8 Ağustos 2014 Cuma

TMOK Spor Hukuku Panelleri Kitapları Yayınlandı

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi uzun zamandan beri spor hukuku sorunları hakkında paneller düzenliyor.

Bu panellerde güncel konular tartışılıyor. Medyada, tartışma programlarında pek dile getiril(e)meyen görüşler özgürce açıklanıyor, tartışılıyor.

Panellerde sunulan tebliğler ve yapılan tartışmaların tamamı kitap halinde basıldı.

Üniversitelerde, başka ortamlarda verdiğim derslerde ve konferanslarda şahit olduğum tartışmaları ve soruları gördükçe panel kitaplarının kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini düşündüm.

TMOK Spor Hukuku Komisyonu başkanımız Av. Türker Arslan önerimi kabul etti. TMOK Halkla İlişkiler sorumlusu Sayın Mehmet Güçlü Bey bu konuda bize çok yardımcı oldu. Kitaplar TMOK'un resmi sitesine yüklendi. Birinci konferansın kitabı ise ilerleyen günlerde siteye yüklenecek.

Kitapların linklerini aşağıda paylaşıyorum.

30 OCAK 2010
KONUŞMACILAR:
Yrd. Doç. Dr Taner AYANOĞLU: "Anayasa Mahkemesi'nin 02.07.2009 Tarih ve 2006/118 E Sayılı, 3289 sayılı Kanunun EK 9. Maddesinin Bazı Hükümlerinin İptaline Dair Kararının Sonuçları ve Türk Spor Yargısına Olası Etkileri"
Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL: "Artan Şiddet Olayları Karşısında Şiddetin Önlenmesine Dair 5149 Sayılı Kanunda Yapılması Gereken Değişiklikler"
Av. Yılmaz SAVAŞER: "Spor Yargısında Delillerin Toplanması, Değerlendirilmesi ve Savunma Hakkı"
Av. Sami DİNÇ: "Disiplin Yargılamasında Soruşturma, Savunma Hakkı ve Deliller ile Özelde TV Görüntülerinin Delil Niteliği"
Doç. Dr. Hatice ÖZDEMİR KOCASAKAL: "Son Değişiklikler Işığında Türkiye'deki Sportif İhtilaflar Bakımından CAS'ın Yargı Yetkisi ve CAS'a Başvuru Olanakları"

"ANAYASA MAHKEMESİ'NİN İPTAL KARARLARI IŞIĞINDA GSGM VE TFF TAHKİMİNİN GELECEĞİ" KONULU SEMPOZYUM
19 ŞUBAT 2011
KONUŞMACILAR:
Mert YAŞAR: "Mukayeseli Hukukta Spor Tahkimi"
Av. Emre KOÇAK: "FIFA ve UEFA'nın Spor Tahkimi'ne Bakışı"
Yrd. Doç. Dr. Taner Ayanoğlu: "Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Esasları, Anlam ve Sonuçları"
Prof. Dr. Celal ERKUT: "AYM'nin İptal Kararından Sonra Nasıl Bir GSGM Tahkimi?"
Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL: "AYM'nin İptal Kararından Sonra Nasıl Bir TFF Tahkimi?"
Av. Yılmaz SAVAŞER - Av. Sami DİNÇ: "Spor Tahkiminde Kararların Kesinliği ve İcrası, Yaşanan Sorunlar"

“SPORDA ŞİDDET VE ÖNLENMESİ” KONULU KONFERANS ve PANEL
20 MART 2011
Konferans:
Prof. Dr. Köksal Bayraktar: "Sporda Şiddet Yasa Tasarısının Ceza Hukuku Açısından Değerlendirilmesi"
Panel: "Şiddetin Genel Değerlendirmesi"
Prof. Dr. Köksal Bayraktar
Doç. Dr. Ümit Kocasakal
Av. Cem PAPİLA
Av. İsmail COŞKUN

"SPOR KULÜPLERİNİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI" KONULU KONFERANS
26 OCAK 2013
KONUŞMACILAR:
Av. Zübeyt AYDIN (Spor Genel Müdürlüğü Baş Hukuk Müşaviri)
Av. Faruk ÖKSÜZ (Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi)
Prof.Dr. Mehmet HELVACI (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi)
İKİNCİ OTURUM: "SPOR KULÜPLERİNİN GÜNCEL SORUNLARI, DENETİMİ VE
YÖNETİCİLERİN KONUMU"
KONUŞMACILAR:
Fikret ORMAN (Beşiktaş Spor Kulübü Başkanı)
Av. Yunus EGEMENOĞLU (Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Eski Üyesi)
Erdal BATMAZ (Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu Eski Üyesi, TMOK Üyesi)

"6222 SAYILI KANUN’UN UYGULAMA SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI" KONULU PANEL
Kasım 2013
KONUŞMACILAR:
Av. Hüseyin Alpay KÖSE: "Sporda Şiddet ve Çözüm Yolları"
Ar. Gör. Mert YAŞAR: "Karşılaştırmalı Hukuk Boyutunda Sporda Şiddetin Önlenmesi"
Taner TEBEL (İstanbul Cumhuriyet Savcısı)
Celalettin KARANFİL (Eskişehir Cumhuriyet Savcısı)

18 Temmuz 2014 Cuma

İsviçre Federal Mahkemesi'nin CAS ile İlgili Kararları (2014)

Spor Tahkim Mahkemesi'nin (Court of Arbitration for Sport, CAS) uluslararası uyuşmazlıklara ilişkin kararlarına karşı İsviçre Federal Mahkemesi'ne başvurulabiliyor.

İsviçre  Federal Mahkemesi, birçok kez CAS kararlarını inceledi. İncelemeye devam ediyor.

İsviçre Federal Mahkemesi'nin 2014 yılında CAS ilgili verdiği kararları aşağıdaki gibidir. Sene içinde liste güncellenecektir.


4A_324/2014 (16.10.2014) Fenerbahçe Kararı

4A_6/2014 (28.08.2014) (Yayınlanacak)


4A_90/2014 (09.07.2014)

4A_178/2014 (11.06.2014)

4A_544/2013 (26.05.2014)

4A_564/2013 (07.04.2014)

4A_448/2013 (27.03.2014)

4A_362/2013 (27.03.2014)

4A_304/2013 (03.03.2014)

4F_2/2014 (13.01.2014)

4A_476/2013 (06.01.2014)

Anayasa Mahkemesi Aziz Yıldırım'ın Bireysel Başvurusunu Reddetti

3 hafta önce Anayasa Mahkemesi'nin Aziz Yıldırım hakkında verdiği kararı paylaşmıştım.

Anayasa Mahkemesi ilgili kararı aldığı gün (8 Mayıs 2014), Aziz Yıldırım'ın bir başka başvurusunu da inceleyip karara bağlamış. Ancak ikinci karar, birinci kararın yayımlanmasından üç hafta sonra yayımlandı.

Kararı şu şekilde özetleyebiliriz:

Aziz Yıldırım, çeşitli iddialarla soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında HSYK'ya başvuruda bulunarak şikayetçi oldu.

HSYK Üçüncü Dairesi, soruşturma izni verilmemesine karar verdi. Aziz Yıldırım bu karara itiraz edince bu sefer HSYK Genel Kurulu itirazı reddetti.

Aziz Yıldırım HSYK Genel Kurulu kararının ardından Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi, HSYK'nın meslekten çıkarma dışındaki kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı gerekçesiyle Aziz Yıldırım'ın itirazını "konu bakımından yetkisizlik" gerekçesiyle reddetti.

Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararı ise aşağıdaki gibidir:

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR

Başvuru Numarası : 2013/3240
Karar Tarihi : 8/5/2014

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkındaki soruşturmada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcıları aleyhindeki şikayetine istinaden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yürütülen soruşturma ve verilen kararlar nedeniyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 6/5/2013 tarihinde istanbul Anadolu 35. Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31112/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanıdır.

6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250. maddesi ile görevli) tarafından yürütülen ve kamuoyunda "şike soruşturması” adıyla anılan soruşturma kapsamında 3/7/2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 10/7/7/2011 tarihinde tutuklanmıştır.

7. Başvurucu, kendisi ve müdafiine karşı gizli olan soruşturma dosyası içeriğinin medya ve gazetelere karşı gizi olmadığı, sanık ve savunma haklarının ihlal edildiği. uzun süre birbiri ile alakası olmayan suçlamalar hakkında işlem yapılmaksızın beklendiği, herkesin ve her şeyin birbirine ulanarak ve bu şekilde çok sanıklı kalın dosyalar oluşturularak savunmanın imkansız hale getirildiği, iddianamelerin hazırlanmasının geciktirildiği, yargılamanın bu nedenle yıllar sürecek şekilde uzatıldığı, soruşturmanın kapsamının belirlenmesinde ayrımcı tutum sergilendiği, delillere ilişkin gizli bilgilerin kesin doğruyu yansıtıyormuş gibi basına verildiği, basında yer alan haberlerin oluşturduğu baskı ve olumsuz atmosferin etkisi ile tutuklandığını ileri sürerek, soruşturmada görev alan yargı mensupları hakkında HSYK'ya başvuruda bulunarak şikayetçi olmuştur.

8. Başvurucunun şikayeti üzerine HSYK ' nın 1/8/2011 tarihli "inceleme ve gerektiğinde soruşturma" iznine istinaden, ilgili Cumhuriyet Savcısı hakkında HSYK Başmüfettişi tarafından inceleme yürütülmüş ve tanzim edilen 13/9/2011 tarihli fezleke, HSYK Üçüncü Dairesine sunulmuştur. Fezleke ve ekleri ile başvurucu ve avukatının dilekçe ve beyanlarını inceleyen HSYK Üçüncü Dairesinin 4/10/2011 tarih ve 2011/5961 sayılı kararıyla soruşturma izni verilmemesine karar verilmiş ve HSYK Genel Sekreterliğinin 15/2/2012 tarih ve 8581 sayılı yazısı ile başvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu bu karara karşı yeniden inceleme talebinde bulunmuştur.

9. Başvurucunun yeniden inceleme talebini inceleyen HSYK Üçüncü Dairesinin 3/5/2012 tarih ve 2012/390 sayılı kararıyla "kararın kaldırılmasını gerektiren herhangi bir delil ve durumun bulunmadığı" gerekçesiyle, başvurucunun talebinin reddine karar verilmiştir. Başvurucu bu karara karşı 23/7/2012 tarihli dilekçe ile HSYK Genel Kuruluna itiraz yoluna başvurmuştur.

10. Başvurucunun itirazını inceleyen HSYK Genel Kurulunun 20/2/2013 tarih ve 2013/210 saylı kararıyla "yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın yerinde olduğu" gerekçesiyle, başvurucunun itirazının oy birliğiyle ve kesin olarak reddine karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 5/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk
11. Anayasa'nın 159. maddesinin dokuzuncu ve onuncu fırkaları şöyledir:
"Hakim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hakimler için idari nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve somşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kımi/u Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.
Kurulun meslekten çıkarma ce;asına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı merciierine başvurulamaz. ''

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

12. Mahkemenin 8/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 20 13/3240 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun iddiaları

13. Başvurucu, gözaltına alındığı ve eşkal tespitinin yapıldığı görüntü ve fotoğrafların, soruşturma dosyasına ait çok sayıda bilgi ve belgenin basında yer aldığını, soruşturma makamlarınca, soruşturmanın gizliliğinin korunmasına ve medya yoluyla oluşturulan olumsuz '"linç" atmosferinin önüne geçilmesinin sağlanmasına yönelik tedbirlerin alınmadığmı, soruşturmanın yürütülüş ve delillerin toplanması yöntemi ile dosya kapsamındaki kısıtlılığa soruşturma makamlannın riayet etmemelerinin hukuka aykırı olduğunu, soruşturma kapsamında suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğini, bu hususlara ilişkin olarak HSYK'nın sorumlular hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdiğini, bu şikayetlerini ilettiği HSYK tarafından görevlendirilen Başmüfettişin topladığı delilleri ve aldığı ifadeleri kendisi ile paylaşmadığını, aynı şekilde HSYK tarafından da dosyanın tamamının kendisi ile paylaşılmadığını, belgelerde adları geçen kişilerin isimlerinin gizlendiğini, HSYK Üçüncü Dairesi ve Genel Kurul kararlarının gerekçesiz olduğunu, bu nedenlerle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, HSYK kararlarının kaldırılmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

14. Başvurucunun, ihlal iddialarına konu olan olay ve olguları, anılan HSYK tarafından yürütülen soruşturma ve verilen kararlara dayandırdığı (§ 13) ve sonuç olarak Anayasa Mahkemesinden bu kararların ortadan kaldırılmasını ve ilgili Cumhuriyet Savcısı hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını temine yönelik bir karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.

15. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa lıdahkemesi kararları ile Anayasanm yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz."

16. Anayasa'nın "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu" kenar başlıklı 159. maddesinin onuncu fıkrası şöyledir:

"Kurulun meslekten çıkarma cezasma ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı merciierine başvurulamaz."

17. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler bireysel başvuru konusu olamazlar. Anayasa'nın 159. maddesinin onuncu fıkrası ile de HSYK'nın meslekten çıkarma cezası dışındaki kararları yargı denetimi dışında bırakılmıştır.

18. Başvuru konusu olayda başvurucu, hakkındaki soruşturmada görev alan hakim veya Cumhuriyet savcılan hakkında yaptığı şikayet sonucunda soruşturma izni verilmemesine ve yeniden inceleme talebinin reddine dair HSYK Üçüncü Dairesinin kararları ile HSYK Genel Kurulunun yeniden inceleme talebine ilişkin karara karşı itirazının reddine dair kararları nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğinden bahisle bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa'nın 159. maddesininonuncu fıkrası gereğince HSYK’nın anılan kararları aleyhine yargı merciierine başvurulması mümkün değildir. Dolayısıyla başvuru konusu işlem, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerden olduğundan bireysel başvuruyakonu olamaz (B. No: 2013/1581, 16/4/2013, § 15).

19. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir işleme karşı yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Başvurunun, "konu bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL EDiLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 8/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Anayasa Mahkemesi'nin Kararının Spor Hukukuna Etkisi Yok

Yarın büyük gün. UEFA şike süreci ile ilgili yapılan şikayetleri değerlendirip kararını verecek. Ayrıca İsviçre Federal Mahkemesi, Fenerbahçe'nin CAS kararının iptali için açtığı davayı görmeye başlayacak.

Aziz Yıldırım'ın avukatları Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak 17 Temmuz'dan önce olumlu veya olumsuz bir karar vermesini talep etmişler. Avukatlar, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının Avrupa'da dikkatle takip edildiğini ileri sürmüşler.

3 seneden beri aynı taktik izleniyor. Ceza hukuku ve spor hukuku karıştırılıyor.

UEFA, CAS ve İsviçre Federal Mahkemesi şike sürecinin spor hukuku boyutunu inceler. Devlet mahkemelerinin kararları sadece delil olabilir. Bu deliller de bağlayıcı değildir.

Aynı şekilde, devlet yargısındaki sorunlar da bu üç kurumu hiç ilgilendirmez. Önemli olan, spor karşılaşmalarında manipülasyon yapılıp yapılmadığıdır. Manipülasyon yapıldığına dair herhangi bir delil elde edilmişse, artık bu delilin nasıl elde edildiğine bakılmaz. Devlet yargısında adil yargılama yapılıp yapılmadığı da önemli değildir.

Türk mahkemeleri 6222  sayılı Kanun ve CMK ile bağlıdır. UEFA ise kendi talimatını uygular. Kendi usul kuralları vardır ve İsviçre Usul Kanunu hükümleri bağlayıcıdır.

6222 sayılı Kanun'daki şike tanımı ile UEFA Disiplin Talimatı'ndaki şike tanımı farklıdır. Devlet mahkemesi şike olarak değerlendirmediği bir davranış, UEFA Disiplin Talimatı uyarınca manipülasyon olarak değerlendirilebilir.

Ceza mahkemesi, hukuka aykırı elde edilen delilleri nazara alamaz. UEFA ise, bu delilleri dikkate alır. CAS da şike ile ilgili elde edilen her türlü delili dikkate alır. İsviçre Federal Mahkemesi, gerçek kişilerin bile gizlice dinleme yaparak elde ettikleri kayıtlar temel alınarak verilen disiplin cezalarını onadı. CAS'ın bu konuda içtihat oluşturan bir kararı bulunmaktadır. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da atıf yaparak, şike gibi büyük suçlarda hukuka aykırı elde edilen ve insanlık onurunu yaralamayan delillerin temel alınabileceğini açıkladı: http://goo.gl/kRJah7.

İsviçre Federal Mahkemesi, Mart ayında CAS'ın FC Karpaty kararına karşı yapılan iki itiraz üzerine verdiği kararlarda, bir futbolcunun gizlice aldığı ses kaydının delil olarak değerlendirilmesini kabul etti: http://goo.gl/UH09Wn, http://goo.gl/nVM1At.

Anayasa Mahkemesi adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verse, Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama kararı verip daha önce elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu belirtse bile bu iki mahkemenin verdiği kararların UEFA, CAS, İsviçre Federal Mahkemesi nezdinde hiçbir etkisi olmaz.

CAS'ın Fenerbahçe kararını okuyanlar bilirler. CAS, kendisini  UEFA'nın ve ceza mahkemesinin tespitleri ile bağlı tutmadı. Davayı sil baştan gördü. Fenerbahçe'nin getirdiği tüm tanıkları dinledi. Bütün tapeleri tek tek ve birlikte değerlendirdi.

CAS'ın ceza mahkemesi kararlarını dikkate almadığına en güzel örnek ise, CAS hakem heyetinin Sivasspor-Fenerbahçe maçı ile ilgili tespitleridir. Ceza mahkemesi Sivasspor yöneticilerini bu maçta şike yapmaktan mahkum ederken; CAS, yöneticilerin şike yaptığına dair kanaat veren kanıtlar bulunmadığına karar verdi.

Özetle, İsviçre Federal Mahkemesi sadece CAS'ın kararını inceleyecek. Ceza mahkemesi veya UEFA'nın yaptığı yargılama ve bunların kararları İsviçre Federal Mahkemesi'nin umurunda değil.

Fenerbahçe UEFA'nın kasten hukuka aykırı yargılama yaptığını ve bu sebeple maddi zarar gördüğünü iddia ediyorsa Vaud Kanton Mahkemesi'ne başvurabilir.

15 Temmuz 2014 Salı

TFF'den UEFA'ya Savunma

Dünya Kupası bitti. Ülkenin gündemine yine şike yerleşti.

Herkes UEFA’nın TFF, Fenerbahçe ve Trabzonspor hakkında 17 Temmuz’da vereceği kararları bekliyor.

Fenerbahçe ve Trabzonspor’un savunmalarını bilmiyoruz. TFF’nin savunması ise medyada yayınlandı.

Savunma ile ilgili yorumlarımı paylaşayım:

1) TFF “şike yok” diyememiş. Diyemez de. TFF, PFDK ve Tahkim Kurulu’nun komik “teşebbüs” kararlarını ortaya koymuş. Ceza mahkemesi, Yargıtay, UEFA Disiplin ve Kontrol Kurulu, UEFA Temyiz Kurulu, CAS tarafından verilen şike kararlarını yok saymış.

2)  TFF, üzerinde siyasi baskı olduğu yönündeki iddialarla ilgili gerekçe ve delillerin gösterilmediğini belirtmiş.

Dolmabahçe görüşmelerini hepimiz duyduk, okuduk. Başbakanın önce Şenes Erzik ile başkanlık için görüşme yaptığını biliyoruz. Kulübüne yalan beyandan Avrupa Kupaları’ndan men cezası aldırmış, kulübünü borç batağına saplamış Yıldırım Demirören’in TFF başkanlığına nasıl getirildiğini UEFA bizden iyi biliyor.

Başbakan, UEFA Kongresi’nde UEFA’ya “kişiler ve kurumlar ayrılmalı” demişti. Platini’nin kibarca “kurallar böyle” diyerek baskıyı savuşturduğunu hepimiz gördük.

3) TFF, siyasilerin baskı yapmaktan öte, şike aleyhinde özel kanun hazırlayan ve bunu kabul eden ilk siyasetçiler olduğunu iddia etmiş.

TBMM’den önce birçok Avrupa Parlamentosu şike ile ilgili özel kanunlar çıkardı. TBMM bu konuda ilk değil. Şike ile ilgili mevzuat raporlarına Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin Internet sitelerinden ulaşılabilir.

TFF, Aziz Yıldırım’ın “konuşursam kötü olur” tehdidinden sonra TBMM’nin apar topar 6222 sayılı Kanun’u değiştirdiğini ve cezaları kuşa çevirdiğini, dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın akıllara zarar savunmasını, Cumhurbaşkanı’nın kanunun yeniden görüşülmesini istemesi üzerine kanunu aynen kabul ettiğini ve şikecilerin uzun cezalar almasının önüne geçtiğini belirtmeyi unutmuş.

TFF kulağının üzerine yatmış olabilir ama UEFA, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği olanların farkında.

4) TFF, “bir hukuk adamının siyasi müdahaleyi destekleyerek acil müdahalede bulunulmasını talep etmesi anlaşılır değildir” demiş.

FIFA ve UEFA, futbolun yönetiminin siyasetin etkisinden uzak tutulmasını ister. Siyasetin futbola müdahalesi, ilgili ülke federasyonunun üyeliğinin dondurulmasına kadar giden yaptırımları gerektirir. Geçen haftalarda FIFA’nın Nijerya Futbol Federasyonu’nun üyeliğini askıya alması çarpıcı bir örnektir.

Trabzonspor da TFF’nin şikeci yönetici ve kulüplere ceza vermemesinin sebeplerinden biri olarak siyasi müdahaleyi göstermektedir. Haklıdır da. BDP hariç tüm siyasi partiler 3 Temmuz sürecinde şikecilere destek vermiş;  yasama faaliyeti kapsamında cezaları indirerek, medyaya yaptıkları yorumlarla yargı üzerinde baskı kurmuş; UEFA’nın verdiği cezaların arkasında kumpas aramış ve gerçekleri saptırarak algı operasyonuna katkıda bulunmuştur. Hiçbir hukuk prensibiyle açıklanamayacak bir kanun çıkararak haklarından mahkumiyet kararı kesinleşmiş yöneticiler için yeniden yargılamanın yolunu açmıştır.

Siyasi partiler suçu ve suçluyu övmeyi artık neredeyse marifet saymaktadır.

UEFA ve FIFA durumun farkındadır ama işine gelmediği için siyasi baskı gerekçesiyle TFF’ye ceza vermekten kaçınmaktadır. FIFA'nın bu yetkisini kullanırken ayırımcılık yaptığı sık sık dile getirilmektedir.

5) TFF, Yargıtay’ın 20 sanık hakkındaki mahkumiyet kararını kaldırdığını iddia etmiş.

TFF göz göre göre yalan söylemiş. Yargıtay, şike kararında bazı isimler hakkında verilen mahkumiyet kararlarını onadı. Bazı isimler hakkında verilen kararları ise esastan kabul etti. Mahkumiyet kararlarını doğru buldu ancak bu isimlerin cezaların ertelenip ertelenmemesinin tartışılması gerektiğini kabul etti. Diğer bir deyişle, o isimlerin şike suçunu işlediğini kabul etti. TFF ise Yargıtay’ın bozma kararlarını sanki beraat kararı gibi ortaya koydu ve UEFA’ya yalan ifade verdi.

Ayrıca TFF, spor hukuku ile ceza hukukunun ayrı olduğunu iddia edip, diğer yandan Yargıtay’ın bozma kararından bahsederek kendisiyle çelişti. Yargıtay’ın bozma kararının gerekçeleri dikkate alındığında ise TFF’nin kendi savunmasını çökerttiği ortaya çıkıyor.

6) TFF, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bazı isimler hakkında yeniden yargılama kararı aldığını ve İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların söz konusu isimler için geçersiz bir hale geldiğini iddia etmiş.

13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeniden yargılama kararı henüz kesinleşmedi. Kararın hukuka aykırılığı ise sanık avukatları dışında herkes tarafından ileri sürülüyor. Trabzonspor da bugün karara itiraz etti.

Ayrıca TFF, spor hukuku ile ceza hukukunun ayrı olduğunu iddia edip, diğer yandan Yargıtay’ın bozma kararından bahsederek kendisiyle çelişti.

7) TFF, Tahkim Kurulu’nun bağımsız yargı organı olduğunu iddia etmiş.

UEFA ve FIFA’nın da bildiği üzere, TFF Tahkim Kurulu bir yargı organı değildir. TFF içinde üst disiplin kuruludur. İdari kuruldur. Anayasa ile tanınan imtiyaz bile bu kurulun hukuki yapısını değiştirmemektedir.

TFF Tahkim Kurulu ne bağımsız ne de tarafsızdır.

Soyut ve genel kurallardan yola çıkarsak, bu kurul TFF başkanının teklifi ve TFF yönetim kurulu kararı ile atanmaktadır. Bir kurulun, kendisini atayan yönetimden bağımsız olduğunu ileri sürmek imkansızdır. Üstelik bu kurulun görev süresi, kendisini atayanlardan bağımsız düzenlenmedi. Tahkim Kurulu’nun görev süresi, TFF başkanının görev süresi ile sınırlı. TFF başkanı gidince, kurul da gidiyor. Böylece bağımlılık katmerleniyor ve üyeler tarafsız kalamıyor. Kaderi kendisini atayan başkana tabi olan bir kurulun bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedilebilir mi?

TFF Tahkim Kurulu’nu 3 Temmuz süreci açısından özel incelersek çok vahim bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Yıldırım Demirören, TFF başkanlığına oturur oturmaz TFF Tahkim Kurulu’nu değiştirdi. Bu kurula 3 Temmuz sürecinde televizyona çıkan ve “sahaya yansıma olmadan şike olmaz”, “teşvik priminde teşebbüs olmaz”, “transfer şikesi olmaz”, “ceza mahkemesinin kararı beklenmelidir” gibi hukukla hiç ilgisi olmayan teoriler üreten; ceza yargılaması esnasında mahkemeye sanıklar lehine mütalaa veren kişilerin de bulunduğu isimler atandı.

Bazı hukukçular ve köşe yazarları “PFDK’nın verdiği cezaları TFF Tahkim Kurulu arttıramazdı ki! Onlar sorumlu tutulamaz” diyorlar. Bir yönden haklılar. Ancak bu kurulun şike ile ilgili verdiği kararların ne kadar çelişik olduğu ortada. Şike konusunda anlaşan iki tarafı ayrı ayrı teşebbüsten mahkum etmeyi beceren Tahkim Kurulu’nun hangi kararına güvenilebilir?

Aynı Tahkim Kurulu, TFF’nin yaptığı talimat değişikliklerini de hiçbir hukuki gerekçe sunmadan UEFA ve FIFA talimatlarına uygun bulmuştu. Oysa söz konusu değişiklikler UEFA ve FIFA talimatlarıyla ciddi biçimde çelişiyor.

Bu kurulun bağımsız ve tarafsız olduğu iddia edilemeyeceği gibi, kararlarının da hukuka uygunluğu artık tartışılabilir olmaktan öte bir hal aldı. UEFA ve CAS hem PFDK’nın hem de Tahkim Kurulu’nun kararlarını adeta yok saydı.

8) TFF, Tahkim Kurulu kararlarına karşı hiçbir yargı makamına başvurulamayacağını iddia etmiş. Bu görüşünü de Anayasa’ya dayandırmış.

Tahkim Kurulu kararlarına karşı yeniden yargılama talebinde bulunulması mümkündür. TFF, ceza mahkemesi kararını ve yeniden yargılama kararını savunmasında kullanıyorsa, bu mahkemenin ve olayla ilgili karar veren UEFA ve CAS kararlarının da şike kararlarına etki ettiğini kabul ediyor olmalıdır. Bu durumda bırakın ceza mahkemesi kararını, CAS kararı bile tek başına yeniden yargılama sebebi olabilecektir.

TFF’nin son iki senede acı bir ders olarak öğrendiği üzere, UEFA ne Anayasa ne de TFF mevzuatı ile bağlıdır. UEFA, kendi kurallarına göre yargılama yapar ve gerekli cezaları verir. Bu ilke CAS tarafından da dile getirilmiştir.

9) TFF, UEFA’nın Türkiye Ligi’ne ilişkin kararlara müdahale edemeyeceğini iddia etmiş. TFF, Türkiye Ligi’ne müdahale için yasal dayanak bulunmadığını, TFF’nin sadece UEFA Tüzüğü ve Disiplin Talimatı’ndaki ilgili maddelerde belirtilen cezaları uygulayabileceğini ileri sürmüş.

Ben de iki seneden beri UEFA’nın Türkiye Ligi’ne, şike ile ilgili kararlara müdahale edemeyeceğini yazıyorum. UEFA Disiplin Talimatı’nda bu konuda bir düzenleme bulunmuyor.

UEFA Disiplin Talimatı’na yeni eklenen madde yanlış yorumlanıyor. UEFA Disiplin Talimatı md. 2/IV’e göre, talimat hükümleri, UEFA’nın kurucu amaçlarından birine esaslı aykırılık teşkil eden ihlallere uygulanabilecek. Talimatın bu ihlallere uygulanması ise sınırlandırıldı. Talimat ancak ilgili ihlalin üye federasyon tarafından gereği gibi, usulüne uygun soruşturulması halinde uygulanmayacak. Diğer bir deyişle, bir federasyon, yetkisi kapsamındaki şike olaylarını gereği gibi soruşturmazsa UEFA, söz konusu şike hareketlerinden ötürü ilgili kişi ve kulüpleri cezalandırabilecek.

TFF’nin 3 Temmuz sürecini iyi idare etmediği, açık söyleyelim, şikeci yönetici ve kulüplere ceza vermemek için yoğun çaba harcadığı malum. UEFA da Avrupa Kupası’na katılacak kulüpleri soruşturdu ve bugüne kadar Beşiktaş, Eskişehir, Fenerbahçe ve Sivasspor’a şikeden ötürü ceza verdi.

Bu saatten sonra UEFA, aynı kulüplere tekrar ceza veremez.

UEFA Disiplin Talimatı, UEFA’ya yerel liglere müdahale etme yetkisi de tanımıyor. Talimatta hangi cezalar öngörülmüşse o cezalar verilebilir. UEFA’nın federasyonun yerine geçip küme düşürme, tescili iptal etme, kupayı geri alma gibi yaptırımlar uygulama yetkisi bulunmuyor.

UEFA’nın yetkisi olmayabilir ancak FIFA’nın benzer ve daha kapsamlı yetkileri var (İlgili yazı için: http://goo.gl/Hi64vL). FIFA'nın kirli geçmişini ve bugüne kadar Türk futbolundaki şike skandalı ile ilgili tek satır açıklama yapmadığını dikkate alınca, FIFA'nın mevzuatını uygulamayacağını tahmin etmek zor olmaz.

10) TFF, Trabzonspor’un 2010-2011 sezonunda şampiyon olmamasından ötürü uğradığı zararların tazmini konusunda UEFA’nın yetkisi olmadığını; üstelik Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katılmakla önemli gelir elde ederek maddi ve manevi zarara uğramadığını iddia etmiş.

UEFA’nın Trabzonspor’un uğradığı zararlar konusunda yetkili olmadığı açıktır. Trabzonspor bu zararlarının tazminini Türk mahkemelerinde dava etmelidir.

TFF’nin pişkinliğine değinmeden geçemeyeceğim. TFF, Trabzonspor’un Şampiyonlar Ligi’ne katılarak önemli gelir elde ettiğini ve zararının olmadığını iddia etti. Trabzonspor şampiyon olsaydı zaten Şampiyonlar Ligi’ne katılacaktı. Trabzonspor, hak ettiği bir turnuvaya katıldı. Bu turnuvaya katılım başka bir konu, Trabzonspor’un şampiyon ilan edilmediği için Türkiye’de uğradığı zarar ayrı bir konu.

Trabzonspor şampiyon olsaydı, şampiyonluk primi alacaktı. Kupasını alacaktı. Yayın gelirlerinden önemli kazanç elde edecekti. Doğrudan Şampiyonlar Ligi’ne katılacağı henüz 2010-2011 sezonu bittiğinde belli olacağı için daha iyi sporcular transfer edebilecek ve/veya elindeki futbolcuları tutabilecekti. Avrupa Kupaları başlamadan iyi sponsorluk anlaşmaları yapabilecekti. Tribün hasılatı daha iyi olabilecekti. Ve şu anda aklıma gelmeyen başka kazançlar elde edebilecekti. Bütün bu kayıplar önemli maddi zarar kalemleridir.

TFF, Şampiyonlar Ligi’ne katılım sayesinde elde edilen gelir yüzünden manevi zararın gerçekleşmediğini iddia etmiş. Tek kaygısı maddi menfaatleri, cepleri olanların Trabzonsporlular’ın 3 Temmuz sürecinde yaşadığı  travmayı ve üzüntüyü tahmin etmeleri mümkün değil. Şampiyonlar Ligi’ne katılınca bütün acılar unutuldu zannediyorlar.

UEFA, zararların tazmini konusunda yetkili olmayabilir. TFF er ya da geç PFDK’nın ve Tahkim Kurulu’nun kasten hukuka aykırı verdikleri kararlardan ötürü önemli miktarda tazminat ödeyecek.

11) TFF, Trabzonspor'un "2010-2011 sezonunda gerçekleştirilen şike faaliyetlerinden sorumlu şahıslara ve kulüplere yaptırım uygulanması" yönündeki talebine karşılık "Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın UEFA ve CAS tarafından cezalandırıldığı" şeklinde yanıt vermiş.

TFF Avrupa Kupaları'na gönderdiği Eskişehirspor ve Sivasspor'un UEFA tarafından cezalandırıldığını unutmuş. TFF, yöneticileri ceza mahkemesi tarafından cezalandırılan Giresunspor'u unutmuş.

TFF, UEFA'nın henüz yöneticilere ceza verilmediğini unutmuş.

TFF, "UEFA ve CAS ceza verdi" diyerek, şike suçlarının gerçekleştiğine kanaat getirdiğini itiraf etmiş. Ancak sadece Avrupa Kupaları'na katılan takımların cezalandırılması ise yetinilmesi gerektiğine işaret etmiş. Yönetici, futbolcu ve teknik direktörlere ceza verilmesi konusunda ağzını açmamış.

SONUÇ:

3 Temmuz süreci, 17 Aralık sürecinden daha kötü miras bıraktı. 17 Aralık’ta en azından muhalefetten bahsedebiliyorduk. 3 Temmuz’da ise iktidar partisi ve muhalefet partileri elbirliği ile yolsuzluk yapanı, şike yapanı korudu. TFF ise hükümetin ve muhalefet partilerinin tam desteğini alarak ortalığı temizlemeye koyuldu. TBMM’nin oybirliği ile Anayasa’ya koyduğu Anayasa’ya aykırı hüküm sayesinde TFF’nin akıl almaz kararları denetim dışında kaldı. Ve bugün yeniden yargılama komedisi ile kapılar sonuna kadar açılıyor.

UEFA’nın 17 Temmuz’da dişe dokunur kararlar alacağını sanmıyorum. Bu ise Fenerbahçe ve TFF’nin muhteşem savunmasından değil, UEFA’nın kurallara bağlı olmasından ve mevzuatta var olmayan yetkileri kullanmaya teşebbüs etmemesinden kaynaklanacak.

En azından TFF’nin savunmasını gördük. Mehmet Ali Aydınlar’ın basın toplantısındaki açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtları hatırlayınca bu savunmayı gülümseyerek okudum. Şikeyi kabul ettiğini, şikecileri asla cezalandırmaya yeltenmeyeceğini tekrar gördüm. 

Lig başlıyor. Artık şikeyi unutma zamanı. Hayırlı olsun!

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Spor Karşılaşmalarında Manipülasyona İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi Kabul Edildi

Avrupa Konseyi bünyesinde uzun zamandan beri spor karşılaşmalarında şike, bahis gibi konularda çalışmalar yürütülüyordu.

Sonunda çalışmalar sonuç verdi ve uluslararası bir sözleşme hazırlandı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bugün Sporda Manipülasyona İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni kabul etti. Sözleşme'ye ilişkin Bilgi Notu (Fransızca) ve Açıklayıcı Rapor da Avrupa Konseyi'nin sitesinde yayınlandı.

Sözleşme sadece Avrupa Konseyi üyesi devletlere açık olmayacak. Bütün devletler Sözleşme'ye taraf olabilecek.

Sözleşme, 18 Eylül'de İsviçre'de yapılacak Bakanlar toplantısında devletlerin imzasına açılacak.

Sözleşme ile ilgili detaylı açıklamaları ilerleyen günlerde paylaşacağım.