25 Ocak 2014 Cumartesi

Ahmet İhsan Kalkavan ve Arkadaşları Spor Programları Hakkında Araştırma Komisyonu Kurulmasını İstiyorlar

CHP milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan ve arkadaşları televizyonlarda yayınlanan spor programlarının zararları hakkında Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için dilekçe verdiler.

İlgili teklifin metnini aşağıda bulacaksınız.

Bu teklif, 6222 sayılı Kanun dikkate alınmadan kaleme alınmış. 6222 sayılı Kanun'da medyaya, televizyon yorumcularına yönelik bir hüküm yer alıyor. Bu hüküm, medyanın sporda şiddetin doğmasında önemli rol oynaması dikkate alınarak getirildi.

İlgili hükmü hatırlayalım.

"Şiddete neden olabilecek açıklamalar 
MADDE 22 – (1) Sporda şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklamada bulunan kişilere, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, beşbin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. 
(2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin spor kulübü veya federasyon yöneticileri tarafından işlenmesi halinde, birinci fıkra hükmüne göre verilecek ceza beş katına kadar artırılır. 
(3) Birinci fıkra kapsamına giren fiilleri işleyen kişiler, ayrıca idari tedbir olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklanır. Bu yasak, kararın verildiği tarihten itibaren üç ay süreyle uygulanır. Koruma tedbiri olarak yasak kararının uygulanmasına ilişkin esas ve usuller, bu tedbir bakımından da uygulanır. Ancak 18 inci maddenin sekizinci fıkrası hükmü bu kişiler bakımından uygulanmaz. 
(4) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, haber verme ve eleştiri hakkının sınırları aşılarak yayımlanması halinde, ilgili basın ve yayın organının işleticisi olan gerçek veya tüzel kişiye, yüzbin Türk Lirasından beşyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin tekrar tekrar yayımlanması halinde, haber verme hakkının sınırları aşılmış kabul edilir."

İlgili kanun hükmü getirilmeden önce yine TBMM bünyesinde "Spor Kulüplerinin Sorunları ile Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu" kurulmuştu. Bu komisyonun raporda basının sporda şiddetin doğması ve buna bağlı olarak şiddetin önlenmesindeki rolü ile ilgili açıklamalar kaleme alınmıştı.

Rapordan ilgili bölümleri paylaşıyorum:

"12. “KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİĞİ FİKRİNE 
KATILIYOR MUSUNUZ?” sorusuna, TFF yetkilileri ve dört ligin yetkilileri, genel olarak evet 
cevabı vermiştir (% 67,1). “Abartılı kışkırtıcı sunumlar” ve “amigo ve külhani yorumlar” yapılması gibi açıklamalar getirilmiştir. Elde edilen cevaplar medyanın, şiddetin körüklenmesinde önemli olduğunu göstermektedir."

"Kulüpler Birliği Başkanı Aziz YILDIRIM ile Göksel GÜMÜŞDAĞ ve Avukat Şekip MOSTUROĞLU (...) yazılı basın ve görsel medya mevzuatının gözden geçirilmesi ve gerekli cezaların bu alana da verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir."

"Marmara Üniversitesinden Prof. Dr. Turgay BİÇER, Yrd. Doç. Dr. Serap Mungan AY, Yrd. Doç. Dr. Veysel KÜÇÜK ve Yrd. Doç. Dr. Cengiz KARAGÖZOĞLU (...) basına ceza verilmediğini (...) ifade etmişlerdir."

"Eurosport Türkiye Yayın Yönetmeni Bağış ERTEN (...) Türkiye’de basının özellikle son yirmi yılda geçirdiği evrimin, şiddeti yaratan en önemli faktörlerden biri olduğunu; bunda temel etkenlerden birinin Türkiye’de yükselen şovenizm olduğunu düşündüğünü; 90’lı yılların sonuna doğru Türkiye’de tribünlerde ciddi bir şovenist akım başladığını; bu şovenist akımın kendisini basında ve saha içinde de 
gösterdiğini belirtmiştir."

"Spor alanındaki paydaşların şiddet ve etik olmayan davranışlar konusunda bilinçlendirilmesi, yeterli düzey ve içeriğe ulaşamamıştır. İlk ve ortaöğretim müfredatında spor ahlakı ve spor etiği derslerinin olmaması, bunun yanı sıra kulüplerle federasyonların bu konuya yeterince eğilmemeleri neticesinde, sporda şiddetin önlenmesine dair yönlendirme faaliyetleri kitlelere ulaşamamaktadır. Ayrıca yazılı ve görsel basın da sporda şiddetin önlenmesini teşvik eden ve fair-play uygulamalarına yer veren yayınlardan ziyade, olumsuz haberleri gündeme taşımaktadır. Yazılı ve görsel basın için, bu konulardaki etik kurallara, prensiplere uyulmasını sağlayacak bir sistemin olması, bu alandaki mevcut algı ve yaklaşımın daha hızlı düzelmesine ciddi katkı sağlayacaktır."

"Spor medyası, uluslararası basın kuruluşlarının kabul ettiği etik kodlara, etik kurallara uygun davranmalı; şiddeti tetikleyen yorum ve yazılara izin vermemeli; fair-play/adil oyun uygulamalarına yer vermelidir."

"Spor kültürünün kazandırılması için, sporu yöneten kurumların program ve projeler üretmesi sağlanmalı; yazılı ve görsel basında, futbol dışındaki spor dallarına yer veren “özel programlar” yapılması teşvik edilmelidir."

Görüldüğü üzere, A. İhsan Kalkavan'ın araştırma komisyonu kurulmasına yönelik teklifi gereksizdir. Bu sorun, sporda şiddetin sebeplerinin tespiti ve çözüm önerilerinin sunulması için kurulan Araştırma Komisyonu tarafından incelenmiş ve birçok çözüm üretilmiştir. Önerilerin tamamı henüz hayata geçirilmemiş olsa bile, en azından 6222 Sayılı Kanun sayesinde şiddete yol açabilecek haberlere, yorumlara imza atanların ve bunları yayınlayan medya kuruluşlarının cezalandırılması için yeterli altyapı kurulmuştur.

Milletvekili Kalkavan'ın araştırma komisyonu kurulmasına yönelik teklifinin kabul edilmeyeceğini sanıyorum. Eğer bu kabul edilir ve Komisyon kurulursa, Komisyon'un faaliyetleri yakından takip edilmelidir. Yurtdışı gezilerine ağırlık verilirse, bu komisyonun sadece turizm amaçlı kurulduğu kanaati hakim olacaktır.

Kalkavan'ın ilgili teklifini ve gerekçesini paylaşıyorum:

"TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'na,

Televizyon kanallarında yayınlanan spor programlarının sporcuların, teknik adamların ve hakemierin kişilik haklarına yaptığı saldırılar eliyle toplumda linç kültürünü yaygınlaştırması, yapılan yayınlarda hedef gösterici, saldırgan, kavgacı ve ayrıştırıcı tutumun sporda şiddet üzerine etkilerinin incelenmesi ve araştırılması için; Anayasa'nın 98 ve içtüzüğün 104 ve l05'nci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması hususunu arz ve teklif ederiz. 14.01.2014

GEREKÇE

Tüm dünyada olduğu gibi toplumumuz üzerinde medya oldukça etkin roller oynamaktadır. Bunlardan en önemlileri toplumun genel algılamasını etkilernesi ve önemli sosyal konular üzerinde toplumsal bir forum oluşturmasıdır. Bu rolleri olumlu şekilde oynaması için medya çalışanlarının uyması gereken bir takım etik kodlar ortaya konulmuştur. Tüm dünyada genel kabul gören bu etik kodlar, ya ülkelerin ulusal medya birlikleri ya uluslararası medya birlikleri ya da spor gibi bazı özel alanlarla ilgili medya birlikleri aracılığı ile üyelerine duyurulmakta ve uymaları istenmektedir. Türk Basın Konseyi de Türk Medyası için 1980'1i yılların sonunda 16 maddeden oluşan ve içinde medya etik kodlarının yer aldığı "Basın Meslek ilkeleri" deklare etmiştir.

Bu bildirge evrensel olarak kabul edilen ve literatürde sıklıkla yer alan "haber, makale, fotoğraf ve g.rüntülerin şiddet öğeleri içermemesi ve şiddete yönlendiren ve özendiren yayınlardan uzak durulmasını" da içermektedir. Aynı zamanda bu etik koda ilişkin olarak birçok ülkede "terör, terörizm, suç ve suç örgütleriyle ilgili haberlerin sunumunda hukuki düzenlemeler yoluyla sınırlılıklar ve sorumluluklar getirilmiştir.

Oysa bu sınırlılık ve sorumluluklara rağmen ülkemizde spor alanlarında görülen şiddet olaylarının önemli bir kaynağı olarak medya gösterilmekte, kamuoyunda spor ve şiddet medya ile birlikte anılmakta ve medyanın sporda şiddeti körüklediği düşünülmektedir. Dolayısı ile bu yöndeki yaygın düşüncenin bir yansıması olarak sporda şiddet söz konusu olduğunda spor medyasının oynadığı rol hemen hemen her platformda dile getirilmekte ve tartışma konusu olmaktadır.

Ülkemizde yayınlanan bazı özel televizyon kanalları, rekabet ortamı içerisinde "spor programları" adı altında görece olarak halkın ilgisini çektiğini, reyting aldığını ve izlendiğini düşündüğü ama spor ve basın etiği ile bağdaşmayan, toplumsal ve insani değerlere, evrensel hukuk normlarına aykırı yayınlar yapmakta, yayınlanan bu programlarda sporcuların, teknik adamların, spor yöneticilerinin ve özellikle hakemierin kişilik haklarına saldırılarda bulunulmaktadır.

Bahsi geçen kişilerin kişilik hakları, bir ailesi, çocukları, dostları, saygın bir çevresi yokmuş gibi davranılmakta, halkın gözünde hakarete varan bu çirkin söylemler adeta normalleştirilmeye çalışılmakta ve ne yazık ki linç kültürünün toplumda iyiden iyiye yerleşmesine neden olunmaktadır.

Komplo teorileri üreten spor yorumcuları, artık futbolun teknik kısmı yerine yani saha dışındaki olayları konuşmakta, racon kesmekte, milyonlarca izleyicinin önünde birbirleriyle kavga etmektedirler. Spor ve basın etiği ile bağdaşmayan bu yayınlarda yapılan yorumlarla  takımlar arasındaki ezeli dostluklar desteklenecek yerde nefret körüklenmekte, toplumu ayrıştırıcı nitelikteki bu yayınlarla türlü yasalarla sporda şiddetin önüne geçilmeye çalışılması çabaları beyhude kılınmaktadır. Sporu barış, dostluk, kardeşlik gibi amaçlarından uzaklaştırarak kin ve nefret tohumları eken bu yayınlarda yer alan yarumcuların kullandığı argo ve küfür dili ile program yapımcılarının tercih ettiği magazin, eğlence ve dedikodu odaklı anlayış bu programları izleyen çocuk ve gençlere kötü örnek olmaktadır.

Bu durumun en önemli tahmini sebeplerinden biri de televizyon kanallarımızdaki kültürel yozlaşma ve kolaycılıkla birlikte Türkiye Futbol Federasyonu'nun kararıyla Lig TV ve TRT haricinde hiçbir kanalın maç görüntülerini yayınlayamıyor oluşudur. Maçın pozisyonunu değerlendiremeyen yorumcular; doğal olarak şiddeti, ter.rü, şikeyi, dopingi adeta teşvik ve tahrik edecek dozda analizlere girişrnek zorunda kalmakta, görüntü yayınlayamayan programlarda bahsi geçen dedikodu, komplo teorileri, hakaret, kavga, küfürler ile izleyici kazanılmaya çalışılmakta reyting avcılığı yapılmaktadır.

Bu programlarda ayrıca üç büyükler olarak adlandırılan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'a toplam sürelerin yaklaşık yüzde 95'i ayrılırken diğer Anadolu takımları tüm başaniarına rağmen gündemde yer bulamamakta ve bu durum yayınlardaki eşitlik ve tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Televizyon kanallarında yayınlanan spor programlarının sporcuların, teknik adamların ve hakemlerin kişilik haklarına yaptığı saldırılar eliyle toplumda linç kültürünü yaygınlaştırması, yapılan yayınlarda hedef gösterici, saldırgan, kavgacı ve ayrıştırıcı tutumun özelikle çocuklar ve gençler olmak üzere toplum genelinde ne gibi yıkıcı etkiler bıraktığı, bu yayın politikasının sporda şiddet üzerine etkilerinin araştırılarak bu konuda alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, iç Tüzüğün 104 ve l05'inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederim."

Sportif Suça Sportif Ceza mı?

Yargıtay'ın şike cezalarını onamasının ardından Türkiye'de yeni lobi faaliyetleri başladı.

İddiaya göre, "şike sadece sportif suçtur. Sportif suça sportif ceza verilmesi gerekir. Dünyada bahisle ilgisi olmadan, sadece şikeden ötürü ceza verilmemektedir. Üstelik Türkiye'de şikenin cezası çok ağırdır."

Bu iddialar doğru değil.

Son yıllarda Dünya'nın dört bir yanında, birçok devlet şikeyi özel hükümlerle suç olarak düzenlemiştir. Bazı devletler bu suçu Ceza Kanunu, Ceza Kodu içinde getirmiş; bazıları ise sporla ilgili özel kanunlar düzenlemeyi uygun bulmuştur.

Aşağıda Güncel Hukuk Dergisi'nin Nisan 2012 sayısında yayınlanmış yazımı bulacaksınız. Bu yazının yayınlanmasından sonra birçok devlet şike ile ilgili cezalar getirmiştir. Bu gelişmeleri daha sonra paylaşacağım.

Yazıda da göreceğiniz üzere, şike artık devletler tarafından düzenlenen bir suçtur. Cezası da gün geçtikçe ağırlaştırılmaktadır. Devletler cezaları arttırma eğilimindedir. Türkiye'de bir kesimin iddia ettiği gibi, "sportif suça sportif ceza" gibi bir uygulama bulunmamaktadır.

Yazıda belirtilmemiş, daha sonra ortaya çıkan önemli bir gelişme, Avrupa Konseyi bünyesinde şike ile mücadeleye ilişkin uluslararası sözleşme düzenlenmesi çalışmalarına başlanmasıdır. Dün (24 Ocak 2014) Avrupa Konseyi'nde bu yönde bir toplantı olmuştur. Sözleşmenin 2015 yılında imzalanmaya hazır hale gelmesi planlanmaktadır. Diğer bir deyişle, bırakın şikenin suç olmasını, artık şike ile mücadele için uluslararası işbirliği öngörülmektedir. Devletler, şike ile sert mücadele etmeye yönlendirilmekte ve bu konuda yeknesaklık oluşturmaya çalışılmaktadır.

Yazıyı sunuyorum. Öneri ve eleştirilerinizi paylaşmanızı rica ediyorum.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Şike Suçunun Cezasının İndirilmesi Üzerine
Mert Yaşar*

Temmuz 2011’den beri şike, şike suçunu düzenleyen 6222 Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun[1] şiddetle tartışılıyor. Büyük kulüplerin yöneticilerinin tutuklanmasının ardından şike ve teşvik primi verilmesi suçlarının cezalarının indirilmesi için büyük lobi faaliyetlerine başlandı. En sonunda “5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası”, “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası”na dönüştürüldü. Cumhurbaşkanı, bu yasayı çeşitli mülahazalarla[2] TBMM’ye geri göndermesine rağmen TBMM, değişikliğin arkasında durdu ve değişiklik, 6259 sayılı Kanun olarak Resmi Gazete’de yayınlandı ve yürürlüğe girdi[3].
Söz konusu değişiklik, kamuoyunda büyük tepki gördü. Bu indirimin tutuklu bulunan önemli kişileri korumak için getirildiği görüşü kamuoyunda haklı olarak dile getirildi.
6259 sayılı Kanun’un yasalaşma süreci Türk spor yönetiminin ve TBMM’nin şike karşısında zafiyetini ortaya koydu. Türk sporu adeta şikeye teslim oldu.

Şike ve Teşvik Primi Cezaları Tartışılmadan, Oybirliği ile Kabul Edildi
6222 sayılı Kanun henüz kanun taslağı iken taslakta öngörülen birçok cezanın orantısız, çok ağır olduğu dile getiriliyordu. Ancak şike ve teşvik primi için öngörülen “5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası” ve bu cezaları ağırlaştıran haller eleştirilmedi. Zira Türkiye’de şikenin önemli bir sorun olduğu kamuoyu tarafından kabul ediliyordu. TBMM birkaç kez şike ile ilgili araştırma komisyonu kurulmasına karar vermiş; komisyon raporları[4] kamuoyunun bilgisine sunulmuştu. Bu raporlarda Türkiye’de şikenin azımsanamayacak bir tehdit haline geldiği ve bununla mücadele edilmesi gerektiği ifade edilmişti.
Kanun tasarısını görüşen TBMM Adalet Komisyonu, kanun tasarısı ile ilgili hazırladığı raporda[5], tasarının her maddesinin uzun uzadıya incelendiğini; birçok hükümde değişikliğe gidildiğini açıkladı. Raporda şike ve teşvik primi ile ilgili 11’inci madde sadece kulüplere getirilen yaptırımlar açısından eleştirildi; 11’inci maddenin 7’nci fıkrası değiştirildi. Komisyon, ayrıca maddede hükme bağlanmış suç tipi açısından etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesini temin amacıyla maddeye fıkra ekledi. Görüldüğü üzere, TBMM Adalet Komisyonu, “5-12 yıl arası hapis cezası” hakkında bir kelime bile tartışmaya girmedi. Kulüplere verilecek ceza hafifletilirken, kişilere verilecek cezaların indirilmesi tartışılmadı. Hükümet ve muhalefet partileri milletvekilleri  şike ve teşvik primine verilecek ceza konusunda mutabakata vardılar.
6222 sayılı Kanunun kabul edildiği TBMM genel kurulunda da kanun tasarısı ile ilgili birçok hüküm eleştirildi; değişiklik teklifleri verildi. İlgili hükümlerin ceza siyaseti, insan hakları, kişilik hakları açısından sakıncaları açıklandı[6]. Ancak hiçbir grup sözcüsü ve şahsı adına söz alan milletvekili 11’inci maddede yer alan ağır cezayı eleştirmedi. Tasarının bütününü ve maddelerini şiddetle eleştiren siyasi parti sözcülerinin şike ve teşvik primine verilecek cezayı görmemeleri, farkına varmamaları mümkün müdür?

Temmuz 2011 Etkisi
3 Temmuz 2011’de önemli kulüplerin yönetici ve teknik direktörlerinin tutuklanmalarının ardından belli çevreler şike ve teşvik primine verilen cezaların çok yüksek olduğunu iddia etmeye başladılar. Bu çevreler, iddialarını TCK’da insan kaçakçılığı gibi şike ile tamamen ilgisiz suçlar için öngörülen cezaların şikeye verilen cezadan daha düşük olmasına dayandırdılar. İnsan öldürenler bile şikeciler kadar ceza almayacaklarmış.
Oysa şike suçu için ceza belirlenirken rüşvet ve dolandırıcılık suçları temel alınmıştı. Şikenin rüşvet ve dolandırıcılığa benzer şekilde düzenlenmesi gerektiği öngörülmüştü. TCK’da rüşvetin cezası dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası (TCK md. 252); nitelikli dolandırıcılığın cezası ise iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıdır (TCK md. 158). Şike suçu için rüşvete benzer bir suç tipi yaratılmış ve şike için öngörülen ceza, rüşvet için öngörülen ceza ile uyumlu düzenlenmişti. Bu bağlamda, şike suçunun cezasının TCK’da bir örneğinin bile olmadığı yönündeki iddialar yersizdir.
Belli çevreler Avrupa’nın çeşitli devletlerinin mevzuatından örnekler vererek, bu devletlerde şikenin sadece bahisle bağlantılı olması durumunda ceza verildiğini ve bu cezaların çok düşük olduğunu ileri sürdüler.
Bu iddialar doğrudur ancak eksiktir. Karşılaştırmalı hukuktan örnekler verileceği zaman sadece belli menfaatlerin kollanmasından çekinilmeli; tam, eksiksiz ve bütün yönleriyle bir araştırma yapılmalıdır. Şike konusunda ise maalesef bazı menfaat grupları, bu çalışmayı gereği gibi yapmaktan ya da yaptıkları çalışmanın sonuçlarını eksiksiz paylaşmaktan imtina etmişler; kamuoyunu yanlış yönlendirmişlerdir.
Biz de şike suçunun cezasının çok yüksek olduğunu düşünüyor ve cezaların indirilmesi gerektiğini düşünüyorduk. Ancak bu cezalar karşılaştırmalı hukuk dikkate alınarak ve Türkiye gerçeği göz ardı edilmeden indirilmeliydi.

Karşılaştırmalı Hukukta Şike Suçuna Verilen Cezalar
Şike, amatör-profesyonel ayırımı yapmadan sporu tehdit ediyor. Uluslararası kurumlar, devletler ve spor federasyonları şike ile mücadele için yoğun çaba harcıyor. Spor federasyonları eğitim ve disiplin cezaları ile şikeye savaş açarken; Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi çeşitli raporlar ve tavsiye kararlarıyla devletleri şike ile mücadeleye davet etmektedir. Bağımsız kurum ve kuruluşlar da şike ve bahisle mücadele konusunda raporlar paylaşmaktadırlar[7].
Avrupa Konseyi, şike ile mücadelenin uluslararası platforma taşınması, devletlerin yasaları arasında uyum sağlanması amacıyla 2011 yılında bir araştırma yaptı. Hazırlanan formüler ile devletlere spor mücadelelerine etki edilmesi ile ilgili özel yasaları olup olmadığı; şikenin nasıl cezalandırıldığı soruldu. Devletlerden gelen cevaplar incelendi ve Suç Sorunları ile İlgili Avrupa Komitesi bir rapor[8] hazırladı.
Bu rapora göre, Avrupa Konseyi üyesi devletlerden sadece 10’u (Birleşik Krallık, Bulgaristan, Fransa, Güney Kıbrıs, Gürcistan, Polonya, Portekiz, Rusya Federasyonu, Türkiye ve Yunanistan) şike için özel düzenlemeler getirmiştir. Birçok devlet ceza kanunlarındaki rüşvet ve dolandırıcılığa ilişkin hükümlerin şikeyi cezalandırmak için yeterli olduğunu belirtmiştir.
Rapora göre, bazı devletler (Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya) şikeyi sadece bahisle bağlantılı olması durumunda suç olarak kabul ederken, geri kalan devletler şikeyi cezalandırmak için bunun bahisle ilgili olması gerekliliğini aramamaktadır.
Şikeye verilen cezalar önemli farklılıklar göstermektedir. Cezalar aşağıdaki gibi listelenebilir:
Birleşik Krallık: 2 yıla kadar hapis cezası.
Bulgaristan: 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası. Aracılık yapanlara 3 yıla kadar hapis cezası. Bazı hallerde 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası. Suçun organize suç örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda ve diğer bazı hallerde 2 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası.
Fransa: 5 yıl hapis ve 75.000 Avro para cezası.
Güney Kıbrıs: En fazla 2 yıl hapis cezası. Anlaşma ile istenen sonucun gerçekleşmesi durumunda 3 yıla kadar hapis cezası.
Gürcistan: 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası. Organize suç örgütü faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda 4 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası.
İtalya: 1 yıl hapis ve 1.000 Avro para cezası.
Polonya: 6 aydan 8 yıla kadar hapis cezası. Önemli menfaat sağlanmışsa 1 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası. Şikeyi bilerek bahis oynayanlara 3 aydan 5 yıla kadar hapis cezası.
Portekiz: Menfaat öneren için 3 yıl hapis veya para cezası. Suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası.
Yunanistan: 3 aya kadar hapis cezası. Anlaşma ile istenen sonuç elde edilirse 6 aya kadar hapis cezası.

Kanımızca, yukarıda mevzuatı açıklanan devletlerden özellikle Bulgaristan’ın durumu göz önüne alınmalıdır. Bulgaristan, sporda yozlaşmada önemli bir örnektir. Wikileaks’te ifşa edilen belgeye[9] göre, ABD Sofya Büyükelçiliği’nden gönderilen bir raporda Bulgaristan futbolunun organize suç örgütlerinin elinde olduğu iddia edilmiştir. Bulgaristan, sporu mafyadan kurtarmak için önemli çalışmalar yapmış ve şikeyi sert cezalarla cezalandırmayı uygun bulmuştur.
Türkiye ise, Avrupa Konseyi’ne gönderdiği raporda şikenin cezasını indirdiğini açıkladı ancak bu değişikliğin gerekçesini açıklamaktan imtina etti. Peki kanun neden değiştirildi?

Kanun Değişikliği
6222 sayılı Kanunun tasarısını hazırlayanlar ve Türkiye Futbol Federasyonu şike ve teşvik primine sert cezalar verilmesi gerektiğini iddia ediyorlardı. Türk sporu bu amansız hastalığı ancak acı ilaçla söküp atabilirdi. Türkiye Futbol Federasyonu şike durumunda küme düşme cezalarını acımadan uyguluyordu. Bu sert, acımasız uygulama kanun koyucu tarafından da desteklenmeliydi.
Şike cezaları herkesin gönlüne göre kabul edildi. Şike ile ilgili hükümler uygulanır uygulanmaz durumun vahameti ortaya çıktı. Birçok komplo teorisi üretildi. Hakkında dava açılan yöneticilerin suçsuz oldukları savunulurken; futbol kulüpleri kanunu değiştirmek için yoğun lobi faaliyetlerine başladılar. Yöneticiler suçsuz ise, futbol kulüplerinin yöneticileri şike ve teşvik primine başvurmuyorlarsa neden kanunun değiştirilmesi isteniyordu? Sadece kanunun değil, bunca yıldır uygulanan küme düşme cezasının değiştirilmesi talebinin ardında yatan sebep neydi? Bunu kamuoyu takdir edecektir.
Kulüpler Birliği, hazırlattığı kanun değişikliği önerisi kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanınca başka yollara başvurdu. Kulüpler Birliği ile yöneticileri, teknik adamları tutuklanmış, iddianamede sanık olarak yer almış yöneticilerin görev aldıkları kulüplerin temsilcileri TBMM’yi sık sık ziyaret ettiler. Kulüp temsilcileri TBMM Adalet Komisyonu’nda bile yer aldılar. En sonunda futbol camiası muradına erdi.
6222 Sayılı Kanun’un hızla çıkarıldığı, gerekli araştırma ve tartışmaların yapılmadığı iddia edildi. Kanun değişikliği teklifine ilişkin Adalet Komisyonu’nun hazırladığı raporda[10]işlenen suça verilecek cezanın, fiilin ağırlığı ile orantılı olmasının yanı sıra, diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerektiği” belirtildi; ancak şikeye benzer suçu düzenleyen TCK md. 252 göz ardı edildi.
Bu raporda karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri kaleme alınmadı. Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi tavsiye kararları, yönergeleri görmezden gelindi. Uluslararası federasyonların “şikeye karşı sıfır tolerans” politikalarından bahsedilmedi.
Spor Bakanı Suat Kılıç, sık sık 6222 sayılı Kanun’un TFF’nin isteği üzerine çıkarıldığına vurgu yapıyordu. Sayın Kılıç 6222 sayılı Kanun’un değiştirilmesine ilişkin kanun teklifinin görüşüldüğü genel kurul oturumunda da şike ile ilgili cezaların değiştirilmesi için Süper Lig kulüplerinin 18’inin birden ıslak imzalı taleplerinin geldiğini belirtti[11]. Sırf bu beyan bile kanun değişikliğinin kişiye özel, belli bir menfaat grubunun çıkarları nazara alınarak yapıldığını gösteriyor.

Sonuç
Şike, spor için en önemli tehditlerden biridir. Spor yöneticileri, eski sporcular şike tehdidinin büyümesinde önemli etkenlerdir.
Bugün şike ile etkin mücadele etmek isteyen devletler, uluslararası kuruluşlar, spor organizasyonları, sivil toplum örgütleri hep birlikte çözüm yolları bulmak için çalışmalar yürütmektedir. Devletler arasında işbirliği oluşturulması, uzmanlardan yardım alınması, eğitim programları düzenlenmesi, spor organizasyonlarına şikenin önlenmesi konusunda baskı yapılırken diğer yandan da şike faaliyetlerinin tespitine destek verilmesi gibi faaliyetler yanında şike ile mücadelenin en etkin yollarından birinin ceza tehdidi olduğu iddia edilmektedir.
Türkiye, şike ile mücadelede Dünya’ya örnek olma yolunda ilerlerken, ne yazık ki futbol dünyası gücünü göstermiştir. Futbol camiası, TBMM’yi ablukaya alarak ceza kanunlarına, Anayasa’ya müdahale etme cüretini göstermiştir. TBMM ise TFF ve futbol kulüplerinden gelen her talebi kanunlaştırmakta beis görmemiş; Meclis adeta futbol ailesinin noteri haline gelmiştir.
Bugün TBMM futbol yüzünden toplum gözünde saygınlığını yitirme noktasına gelmiştir. Şike suçuna verilen cezaların had safhada indirilmesi toplumu derinden sarsmıştır. Kamuoyu şikecilere af getirildiğine, şikecilerin korunduğuna inanmaktadır. Bu kanının ortadan kaldırılması mümkün değildir.
TBMM, bu düzenlemeleri değiştirirken sadece suç işleyenlerin mağduriyetini değil, sporun bütün katmanlarını, aktörlerini dikkate almalıydı. Mağdur olan kulüpleri, sporcuları, seyircileri, bahis oynayanları, sponsorları, şirket ve yatırımcıları da göz önünde tutmalıydı.
Kanımızca, şikenin cezası indirilmeliydi. Ancak TBMM’nin getirdiği düzenleme oransız olmuştur. Şikenin cezası rüşvet ve dolandırıcılık suçları dikkate alınarak düzenlenmeliydi. Alt ve üst sınır arasında yelpaze geniş tutulabilirdi. Tıpkı Bulgar Ceza Kanunu’nda öngörüldüğü gibi 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası öngörülebilirdi. Ağırlaştırıcı sebeplerin gerçekleşmesi durumunda 2 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilmesi uygun olurdu.





* Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi,
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Spor Hukuku Komisyonu üyesi.


[4] “Türk Sporunda Şiddet, Şike, Rüşvet ve Haksız Rekabet İddialarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/63, 113, 138, 179, 228) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu” (TBMM 22. Dönem 956 Sıra Sayılı Raporu, 2005) (http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem22/yil01/ss956m.htm); Spor Kulüplerinin Sorunları ile Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu – Mart 2011 (http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/denetim/spor/belgeler/ss733_spor_araskom.pdf)

[5] Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/990) (http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss646.pdf)

[6] Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 23’üncü Dönem, c. 8, Yasama Yılı: 5, 85’inci Birleşim, 31 Mart 2011, sh. 278-309 (http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d23/c098/tbmm23098085.pdf)

[7] Sportaccord: “Integrity in Sport: Understanding and preventing match-fixing” (http://www.sportaccord.com/multimedia/docs/2011/11/SportAccordIntegrity_Guide.pdf)
Transparency International: “Corruption and Sport: Building Integrity and Preventing Abuses” (Working Paper No.03/2009) (http://www.transparency.org/content/download/46126/738820/file/Sports_and_Corruption_Working+Paper_9_September_2009.pdf)
Remote Gambling Association: "The Prevalence of Corruption in International Sport - A Statistical Analysis" (http://www.rga.eu.com/data/files/Press2/corruption_report.pdf)

[8] “Feasibility Study on Criminal Law on Promotion of  The Integrity of Sport Against Manipulation of Results,  Notably Match-Fixing” (http://www.coe.int/t/dghl/standardsetting/cdpc/Bureau%20documents/CDPC(2012)1%20-%20e%20-%20Promotion%20of%20the%20integrity%20of%20sport%20against%20manipulation%20of%20results_Final.pdf)

[10] Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138), Yasama Dönemi: 24, Yasama Yılı: 2, Sıra Sayısı: 80 (http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss80.pdf)

[11] Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem: 24, c. 4, Yasama Yılı: 2, 22’nci Birleşim, 23 Kasım 2011, sh. 1031 (http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d24/c004/tbmm24004022.pdf).

23 Ocak 2014 Perşembe

Milletvekili Alim Işık'tan Hakem ve Gözlemcilerin Sorunları ile İlgili Soru Önergesi


MHP milletvekili Prof.Dr. Alim IŞIKHakem ve gözlemcilerin yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevaplandırması için soru önergesi verdi.

Işık'ın ilk soruları tüm dallardaki hakem ve gözlemcileri kapsıyor gibi gözükse de, esas olarak TFF bünyesinde yer alan hakem ve gözlemcilerin sorunları önerge konusu olmuş. Örneğin dördüncü ve beşinci sorular diğer dallardaki hakem ve gözlemcileri de kapsayabilirdi. Önergenin tamamına bakıldığında, Işık'ın sadece futbol hakem ve gözlemcilerinin sorunlarını gündeme taşımaya çalıştığı izlenimi ediliyor.

Işık'ın tüm spor dallarını kapsayan bir önerge hazırlayıp vermesi beklenir.

Önerge aşağıdaki gibidir.

"Hakem ve gözlemcilerin yaşadıklan sorunların çözümüne yönelik Bakanlığınız çalışmalarıyla ilgili olarak;

1. 2002-2014 döneminde ülkemizde yapılan spor müsabakalarında görev alan hakem ve gözlemcilerin toplam sayıları ne kadardır?

2. Hakem ve gözlemcilere ödenen ücretler nasıl belirlenmektedir ve halen anılan personele hangi kaynaklardan ne kadar ücret ödenmektedir?

3. Hakem ve gözlemci ücretierin oldukça düşük olduğu, düşük olmasına rağmen maç ücretlerinin zamanında ödenmediği, 3-5 ay gecikmeyle ödendiği iddiaları doğru mudur? Doğru ise ücretierin zamanında ödenmeme gerekçeleri nelerdir? Ücretleerin artırılması konusunda Bakanlığınızca yapılan bir çalışma var mıdır?

4. Amatör müsabakalara giden hakem ve gözlemcilere T.F.F. tarafından belli ücret karşılığında kaza ve sağlık sigortası, kendi araçlarıyla gidenlere ise araç kaza sigortası yaptırılması konusunda bir çalışma yapılması düşünülmekte midir?

5. İl Hakem Kurullarımn Futbol Federasyonu tarafından atanarak oluşturulması yerine bulundukları ilin hakem ve gözlemcileri tarafından seçilerek oluşturulması konusunda bir çalışma yapılabilir mi?

6. Hakem ve gözlemcilerin kimliklerini göstererek futbol ve spor karşılaşmaianna ücretsiz girmelerinin sağlanmasına yönelik talepleri Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmiş ya da değerlendirilmektedir?

7. Bakanlığmızm anılan konulara ilişkin görüşü ve 2014 yılı programı nasıldır?"

22 Ocak 2014 Çarşamba

Sporcuların Sporu Bıraktıktan Sonra Yaşadıkları Sorunların Araştırılması için Araştırma Önergesi Verildi


CHP'li milletvekili Gürkut Acar ve diğer milletvekilleri Sporcuların sporu bıraktıktan sonra yaşadıkları sorunların araştırılması, sporcuların nitelikli bir yaşam sürebilmelerini sağlayacak bir yapının oluşturulması amacıyla Meclis Araştırması açılması için teklif verdiler.

Teklifin gerekçesi aşağıdaki gibidir:

"GEREKÇE:

Türkiye, çok genç bir nüfusa sahip olmasına karşın, spor alanında uluslararası düzeyde ciddi ve istikrarlı başarılar kazanan bir ülke konumunda değildir.

Spor alanına sağlanan olanakların ve spor eğitiminin yetersizliğinin bu sonucu doğurduğu açıktır.

Ayrıca sporun, ömür boyu nitelikli bir yaşam sağlayamadığı konusunda ortaya çıkan olumsuz örnekler, yetenekli gençlerin spora yönelmesini de güçleştirmektedir. Yabancı sporcular, ömür boyu geçimlerini sağlayacak ciddi kazançlar elde ederken, Türkiye'de amatör ve profesyonel sporcuların büyük bölümü, aktif spor yaşamlarını tamamladıktan sonra ciddi bir maddi güçlük ve yoksulluk yaşamaktadır. Çeşitli sakatlıklar nedeniyle genç yaşta sporu bırakanların durumu daha da kötüdür.

Futbol ve basketbol branşlarında büyük takımlarda oynama şansı bulan sporcular dışındaki bütün sporcular, benzer sıkıntıları yaşamaktadır.

Sporcular ya emekli olamamakta ya da düşük emekli maaşları nedeniyle ilerleyen yaşlarında ek yapmak zorunda kalmaktadır. Emekli boksörlerimizle ilgili gazetelere yansıyan haberler bunun en somut örnekleridir. Bir zamanlar milli formayı taşımış, şampiyonluklar yaşamış Seyfi Tatar, Nazif Kuran gibi boksörlerimizin, geçim sıkıntısı başlıklı haberlerle anılması kabul edilebilir değildir. Bu durum genç kuşaklara da olumsuz örnek oluşturmaktadır.

Bu nedenlerle sporcuların aktif sporu bıraktıktan sonra yaşadıkları sorunların araştırılması, sporcuların nitelikli yaşam sürebilmelerini ve yetenekli gençlerin spora yönelmelerini sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılması gerekli görülmektedir."

Çirkin ve Kötü Tezahüratta Devamlılık Şartı Kaldırıldı

TFF yönetim kurulu  21.01.2014 tarih ve 37 sayılı toplantısında aldığı karar ile Futbol Disiplin Talimatı'nın 52. maddesinin 1. fıkrasında değişikliğe gitti.

Değiştirilen hüküm şöyle:
"MADDE 52 - ÇİRKİN ve KÖTÜ TEZAHÜRAT
(1) Stadyumlarda  topluluk halinde söz veya hareketlerle ya da benzeri araçlar ile aşağılayıcı, tahrik veya taciz edici nitelikte tezahüratta bulunulması, devamlılık kıstası uygulanmaksızın yasaktır."

Özcan Yeniçeri'den Aziz Yıldırım'a Destek

MHP milletvekili Özcan Yeniçeri, TBMM'de yaptığı basın toplantısında Aziz Yıldırım'a destek verdi. Yeniçeri, başbakanın gereğini yapması gerektiğini söyledi.

TBMM'nin sitesinde yer alan haber aşağıdaki gibidir:


"MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bazı yargılamalara ilişkin sözlerinin samimiyetini merak ettiklerini belirterek, "Erdoğan sözlerinde samimi ise Hakan Fidan için yaptığını Aziz Yıldırım, bu ülkenin Genelkurmay Başkanlığını yapmış İlker Başbuğ için de yapar" dedi. 


Yeniçeri, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında HSYK’nın yeni kararnamesiyle 96 hakim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesine dikkati çekti. 

Yeniçeri, "AKP'ye uygun ve uyumlu olmayan polis, savcı ve müdür gidecek uyumlu olanlar gelecektir. AKP'nin intikam uygulamalarıyla adalet hizmetleri toplumla devlet veya kişilerle kişiler arasında bir güven unsuru olmaktan çıkarılmıştır. Böylece adalet mülkün değil AKP'nin aracı haline gelmiştir" dedi. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, bazı davalara ilişkin, "Bugün artık geçmişteki bazı yargılamaların da üzerinde çok büyük soru işaretlerinin oluştuğunu daha net olarak görüyoruz" ile Yargıtay'ın Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın şike davasında aldığı cezaları onamasıyla ilgili "Zamanlama itibariyle ben anlamlı buluyorum" şeklinde açıklamaları olduğunu ifade eden Yeniçeri, "Hem bu sözleri etmekte hem de kendi yönetimindeki yargıda, kendi yandaşlarının tabiriyle, kurulmuş kumpasların sonuçlarını ortadan kaldırmak için kılını dahi kıpırdatmamaktadır" diye konuştu. 

Aziz Yıldırım ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un davaları ve hükümlerinin Başbakan Erdoğan’ın ifadeleriyle "özünden sakat" olduğunu belirten Yeniçeri, şöyle devam etti: 

"Erdoğan’ın bahsettiği sahte delil, kumpas, yasadışı dinleme, tasarlanmış ve ayarlanmış yargı ile verilmiş ceza söz konusudur. Bunları ifade eden bir Başbakan’a düşen görev gereğini yapmak için zaman kaybetmekten harekete geçmektir. 

Eğer Başbakan Erdoğan sözlerinde samimi ise Hakan Fidan için yaptığını Aziz Yıldırım, bu ülkenin Genelkurmay Başkanlığını yapmış İlker Başbuğ için de yapar. Yurt dışına kaçma şüphesi’ ile bir yıl hapiste tutulan Aziz Yıldırım’ın Avrupa’dan gelerek Başbakan Erdoğan’ın tabiriyle kumpasla, ayarla ve sahte delille verilmiş ceza için hapishaneye gitmeyi göze alması büyük bir saygıyı hak ediyor. Bu tavır karşısında şapka çıkartmak yetmez. Gereğini de yapmak gerekir. Bu davalarla ilgili ve acil olarak Sayın Başbakan Erdoğan’ın ya gereğini yapması ya da ebediyen susması gerekiyor" 

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Yeniçeri, Suriye'nin kuzeyinde özerk bir yapı kurulduğu iddialarına ilişkin "Bu yapılanmanın Türkiye'yi ciddi bir biçimde tehdit edeceğini ve Türkiye'deki bölücü mihrakları teşvik edeceğini bugünden görüyoruz. Şam yönetiminden kopacak bir Kuzey Suriye'nin Şam'dan daha çok Türkiye'nin başına bela olacağını Sayın Başbakan'ın ve hükümetin bilmesi gerekiyor. Artık Türkiye'ye karşı açılmış iki cephe vardır, biri Kandil ise ikincisi Kuzey Suriye cephesidir" dedi."