının ödül olarak verileceğini bildirdi. Hatta Vougiouka’ya bu altın ödüllerin anlatıldığı Türkiye’deki yönetmelik maddesi de Yunanca’ya çevrilerek gönderildi. 

- PARA VE DAMAT İDDİASI: İddiaya göre federasyon yetkilisi, Yunan sporcunun Türk vatandaşı olabilmesi için 2 yöntem önerdi: 

1) Yunan federasyonunu ikna et, onlara bir ödeme yapıp seni transfer edelim. Hemen Türk vatandaşı yapalım. 

2) Eğer federasyonu ikna etmekte başarısız olursan seni bir Türk’le evlendirelim. Böylece hem Türk vatandaşlığını almış olursun hem de Yunan pasaportunu korur çifte vatandaş olursun. Ama Olimpiyatta bizim için yarışırsın. 

- ‘BİR YUNAN GİBİ DÜŞÜNDÜM’: Teklifin çok cazip olduğunu itiraf eden Yunan sporcu gazeteye şu açıklamayı yaptı: Yunanistan Rumen antrenörümün ücretini bile ödemekte zorlanıyor. Bizim aldığımız paralar da çok düşük. Ama ben yine de bir Yunan gibi düşündüm ve Türkler’in teklifini reddettim. Eğer teklifi yapan Türkiye olmasaydı kabul edebilirdim. Ayrıca Türk bayrağıyla yarışmayı kabul etseydim ülkemde ‘satılmış’ damgası yiyeceğimi de biliyorum. Ne ülkemi ne de arkadaşlarımı satamam.” 

‘Ne damat ne de para teklif ettik’ 

Türkiye Eskrim Federasyonu Başkanı Müminhan Bilgin: “Olimpiyat öncesinde bize ‘Ben Türkiye’ye gelmek istiyorum’ diye haber gönderdi. Tek şartımız Türk vatandaşı olmasıydı. Vaso Vougiouka’ya ödül yönetmeliğimizi anlattık. Yunanca’ya çevirip gönderdik. En son telefon görüşmesinde, ‘Ben kabul ediyorum. Acaba federasyonu ne yaparsınız?’ dedi. Biz de Yunan federasyonuyla kavga edemeyiz dedik. Orada meseleyi kamuoyuna sızdırarak uyanıklık yapıyor. Sanki Yunan federasyonunun bizimle pazarlık yapma zeminini hazırlamaya çalışıyor. Normal beklemeli vatandaşlık olmazsa bunu hızlandırmak için ne yapılabilir demiş. Arkadaşlar da Türkiye’de eğer bir Türk’le evlenirsen daha çabuk vatandaş olursun demiş. Bizim çöpçatanlık rolümüz yok. Ama böyle bir şey olup gazeteye çıksa 100 bin kişi sıraya girer.”

Emekspor ve Şike

Son günlerde spor adamları ve spor yazarları artık şikeden konuşulmasına gerek kalmadığı yönünde ahkam kesmeye başlayınca Emekspor ile ilgili verilen kararın hiç gündeme taşınmaması tekrar ilgimi çekti.

Bilmeyenler için olayı hatırlatayım.


20 Mayıs tarihinde oynanan ve Emekspor’un 12-14 takımıyla mücadele ederek 29-0 kaybettiği 1. Amatör Küme karşılaşmasının ardından; şampiyonluk mücadelesi veren Arabayatağı, Kocatepespor’un şike yaptığını iddia ederek konuyu TFF'ye taşıdı.

TFF Amatör Futbol Disiplin Kurulu, Kocatepespor’u suçsuz bulurken, 12-14 takımıyla sahaya çıkan Emekspor’u küme düşürülmesine ve Emekspor yöneticisi Hilmi Top'a sürekli hak mahrumiyeti cezası verilmesine karar verdi. Tahkim Kurulu da AFTD'nin kararını onadı.

İnsan ister istemez Emekspor yöneticisi Hilmi Top'un tek başına şike yapıp yapmadığını merak ediyor. Hilmi Top sadece kendi inisiyatifi ile mi müsabakanın sonucunu etkiledi? Kulübün diğer yöneticileri bu karardan haberdar değil miydi? Teknik direktör yöneticileri uyarmadı mı? Yoksa teknik direktör de mi işin içindeydi?

AFDK ve Tahkim Kurulu'nun gerekçeli kararları yayınlanmadığı için olayın detaylarını bilemiyoruz. Elde hangi deliller vardı? Sadece skora mı bakıldı? Sahada alınan farklı mağlubiyet "şikenin sahaya yansıması" olarak mı değerlendirildi?

Kafa karıştıran diğer husus ise, şike yapılan maçı kazanan Kocatepespor'a ceza verilmemiş olması. Hilmi Top'un kendi iradesi ve isteği ile, durup dururken müsabaka sonucuna etki etmeyi amaçladığına inanmak zor. Ortada şike var. Şike var ise, şike anlaşması olması lazım. Peki anlaşmanın diğer tarafı kim?

Gelelim olayın en can alıcı kısmına. Hilmi Top'un biriyle anlaşması gerektiğine göre, Top bu anlaşmayı menfaat karşılığı mı yaptı? Yoksa hatır şikesi mi söz konusu? Eğer menfaat karşılığı şike yapıldı ise, TFF bu durumu savcılığa bildirdi mi? Hilmi Top hakkında suç duyurusunda bulunuldu mu? Etik Kurulu şike ile ilgili rapor hazırladı mı? TFF, Hilmi Top hakkında soruşturma açtı mı? Savunma aldı mı? Diğer ilgililere ulaşılmaya çalışıldı mı?

Emekspor küme düşerken, maç sonucundan menfaat sağlayan Kocatepespor'un şampiyonluğunun tescil edilmesi skandaldır. En azından Kocatepespor'un menfaati için kimlerin Hilmi Top ile anlaşmaya vardığı soruşturulmalıydı. Kocatepespor'un yöneticileri olaya dahil olmadıysa, Kocatepespor'a ceza verilemezdi. Ancak bu olasılığın üzerinde hiç durulmamış.

TFF, şikecinin yanında. Süper Lig'de birkaç futbolcu feda edildi. Ceza Mahkemesi onlarca yönetici hakkında hapis kararı vermişken, TFF Tahkim Kurulu akla zarar bir kararla şikecileri korudu. Amatör Küme'de ise şike sayesinde şampiyon olan takıma dokunulmadı. Maçı kaybeden takım küme düşürüldü. Fenerbahçe'yi kurtarmak için uydurulan kriterler Emekspor Olayı'nda uygulanmadı.

Emekspor Kararı, AFDK ve Tahkim Kurulu için ikinci utanç kararı oldu.